AÇILIM TİYATROSU
BİRİNCİ PERDE
Herşey, Milano milletvekilinin Sayın Başbakanımızı ziyaretiyle başladı…
(Yer: Başbakanlık makamı)
Milano milletvekili gergin görünür. Söze dikkatli başlar:
-“Sayın Başbakan, marabalarımız, pardon halkımız gergin. Oyların kalanını sizin partiye verdirmek için Şıhlar söz vermiş, bizim marabaya, pardon Kürt halkına haklar vereceğiniz konusunda. ‘Olay çıkaracağız, örgüte katılacağız. Bizi kandırdılar.’ diyorlarmış.”.
-“Ben bir güzellik düşünürüm Sırro, merak etme dostum.”
-“Durum çok ciddi. Halkımızı dizginleyemiyoruz. Bir daha bizden % 7 oy alamayabilirsiniz. Benden söylemesi.”
-“Düşüneceğim dedim Sırro! Kapiş?”
-“Si, Başbakan.”
Başbakan, makamında volta atmaya başlar. 33 adım sağa, 33 adım sola gidip tam merkeze gelmiştir. Birden çığlık atmaya başlar!
-“Evreka! Evreka! Hemen bakanlarımı çağırın!”
Hızla tüm Bakanlara ulaşılır. Başbakanın makamında toplantı başlar.
-“Sevgili Bakanlarım. İnsaniyet namına, Güneydoğu’daki vatandaşlarımız için bir şeyler yapmayı düşündüm. Artık analar ağlamasın. Dağdakilere haber yollayalım, aşağıya insinler. Projemizin adı, Kürt Açılımıdır. Hayırlı olsun.”
Bakanlar ayağa kalkıp alkışlamaya başlar. 'Ağlamaktan Sorumlu Başbakan Yardımcısı':
-“Civanım, yiğidim! Ne güzel düşünmüşsün!” diyerek gözyaşlarına boğulur.
İstediği anda kızarabilen Başbakan heyecanlanır:
-“Size bir sarı-kırmızı gösterisi yapayım. Heh he.” der.
Bakanlar hep bir ağızdan bağırır:
-“Kırmızııı!” Başbakan kızarır.
-“Sarııı!” Başbakan soluk beniz rengine döner.
-“Kırmızııı!” Başbakan kızarır.
-“Sarııı!” Başbakan soluk beniz sarı rengine döner.
Bir el hareketiyle tezahüratı durdurur.
-“Yeter arkadaşlar. Bizi Gassaraylı sanacaklar.” der.
Herkes odayı terk ettikten sonra, kafası çalışan bakan yanaşır Başbakana:
-“Sayın Başbakanım, muhalefete de sorsak mı? Bu işler çok hızlı olursa Maazallah iç savaş bile çıkar. Bu projeyi duyurmadan önce, akil insanların görüşlerini alsak, iyi olur. Ne dersiniz?”
-“Önce duyurup sonra muhalefete gidelim ki, dâhiyane projemi çalmasınlar. Bu arada bu açılım görüşmelerini sana havale ediyorum.” der Başbakan.
Kafası çalışan bakan yutkunur.
-“Teşekkür ederim Efendim.” der. Ayrılır makamdan.
Açılım hazırlıkları…
Açılım hazırlıkları son hız sürmektedir. 'En iyi uygulamalar' kapsamında, vızır vızır yurtdışı ziyaretleri yapılmakta, görüşülecek kişilerin listesi oluşturulmaktadır. Tüm bunlar, kozmik gizlilik düzeyinde, muhalefete çaktırmadan yapılmaktadır.
(Yer: Başbakanlıkta bir oda)
Başbakanın konuşma metinleri hazırlanmaktadır. Başbakanlık basın birimlerinde, ışıklar sabahlara kadar yanmaktadır. Basın kurmayları en etkili metni oluşturmak için aralarında tartışmaktadır.
-“ Ne demiştin? ‘Anamız ağladı.’ mı demiştin?”
-“Yok, ‘Anamız ağlayacak.’ demişti.”
