Meclis'te dün yaşanan tartışmayı izlediğimde, aklıma ister istemez üniversite yıllarında üzerinde çok geniş kapsamlı araştırmalar yaptığım Hitler'in Propaganda Bakanı Goebbels geldi.
Kendi özel hayatı, Almanya'nın genel olarak siyasi durumu ve NSDAP (Nasyonal Sosyalist Alman Isçi Partisi) ve Hitler hakkındaki fikirlerini, özellikle kendi günlüklerinde çok açık bir şekilde ifade ediyordu. Bu günlüklerde yer alanların ise dünki tartışmalarla benzer tarafları vardı.
Dün Oktay Vural ve Osman Durmuş ısrarla 'Başbakanı peygamber ilan eden bir AKP'li''den söz ediyorlar, Başbakan ise bunun kabul edilemez olduğunu vurguluyordu...: ''Benim partimde bu şekilde bir yakıştırmayı yapan barınamaz'', diyordu. (1)
Vural'ın basın mensuplarına dinlettiği ses kaydından anlaşıldığı üzere, 'Başbakan'ı adeta ikinci peygamber' (2) olarak ilan eden biri gerçekten vardı. AKP tabanını, AKP kurulduğu günden bugüne kadar takip edenler de çok iyi bilir ki, bu tek örnek de değil; gençlik yıllarından bugüne taşınan bir 'ilahilik' (!) söz konusu denilebilir.-
Bunun gündelik siyasi gelişmelerde ne anlama geldiği değil, fakat tarihten bir örnek ile ele alırsak, ne anlama gelebileceğini daha doğru bir şekilde tahlil edebiliriz.
Şimdi Almanca'dan Türkçe'ye tercüme edeceğim sözler Goebbels'in günlüklerinde geçmektedir:
''Kim bu adam? Yarı Pleb, yarı Tanrı! Gerçekten bir İsa mı, yoksa sadece Johannes mi?'' (3)
Elbette nasyonalsosyalizmin hiristiyanlığın altyapı fikirlerinden faydalandığı, bununla siyasi fikrini şekillendirdiği ve tüm propagandalarını bu temele oturttukları biliniyor. Nasyonal Sosyalistler'in 'III. Reich' propagandası da zaten tamamen bu temele dayanıyor. Üçüncü İmparatorluk aynı zamanda 'gelecek olan' imparatorluk; hiristiyanlığın ana fikri, teslis üçgeninin üçüncü ayağı olan ve kutsal ruhun hükmedeceği imparatorluk.
Goebbels'in ''Kim bu adam?'' diye sorguladığı elbette Hitler ve Goebbels'in hem kendisi siyasallaşırken ve hemde propaganda esnasında nasyonal sosyalizim hakkındaki sapkın fikirlerine dair daha çok örnek verebilirim. Tüm bu sapık fikirler içinde, Hitler'e bir 'vaazci'den (!) 'Tanrı' (!) olmaya kadar yakıştırmalar yapılıyor. Lakin özellikle gençlerin yoğun olarak okuduğu bir haber sitesinde de, dile getirilemeyecek boyutların da olduğunu ve bu yüzden şu aşamada konuyu daha da detaylandıramayacağımı belirtmekte fayda görüyorum.
Diyeceğim o ki, siyasi hareketler hangi ülkede ve hangi tarihte olursa olsun, en çok da toplumun değer yargılarını ve kutsal inançlarını temel olarak alıyorlar. Bu aslında gereklidir de, çünkü toplumun değer yargılarını ve inançlarını 'dikkate almayan' bir siyaset tarihin hiçbir döneminde başarıya ulaşamadı. Mamafih, hesaba katarak o değerler ve inançlar üzerine topluma faydalı siyaset izlemek yerine, onları kullanan bazı siyasi hareketler ise, dün olduğu gibi bugün de karşımıza çıkabilmektedir.
