Tarihi günler yaşıyoruz. Bu tespit, görünenler ışığında yapılıyor. Bugün görünmeyenler zaman içinde ortaya çıktıkça bu günlerin önemi çok daha net ortaya çıkacak. Tabii hiçbir zaman ortaya çıkmayacak gerçekler da yok değil.
Bu gelişmeler öylesine karışık ki; küresel aktörlerin kendi aralarındaki ilişkiler, aktörlerle Türkiye’nin ilişkileri düz mantıkla kavranamayacak ölçüde iç içe geçmiş durumda.
Örneğin Türkiye bağlamında Ortadoğu’daki gelişmeler. Bölge şu anda küresel bir savaşın yaşandığı dünyanın en kritik coğrafyası durumunda. ABD’den Avrupa’ya, Rusya’dan İsrail’e, İran’dan Almanya’ya, Türkiye’den Kuzey Kore’ye kadar pek çok ülke bölgede ilan edilmemiş bir savaş yürütüyor.
Bu savaşta hemen her ülkenin stratejik planlamayı çok iyi yaptığı ve uyguladığı gözlemleniyor. Türkiye, İsrail ve ABD dışında…
Türkiye, İran ve İsrail bölgenin asli unsurları. Bunların dışında kalan ülkeler ise tali unsur ve zaman içinde bölgeden ayrılmak zorunda. Bölge dengelerinin bozulması tali unsurların müdahalelerinin bir sonucu olarak karşımıza çıktı. Tarih boyunca böyle oldu. Ve dengeleri kurmak yine kalıcı unsurlara düştü. Yine böyle olacak.
Sözkonusu üç ülke bölgesel denge unsuru. Ne var ki denge unsurlarının kendi arasındaki dengesi bozulmuş durumda. Bölge dışı unsurların müdahalesi kısa vadede asli unsurların çıkarına gibi görünse de, orta ve uzun vadede ağır bedellere yol açtığı görülüyor.
Türkiye, bölgenin etkin bir gücü. Bölge dışı tali unsurların etkisine fazla girdiği görülüyor. ABD eksenli politikalar bumerang etkisi yapmaya başladı. İktidarın el değiştirmesi ile birlikte tüm dengeler sarsıldı. Geleneksel rejim anlayışı yerine İslam referanslı bir iktidar yönetimi devraldı. Yeni dönemle birlikte Arap coğrafyasında “sokağın” hoşuna gidecek politikalar izlenmeye başlandı. Her ne kadar Türkiye’de uygun olsa da“Arap sokaklarının takdir ettiği” politikaların küresel reel politikalara uygun olmadığı bir gerçektir. Ve küresel politikalar sokaklara göre belirlenmez…
Örneğin İsrail’le kavga Türk ve Arap sokaklarında bayram havası estiriyor. Bu kavganın perde arkasında ne var, bilinmiyor. Türkiye’deki “yeni rejimin” iç politika manevrası olabilir. İsrail-ABD gerginliğinin yansıması olabilir. ABD-Türkiye gerginliğinin yansıması olabilir. Veya bilemediğimiz başka bir sebep. Her ne olursa olsun Türkiye-İsrail gerginliğinin kazanan tarafı olmayacaktır.
İsrail bölgede kalıcı ama huzur bulamayan aktörü. Biliyoruz ki ülke vatandaşları uzun yıllardır terör korkusu ile yaşamaktan yorgun. Sürekli savaş hali ile yaşamak kolay değil. Aynı durum Türkiye için de geçerli. Son 30 yıldır PKK terörü ile yaşamanın yorgunluğu çökmüş durumda. Buna son yıllardaki iç karışıklıkları da ekleyin. Her iki ülkenin de sükunete ihtiyacı var. Bölgede sağlanacak bir barış her iki ülkeye de bu sükuneti sağlayacak. Ve her iki ülke de bu barışı sağlayabilecek güce sahip.
ABD yakın gelecekte Irak’ı boşaltacak. Arkasında uzlaşamaz topluluklar ve devletler bırakarak çekilecek. Saddam’ın devrilmesiyle Şiiler Irak’a döndü ve etkin oldu. ABD’ye direnen de bu gruplar ve arkasında İran var. ABD’nin çekilmesiyle birlikte Irak kaosa sürüklenebilir. Bu kaosun domino etkisiyle bölgeyi yakması kuvvetle muhtemel. Kaosa yol açmadan boşluğu doldurmak üzere Rusya, Almanya gibi ülkeler hazırlıklarını tamamlamış durumda. Kaldı ki bu aktörlerin hazırlıkları Irak işgali ile birlikte başladı.
Özetle bölgenin huzuru Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğine bağlı bulunuyor. Tabii her iki ülkenin huzuru da…
Bundan sonra bölgesel ve küresel konularda sesli düşüneceğiz.
* * *
Oy kaybettiği iddiaları güçlendikçe AKP’nin bu oyları geri kazanmak üzere strateji geliştirme olasılığı da güçleniyor. Bu stratejinin gücü, etkisi ve nelerin nasıl uygulanacağı kaybettikleri oy oranı ile ilişkili. Oy kaybı kritik eşiğe ulaşırsa uygulayacakları strateji de o oranda etkili olacaktır.
Stratejilerin ne olabileceğini tahmin etmek şimdiden kolay değil. Ancak AKP’yi yeniden mağdur gösterecek, “Türkiye için zorlu bir mücadeleye girecek” bir strateji olabilir. Örneğin küresel bir güçle köprülerin atılması gibi. Örneğin küresel gücün canını acıtacak adımlar atmak gibi. Ulusal gururu okşayan bir zafer havasında gidilecek bir seçimi düşünün…
Tabii bu adımları atmanın bedeli çok ağır olacaktır. İktidar bu bedeli ödemeyi göze alabilir mi? Üstelik içeride hemen herkesle kavgalıyken. Dışarıda sıkıştığı zaman sırtını dayayabileceği tüm güçleri karşısına almışken. Sokakların sevgisinin ve takdirinin küresel politikalar üzerinde bir etkisinin olmadığını bilerek.
Göze alabileceğini sanmıyoruz. Yine de adım atarsa bunu nasıl okumamız gerekir dersiniz?
Bu yazı toplam 223 defa okundu.
Ancak, AKP'nin oylarını güçlenebilecek bir DP'ye/Şener partisine/Sarıgül'e devretmek, kapitalist blok için daha ucuz olur...
Aslında Amerika'da Demokratlar iktidardayken, Türkiye'de liberal muhafazakar bir partinin iktidarı nadir görülür. Ben Sarıgül desteklenecek diyorum.