-“Oğlum, uykusuzluktan kafayı yediniz be. ‘Analar ağlamasın.’ demiştim.”
-“Hah! Güzel söz. Yaz bakalım. ‘Analar ağlamasın. Onların yerine ağlamadan sorumlu Başbakan Yardımcısı tuttuk. O ağlar.’ diye yazıyorum. ”
-“Saçmalama oğlum. Yazma son cümleyi!”
(Yer: Başbakanlık makamı)
Bu arada kafası çalışan bakan, Başbakanı ziyaret eder.
-“Sayın Başbakanım, herşey hazır. Ancak, bana bir görüşme listesi göndermişsiniz. Görüşmelerde açılımı nasıl açıklayacağımı yazmamışsınız.”
-“En kafası çalışan bakanımsın. Sen bile anlamadın. Onlara boş bir kutu götüreceksin. ‘Başbakanımıza iman ediyorsanız, bu kutunun içindekilere razı olun. Türkiye’nin 30 yıllık sorununu 1 günde çözecek. Bir kağıda ‘AKP Genel Başkanı’nın Kürt açılımını kayıtsız şartsız kabul ediyorum.’ diye yazıp imzalasınlar, kutuyu alsınlar. Aman ha, sakın ben açılımı duyurmadan önce birine bir şey söyleme.”
-“Peki, Efendim.” der ve ayrılır odadan bakan.
(Yer: TBMM salonu)
Başbakan birazdan muhteşem açılımını yapacaktır. Muhalefet liderleri kıskançlıktan çatlayacaktır. Müthiş konuşma anı, yaklaşmaktadır. Başbakan kürsüye yanaşır.
“Ben AKP Genel Başkanı olarak diyorum ki, analar ağlamasın!...”
Ağlamaktan sorumlu Başbakan Yardımcısı bir (1) numaralı ipek mendilini çıkarıp, sümkürerek ağlamaya başlar. Kafası çalışan bakan kara kara düşünmektedir.
O ne? Muhalefet kıskanmıyor. Aksine, çok kızgın. Nankörler!
(Yer: Başbakanlık makamı)
Konuşma bitiyor. Kafası çalışan bakanı çağırıyor Başbakan.
“Şimdi git muhalefet liderleriyle konuş. Ya destek verecekler, ya destek verecekler! Çok pis köşeye sıkıştık. Milano’dan, Washington’a kadar dünyanın bütün ülkeleri tepemize çullanmaya hazır bekliyor.”
“Peki efendim.”
(Yer: MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin odası)
Tık tık tık!
-“Girin.”
-“Selamlar Sayın Bahçeli. Başbakanımızın size bir paketi var.”
-“Teşekkür ederim. Masaya bırakın, sonra açarım.”
-“Hayır efendim açamazsınız.”
-“Neden?”
-“Başbakanımızın kesin talimatı var. Önce şu elimdeki belgeyi imzalamanız gerekiyor. Belgede, ‘AKP Genel Başkanı’nın Kürt açılımını, kayıtsız şartsız kabul ediyorum.’ yazıyor. İmzalamazsanız kutuyu alamazsınız.”
-“Güle güle Sayın Bakan. Görüşme bitmiştir. Kutunuzu alın gidin.”
-“Gulp!”
(Yer: CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’ın odası)
Tık tık tık!
-“Girin.”
-“Selamlar Sayın Baykal. Başbakanımızın size bir paketi var.”
-“Zahmetler etmişler. Bana ilk kez hediye gönderiyorlar. Ne var içinde acaba?”
-“Başbakanımızın kesin talimatı var. Önce şu elimdeki belgeyi imzalamanız gerekiyor. Belgede, ‘AKP Genel Başkanı’nın Kürt açılımını kayıtsız şartsız kabul ediyorum.’ yazıyor. İmzalamazsanız kutuyu alamazsınız.”
-“Yok ya? Ben kaçın kurasıyım sen biliyor musun? Ben içini görmediğim paketi kayıtsız şartsız kabul eder miyim? Bu paketten dolayı mecliste hesaplaşacağız. Senin Başbakanın belasını arıyor.”