Şunun altını çizmekte yine fayda görüyorum: Ne Başbakan Erdoğan'ı tarihten herhangi bir siyasi şahıs ile kıyaslıyorum, ne de bir parti lideri olarak tüm siyasetini üstte verdiğim nazi örneğine göre şekillendirdiğini ima ediyorum. Asla...Ne mutlu ki, Türk tarihinin hiçbir döneminde böyle sapkınlıklar görülmedi...
Fakat en geç dün itibari ile görüldü ki, siyasi parti liderleri yaptıkları açıklamalara, veya partinin lideri için düşünce boyutunda propaganda edilen din ağırlıklı sözlere çok ama çok dikkat etmelidirler. Bu tarz düşünceleri teşvik edici hal ve hareketlerde bulunmak, bu tarz fikirleri benimsiyormuş izleniminin önüne geçmemek ileride çok vahim sonuçlar doğurabilir. AKP tüm propagandasını İslam'ın temellerine dayandırarak bugüne geldi, bugün de partinin başındaki insan 'adeta Peygamber' olarak görülüyor ve buna kimse karşı çıkmıyorsa orda çok büyük bir toplumsal sorun var demektedir. Bunun ötesinde kutsal din duygularının sömürülmesini de aşan sorunlardır bunlar. En başta da Islamcılık fikir hareketi 'dibe vurmuş' anlamına gelir bu sorun, kimse o hareketi tarihin herhangi bir köşesine oturtmayı bir daha kolay kolay istemez, isteyemez. Islamcılık fikir hareketinin çok değerli münevverleri vardır, bunu en başta onların istemeyeceği kanaatindeyim. Bu sorun onun da ötesinde Islamiyet' e büyük hakarettir, ve o siyasi hareket değim yerindeyse bugün olmazsa yarın 'tarihin yüz karası' olmaya mahkum olur.
Bu açıdan bakıldığında Sayın Başbakan'ın bu sabah söylediği şu sözler çok önemli ve gerekliydi:
''Peygamber gibi insan denmiş. Bu cehaletten olmuş olabilir. Bir insan bu ifadeyi kullanmış olabilir. Eğer sen de inançlıysan bunu kabul edemezsin. Çünkü peygamberlik zinciri kapanmıştır. Tayyip Erdoğan için bunu söyleyemezsin. Bana bu yakıştırmayı yapan karşısında arkadaşım gerekeni söyledi. Arkadaşlarıma gerekli talimatı verdim ya istifasını alın ya da ihraç edin.'' (4)
Fakat aynı açıklamalarda söylemiş olduğu ''Bunun üzerinden rant devşirmeye çalışan basit bir siyasi anlayış''(5), sözlerine katılmadığımı da söyleyeyim. Zira üstte belirttiğim örneklerden anlaşılıyor ki, böyle sapkın zihniyetler türedikleri noktada bertaraf edilmelidirler. Bir parti liderini peygamber sanacak veya eş tutacak kadar çok şaşırmış ''densizleri'' kimse görmezden gelmemeli...
Bu nedenle de MHP milletvekillerini, göstermiş oldukları hassasiyetlerinden ötürü kutluyorum.
Esenlikler
Kaynakça:
http://2023haber.com/haber_detay.php?haberid=49219
http://2023haber.com/haber_detay.php?haberid=49217
Die Tagebücher von Joseph Goebbels, hrsg. Elke Fröhlich, 14. 10. 1925
ve 5. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/13674030.asp?gid=229
Bu yazı toplam 1633 defa okundu.
Türkçülüğü Türk-İslam diye yeniden kalıplandırmanın sonu, bütün ülkücüleri islami tarikatlara kaptırmaktır. 9 ışığınıza şu 10. laikliği ekleyin de, ülkücünüz elinizde kalsın.
9 kez aydınlattığınız adam, son ışığı alamayınca cemaatin göbeğine oturuyor. Yol doğru, vardığı yer yanlış demek ki...