Meclis’teki kavgayı herkes farklı pencereden izledi. Her ne kadar fotoğraf karelerinde ve kamera görüntülerinde birbirine giren vekiller görünse de, aslında çok daha derin anlamlar taşıyor. Kavganın fitili MHP’li Osman Durmuş’un eski AKP İl Başkanı’nın Başbakan Erdoğan’ı peygambere benzeten açıklamasını hatırlatması ile ateşlendi. Eski İl Başkanı bu konuşmayı iki sene önce yapmıştı ve Erdoğan dahil herkesin haberi vardı. Ama nedense AKP’den ses çıkmamıştı. Osman Durmuş hatırlatınca AKP’liler birden galeyana geldi. Anlamak mümkün değil. Durmuş yalan söylemedi. Durmuş iftira atmadı. Durmuş sadece Başbakan Erdoğan’ın eşinin GATA’ya alınmamasını kendine has üslupla hatırlattı. Peki bu tepki neden?
Arkasından Başbakan Erdoğan eşinin GATA’ya alınmaması olayını anlattı. Ama öyle bir üslupla anlattı ki dinleyen herkesin bilinçaltında, “bu kadar da olmaz. Asker artık haddini aştı. Bir sanatçının eşini ziyaret etmek isteyen bir başbakan eşinin türbanından dolayı GATA’ya girememesi kabul edilemez. İnançlı insanları üstündeki türban zulmü artık sona ermeli, hükümetin demokrasi mücadelesi desteklenmeli…” algısı harekete geçirildi. Ya da geçirilmek istendi.
Türban zulmü sona ermeli… Evet ermeli. Eğer hükümet inançlı insanların türbanları nedeniyle zulüm gördüklerine inanıyorsa, ki Başbakan, “eşimin gözyaşlarına hapsolduk” sözleriyle bir anlamda buna inanıyor, o zaman çözüm bulmak da iktidara düşüyor.
İktidar türban sorununu çözebilir mi? Evet. İsterse çözer.
Kimseye sormadan, sosyal ve siyasal sonuçlarını düşünmeden demokratik (Kürt) açılımı başlatıyorsa,
Kimseye sormadan Anayasa Mahkemesi iptal etse de askerin sivil mahkemelerde yargılanmasının yolunu açıyorsa,
Kimseye sormadan Ermeni açılımı,
Kimseye sormadan Yunan/Rum açılımı,
Kimseye sormadan Alevi açılımı,
Kimseye sormadan Roman açılımı başlatabiliyorsa,
Kimseye sormadan geceyarıları yasal düzenlemeler yapıyorsa,
Kimseye sormadan Tekel işçilerine otoriter bir tavırla rest çekiyorsa…
Yine kimseye sormadan bir gece “üniversitelerde türban serbesttir” düzenlemesi yapabilir. Meclis’teki çoğunluğu buna müsait. YÖK buna müsait. Kamuoyu buna müsait. Bugün eleştirdiği MHP sonuna kadar destek veriyor.
Peki yedi yıldır neden türban sorununu çözmedi iktidar? Acaba türban adı verilen bir metrelik bezin “ölümcül silah” özelliği mi kullanılıyor? Türban sorunu çözülse nasıl ve neyle mazlum edebiyatı yapılacak? Türbana inanç sembolü olmanın ötesinde bir anlam yüklendi. “Türban=İslamiyet” gibi çok tehlikeli bir formül üretildi. Bu formülü üretenlerin amaçları, hedefleri başka bir yazı konusu. Ancak şunu unutmayalım, ölümcül silahın tetiği çekilmek üzere.
Bundan sonra yeni gerilimlere hazır olun. Türkiye seçim sathımailine girdi. Eğer erkene alınmazsa 2011 yılında seçim var. Bu süre içinde hiç aklımıza gelmeyecek iddialar gündeme gelebilir. “Şu askerler ne yapmış böyle?” sorusunu sorduracak, “yargıya çekidüzen vermek gerekiyor” dedirtecek, “iktidar koltuğuna oturdukları günden beridir AKP’ye kan kusturulmuş meğer” değerlendirmelerine yol açacak gelişmelere hazır olun. Tabii yeni soruşturmalara da. “Kozmik odadan darbe planları çıktı” manşetlerine de. Önemli şahsiyetlere suikast iddialarına da. Hatta ses getirecek bazı eylemlere, ses kayıtlarına da.
Bunlara ekonomideki suni düzelmeyi ekleyin. Zaten kış mevsiminin zorluklarından bunalmış vatandaş yaz mevsiminin rehavetiyle gevşerken cebine 3-5 kuruş koyun. Çiftçiye, çalışana, emekli dul ve yetimlere kaynak aktarın. Ve seçimlere gidin. Unutmaya meyilli yurdum insanı güneşin de etkisiyle tercihini nasıl kullanır bilinmez.
* * *
Türk devlet geleneği binlerce yıla dayanır. Bu geleneğin en temel özelliği ise arşivdir. Arşiv demek devletin hafızası demektir. Hafızaya kaydedilenler ise unutulmaz. Devlet mekanizmasında en güçlü hafıza Türk Silahlı Kuvvetleri’nde bulunur. Yani Türk Ordusu’nun hafızası yapılanları unutmaz. Yeri geldiğinde hatırlanmak üzere harddisk’in bir köşesinde saklanır.
Hatırlarsınız. Irak’ta ABD’li coniler Türk askerinin başına çuval geçirmişti. “ABD’ye nota verilsin” çağrılarına Başbakan, “ne notası? Müzik notası mı?” karşılığı vermişti ya. O olaydan sonra Özel Harp Dairesi’ne bağlı askerlerimiz Kuzey Irak’ı ABD askerlerine dar etmişti. Hatta öylesine dar etmişti ki, Washington Ankara nezdinde şikayet etmek zorunda kalmıştı. Hani şu Arınç’a suikast gerekçesiyle hallaç pamuğu gibi aranan kozmik odanın bulunduğu Özel Kuvvetler’e bağlı askerlerimizdi bunlar.
Yani ABD’li conilerin yaptığını unutmadı Türk askeri. Ve acısını çıkardı. Ama bunu öyle usturupluca yaptı ki, sadece kendisi bildi. Bir de muhatapları…
Bu yazı toplam 459 defa okundu.
"... Özel Harp Dairesi’ne bağlı askerlerimiz Kuzey Irak’ı ABD askerlerine dar etmişti."
Sizin emin olmadan birşey yazmayacağınızı biliyorum Celal Bey. İnşallah bunu yapabilmişizdir.
Türk askeri, bizim kardeşlerimiz, çocuklarımız, ailemizdir. Ama, NATO askerine sinir oluyorum!