-“Kabul etmiyor musunuz yani?”
-“Etmiyorum.”
-“Gulp! Peki, saygılar.”
Koltuğunun altında iki paketle, kalakalır kafası çalışan bakan. Ahh, Başbakan! Şu paketlerin içini muhalefetle birlikte doldursaydık, olmaz mıydı?
(Yer: DTP Merkezi)
Milano milletvekili ve Venedik Gondol ekibi, halay çekmektedir. Başta Ahmet Türk mendil sallayarak ,
- “Başardık! Biz kazandık savaşı! 30 yıl savaştık! Kazandık! Hey Heeey!”
-“Abi telefon.”
-“Alooo! Sağolun. Tebriklerinizi kabul ediyorum. Nee? Bizimkileri tutukladılar mı? Noluyor lan?! Kesin halayı. Bizimkileri tutuklamışlar.”
-“Abi nasıl olur? Açılım yaptılar yav!”
-“Bilmiyorum. Ama, bu işte bir bit yeniği var.”
-“Abi az önce Apo Başkanın avukatı aradı. Mahmur’dan 34 kişi gelecekmiş. 'Krallar gibi karşılayın' dedi.”
-“Tamam. Davulları zurnaları ayarlayın.”
(Yer: Habur sınır kapısı)
-“Hoşgelmişseniiz. Apo Başkan’dan mektup getirmişseniiz. Başımızın üstünde yeriniz var. Şükür kavuşturanaaaa.”
-“Yaw, daha geçen hafta görüştük.”
-“Şşt! Kimse duymasın.”
-“De haydin! Çalsın sazlar, oynasın kızlar! PKK savaşı kazanmıştır!”
(Yer: Başbakanlık makamı)
-“Sayın Başbakanım! Oylar gitti! Oylar gitti!”
-“Hangi oylar? Nereye gitti oylar?”
-“Sayın Başbakanım, DTP kendine mal etti açılımımızı!”
-“ Vay adiler! Bekleyin, birkaç güne partinin kapatılma davası sonuçlanacak. Dua edin, partileri kapatılsın! Görürler o zaman günlerini! Nankörler!”
-“Sayın Başbakanım. Sizinle görüşmek isteyen bir sanatçı var. Telefonda ‘Cik cik cik!’ diyor.”
-“Ver bakayım! … Ne istemiştiniz cik cik cik hanım?”
-“Sayın Başbakanım. Ben Sezen Aksu. Açılımınızı kayıtsız, şartsız, mantıksız; nasıl olursa olsun, sonuna kadar destekliyorum. Her tür açılıma varım!”
-“Oo minik serçe Hanım, pardon Sezen Hanım. Biz de sizin hayranlarınızdanız. Emine bana hep ‘Ahh kavaklar’ parçanızı söyler. Gençliğimiz sizin parçalarınızla geçti.”
-“Tayyip Bey! Küçülün de cebime girin! Sizin gençliğinizde ben daha çocuktum. Hala da, taş gibiyim!”
-“Evet, Minik Serçe Hanım, taş gibisiniz. Her zamanki gibi dilim sürçmüş. Şimdiye kadar pot kırmadığım gün mü oldu? Bizim çocuklar diyordum, sizin parçalarınızla büyüdü. Ufak bir hata olmuş.”
-“Hahahaha. Şimdi oldu Başbakan. Ay teşekkürler, şekerim. Bana ne zaman ihtiyacınız olursa, saz ekibimle birlikte gelirim.”
(Yer: TBMM kürsüsü)
-Emine Ayna öfkeden gözleri patlayarak: “Açılım bitmiştir! Bizi keklediler. Partimizi kapattılar! Milletvekilliklerimizi iptal ettiler. Bu ne biçim açılım? Dalga mı geçiyorsunuz ulan? Alın açılımınızı kafanıza çalın! Dağdakilere haber verdik. Haddinizi bildirecekler!”
