Beklerken sevgiliyi nasıl heyecan duyarsa yürek öyleydik senin için de…
Her güzel şeyin sonu var dediklerinde bilende, bilmeyende o anı yaşadık ve kulaklarımızı tıkadık…
Sonuna geldiğimizde ise…
Ellerin arasından kayıp giden sevgiliyi andırdın bize…
Mahzun olduk sen gibi bizde… Fakat bir farkla… Giden sevgililer gelmezler ya hani. Sen öyle değilsin ki.
Diyorsun ki; dramatize etmeyin gidişimi! Geleceğim bak ne kaldı ki… “Evet, sevgiliyim… Gölgem üzerinizdeyken gitsem ne olur kalsam ne olur. “
Öyle sevgililer vardır ki, gider.
Gider…
Aslında o gitmemiştir. Seninledir fakat onu görmen için gönül gözü lâzımdır. Gönül gözün var mıdır ki beni göresin.
Gider…
Tesiri hüküm sürer… Neden bilemezsin…
Giden ve döneceği günü bekleyen bir sevgili gibisin…
Samimisin, içten ve gerçeksin.
Ve bizler seninleyken ne kadar gerçek olduk, ne kadar kendimiz olduk, insanlığımızı ne kadar hatırlayabildik.
Aç varken tok yatan bizden değildir yüce desturunca ilerleyebildik mi seninleyken? Hayattan bir ay daha düştük kimimiz manen dolu dolu yaşadı, kimi yaşadığını sandı, kimi kendinden dahi bihaberdi…
Mahyaların gölgesinde ki aşk çok güzeldi. Cıvıl cıvıl İstanbul geceleri huzur vericiydi, Beyazıt Çınar altındaki “küllük sohbetleri” çok güzeldi…
O sohbetlerden sonra insan “gerçek sohbete” olan açlığını hissediyor. Ve ne hikmetse o bilmediğimiz (kendi adıma) çok eskilerde kalmış İstanbul’u soluyor insan ister istemez.
Sonbahar geldi… Kurumuş çınar yapraklarını eziyorum yürürken… Bir aylık pay düştük hayattan derken gökyüzüne bakıyorum hışırtılar arasında ve “daha dün gibiydi” diyorum. Bu Ramazan bu Ramazan mı? Yoksa ben geçen yılda mı kaldım demekten de kendimi alamıyorum.
Sevmek özlemekmiş,
Sevmek beklemekmiş
Sevmek sabrın yarısıymış
Sevmek istemekmiş
Sevmek kişinin sevdiğiyle beraber olmasıymış
Sevmek zora talip olmakmış yani sevdiğini hissetmek ve kendini ona hissettirmekmiş.
Yanındayken dokunmak değil dostum, sen ona uzaktayken dokunabiliyor musun? İşte asıl mesele bu!
Bunları söyleyen aklımdan öte mantığımdan ziyade kalbimdir.
Gidenin ardından şair olmak âşığın işidir. Aşk yürek işidir.
Ramazan, gidiyorsun, sen bize neler bıraktın biz sana neler bıraktık. Hangimizin yükü ağır sen söyle bana. Bir sır fısılda kulağıma, bir müjde lütfet… Bak geldi çattı sonbahar, çınar ağaçları kollarında rüzgârları ağırlarken sen söyle bana yollar neden boş, kafam neden darmadağın… Konuşulanlar masalarda mı kaldı sen söyle…
Mahyaların gölgesi altındaki uğultulara sen tercüman oldun; “sesler sessizliğimizin yorganı” derken sen, şimdi sessizliği öğretiyorsun bize…
İnsanlar susmalı mı Ramazan?
Konuşmalı mı?
Sevmeli mi?
Kaçmalı mı birbirinden?
Sana soracağım çok şey varken gitmenin zamanı mıydı?
Seni uğurlarken bayram sevinci yaşamak…
Ama bir dilim baklava seni bize unutturur değil mi?
“İşte sen busun!” deme bana! Yüzüme vurma vefasızlığımı, pisboğazlığımı!
Gitme kal diyeceğim ama geleceğini bilmek ve seni beklemek…
Kendimi bu zevkten nasıl mahrum bırakabilirim…
Betül Âşık
info@betulasik.com
Bu yazı toplam 262 defa okundu.
Her gününün bayram tadında geçmesini dilerim.