-Sayın Devlet Bahçeli: “Bu hain açılımın, gerçek yüzü görülmüştür. Bu açılıma destek vermemiz mümkün değildir.”
-Sayın Baykal: “Şu açılımın içini hala dolduramadınız. Açın da, gözü gönlü açılsın milletin! Biz bu oyunu oynamıyoruz. Kendiniz çalın, kendiniz oynayın.”
(Yer: Başbakanlık makam odası)
-Kafası çalışan bakan: “Sayın Başbakanım. Açılıma destek verenleri sayıyorum. Sen, ben, bizim oğlan! Bir de Minik Serçe ve saz ekibi kaldı. Kürtlerle Dans’a destek veren Kevın Kostnır da yalan oldu. Bozkurtlar, maskemizi düşürdü!”
-“Biliyorum kafası çalışan bakanım. Gel otur şöyle. Bir çare düşünmemiz gerek.”
Başbakan odada volta atmaya başlar. Bir süre sonra,
-“Evreka! Evreka!” diye bağırır.
-“Ne buldunuz Sayın Başbakanım?”
-“Hani sanatçılar telefonlarda demişti ya, ‘Kayıtsız şartsız destek vereceğiz.’ diye. “
-“Evet efendim.”
-“Madem muhalefet bizimle bu oyunu oynamıyor, biz de AÇILIM TİYATROSUNDA oynarız oyunumuzu.”
-“Siz nasıl uygun görürseniz efendim.”
-“Bizim çocuklara söyle, herkesin senaryolarını yazsınlar. Toplayın tüm sanatçıları bir prova odasına. Ben çalıştıracağım.”
İKİNCİ PERDE
(Yer: Dolmabahçe Sarayı.)
Başbakan: “Buyursunlar Efendiiim. Hoşgeldiniz. Lütfen, yiyin için. Sizin için Rusya’dan havyar, Fransa’dan şampanyalar getirttim. Ooo, İbo’cuğum! Nasılsın? Hülya Hanımlar da teşrif etmişler. Aman da, Süperstar Ajda Pekkan buradaymış. Yılmaz Erdoğan, ne güzel hareketler bunlar ya! Mahsun Kırmızıgül de gelmiş. Ferhat Göçer Beyler de buradaymış. Sayın Emel Sayın, hayranınızım. Buyursunlar.”
Tepsilerle yemekler ve içkiler hızla tükenirken, Başbakan fısıldayarak talimatı verir: “Kapıları tutun. Kaçmasınlar!”
Başbakan konuşmasına başlar: “Türkiye’nin en değerli, en önemli, en kutsal sanatçılara buraya açılımımıza destek verdiklerini belirtmek için gelmişler. Saygıyla selamlıyorum hepinizi!”
Alkışlar.
“Şimdi siz, güzide sanatçılarımıza açılımı anlatacağız. Bu güzel bahar aylarında, bir tiyatro sahnelemeye karar verdik. Birazdan hepinize rollerinizi dağıtacağız.”
Salondan alkışlar yükselir. Başbakan kızarmaya karar verir. Kıpkırmızı olur.
“Rollerinize kısaca göz atabilirsiniz.”
İbo: “Sayın Başbakanım, bana Deniz Baykal rolü düşmüş. Ben onu oynamak istemiyorum.”
Başbakan: “Olmaz öyle şey! Hepiniz kayıtsız, şartsız destek vermiştiniz! Açılım yapıyoruz. Görmüyor musunuz?”
İbo: “Ama, Sayın Başbakan. Burada siz konuşma yaparken, Baykal kürsüye çıkıp, ‘Benimkinden bile iyi bir Kürt açılımı yapmışsın Başbakan. Bugüne kadar sana muhalefet ettiğim için affet beni.' diye ayaklarınıza kapanıyor! Biraz abartılı değil mi, bu rol?”
Başbakan: “Az bile!”
Yılmaz Erdoğan: “Başbakanım. Bana çok ağır kaçar Bahçeli’yi oynamak! Ben ciddi duramam. Sakat bir espri yaparım, sonra canıma okurlar! Ehi, ehi. Hem, bizim çok güzel hareketler bile, Bahçeli’nin asaletini yakalayamaz. İnandırıcı olmaz. Ben oynamayacağım!”
Başbakan: “Oynayacaksın! Telefonla arayıp ‘Sonuna kadar destek veriyoruz.’ demeyi biliyorsunuz. Oynayacaksınız!”
Hülya Avşar: “Sayın Başbakanım, bana Güldal Mumcu rolü vermişsiniz. İyi, güzel, hoş kadın Allah için. Ama itiraz eden muhalefet vekillerini oklavayla dövmem gerekiyor bu role göre! Güldal Mumcu’nun kendisi de bir muhalefet vekili. Kürsünün altından çıkaracağı oklavayla kendi arkadaşlarını niye dövsün? Bu senaryo mantıksız olmuş!”
Başbakan: “Hülya Hanım, baştaki açıklamaları iyi okuyun. Güldal Hanım, açılım fikrime o hayran oluyor ki, ‘Ben böyle açılım duymadım. Bu açılıma itiraz edenin kafasını kırarım.’ diye bağırıyor.”
Hülya Avşar, Emel Sayın’a döner, fısıldayarak: “Kendim ettim, kendim buldum! Hay konuşmaz olaydım!” der. Emel Sayın, önündeki kağıtlardan kafasını kaldırmaz.
Minik serçe: “Sayın Başbakanım. Hahahhahaha. Sayın Başbakanım. Hahahahahaha. Bana melek rolü vermişsiniz. Melek kanatları takıp, TBMM salonunun tavanından sarkan bir ipe bağlayacakmışsınız. Başbakanın çevresinde dönecekmişim. ‘Melekler sizi koruyor.’ diye bağıracakmışım! Hahahahah.”
Emel Sayın: “Seninki de bir şey mi Sezen? Teessüf ederim başbakan. Bana türbe rolü vermişsiniz! Yeşil kostüm giyip alnıma TÜRBE yazacakmışım!! Ben İngiltere Kraliçesi rolü beklerdim sizden!”
Mahsun Kırmızıgül: “Ben de Ak Sakallı Dede kılığına girip, türbenin arkasından çıkıp ekolu sesle, ‘Bu İlahi bir açılımdır. Herkes destek vermeliii.’ diyecekmişim! Yok daha neler!”
Salondan itirazlar, kahkahalar ve uğultular yükselmektedir. Kapıdan çıkmak için uğraşanların karşısında kapı gibi korumalar durmaktadır. Bazıları korumaların bacaklarının arasından geçmeye çalışırken, arkadaki koruma tarafından yakalanıp içeriye atılmaktadır. Bazıları pencerelerden kaçmaya çalışmaktadır.
O arada, Haldun Dormen sakin sakin, kürsüye yaklaşır. Beyaz eldivenlerini çıkarır. Mikrofonun yanına gelince, gür bir sesle “Sayın Başbakan. Ben Orgeneral Haldun Dormen! Bu açılımlar karşısında darbe yapılmıştır! Türkiye Cumhuriyeti yönetimini devralıyoruz! Sizi tutukluyoruz! Lütfen önden buyurun!” diye bağırır.
Darbe sözcüğünü duyan bakanlar, şakşakçılar ve korumalar kaçar. Yıllar boyu darbe korkusuyla yaşamış Başbakan, donup kalmıştır.
Başbakan ellerini havaya kaldırmış önden yürürken, Haldun Dormen arkasına dönüp fısıldar. “Kaçın arkadaşlar, kaçın! Yoksa birazdan tımarhane açılımı yapacağız!”
PERDE, BİR DAHA SAÇMALIKLARA ‘AÇILIM’ YAPMAMAK ÜZERE KAPANIR!
(Not: Ertesi gün yerleri süpüren görevli, “Çıktık açık alınla, 10 yılda her savaştan!” diye bir marş tutturmuş sevinçle işini yapmaktadır...)
Bu yazı toplam 472 defa okundu.