ÇOK OKUNANLAR
HAFTALIK
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ordu, Siyaset ve yeni Türk Devleti'nin ayak sesleri
Çiğdem DUMANLI
bilgi@2023haber.com
Ordu, Siyaset ve yeni Türk Devleti'nin ayak sesleri
22 Eylül 2008 Pazartesi Saat 01:06



Hasan Celal Güzel`in açıklamaları geçen hafta enine boyuna tartışıldı medyamızda. Halbuki o röpörtajda söylenilenlerden bazı noktaları ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ`un Güneydoğu ziyareti ile başlayan tartışmaların haberini sekiz ay öncesinden ilk yazılarımdan birtanesinde vermiştim.. Ilk yazılarımda da söylediğim gibi, bugün yaşananları bilmek için ne medyum olmak gerekir, ne de komplo teorisyeni.



Sadece tarihimizde cereyan eden tartışmaların gündemimize nasıl yansıyacağını iyi analiz edebilmek gerekir.


Tüm röpörtajdan manşetlere taşınan sorular ve Güzel`in açıklamaları şu şekilde:


AK Parti kapatılmadı, Ergenekon operasyonu oldu, hâlâ darbe ihtimali sürüyor mu?

Evet bu ihtimal hâlâ var. Asker siyasi davranıyor. Sanki bu ülkede biri sivil biri asker olmak üzere iki tane başbakan var. Bakın Genelkurmay Başkanı Güneydoğu gezisi yaptı, (orada söylediklerine itirazım yok, güzel ve doğru şeylerdi), halkın içine karıştı, bir siyasi parti genel başkanı, hatta başbakan gibi konuştu, sanki bir program ilan etti. Bu senin işin değil ki. Bırak onu hükümet yapsın, neden kendini onların yerine koyuyorsun. Memleketin sizden başka sahipleri de var.

Darbe kültürü işliyor…

Eskiden askeriyede herkesin ulaşmak istediği en üst makam Genelkurmay Başkanlığı'ydı, sonra bu değişti ve Cumhurbaşkanlığı makamı oldu. Bu tabiî ki askerin bakışını, siyasete meylini, ülkeyi yönetme hırsını gösteriyor. (...)“ (1)



Eğer Hasan Celal Güzel, tartışmayı objektif bir şekilde ele almış olsa idi, Genelkurmay Başkanı'nın yaptığı geziyi bu görüngeden değerlendirmezdi. Kendisi gibi çok bilgili ve konuştuğu siyaseti yaşamış bir siyasetçiye böylesine yanlış bir tespiti yakıştıramamamı mazur görün lütfen, ama şaşkınım (!)


Genelkurmay`ın yeni uygulamaya başladığı bu yöntem bariz siyaset ve bilcümle diplomasidir. Bilcümle derken, ordu diplomasinin tüm tekniklerini son raddesine kadar sergilemeye başlamıştır. Evet! Fakat bunu illa ki Başbakanlık ile kıyaslamaya gerek yok, veya ordu kendini hükümetin yerine koymuyor Güzel`in dediği gibi. Tam aksine, duruşunu sergiliyor. Üstelik Güzel`in açıklamalarının aksine darbe ihtimaline karşı duruşunu bildiriyor.



Yine bir yazımda belirtdiğim gibi, esasen gökten zembille inenler ile avantgarde asi ruhların arasındaki münakaşayı seyrediyoruz.


Genelkurmay`ın bu son duruş sergilemesinin akabinde esasen şu tartışma var. Çok kısa tekrarlayayım.


Osmanlı`nın çöküş döneminde ortaya çıkan fikirsel yenilenmelerden birtanesini Yeni Osmanlılar diğerini Genç Türkler temsil etmiştir.


Bugünün AKP`si, aydınları ile kıyaslanamayacak derecede olmalarına rağmen, fikirsel anlamda ve temsil edilen duruş babında Yeni Osmanlı hareketinin devamı niteliğindedir.

Diğer taraftan Genç Türkler`in emaneti ise önce CHP sonra Ordu tarafından devralınmıştır.

>Bugünün Genç Türkleri kimlerdir?< adlı yazımda da aylar evvel şu soruyu sormuştum: >Neden CHP değilde Ordu?< ve cevabını da yine şu şekilde vermiştim: >çünkü CHP`nin görevi çok partili döneme geçtikten sonra bitmiştir!<



Dilerseniz o dönem yazdıklarımın kısa bir bölümünü buraya aktarayım:


>Konu o kadar vahim ki, Türk Milleti`nin bundan 300 yıl sonraki durumu bile, şu içinde bulunduğumuz yıllarda belirlenmekte!!
 
Bir çok köşe yazısında okumuşsunuzdur „Türkiye sessiz bir devrim geçiriyor!", cümlesini! Fakat ne hikmetse kimse devrime bir kalıp, bir şekil veremedi!
 
Ben söyleyeyim! Türkiye bir devrim değil, birkaç devrim birden geçiriyor. Devrimler aslında yenileyicidir, devlete ve millete yeni bir mekanizma verir ufuk belirler! Fakat içinde bulunduğumuz şu devrimlerin, yıkıcı mı, yoksa yapıcı mı olacağını belirleyecek tek çatışma, Ordu ile AKP arasında gerçekleşen silahsiz mücadeledir! Bu cümlem ile iki kutbun çatışmasını önermiyorum. Kesinlikle! Sadece Tanzimat`dan günümüze kadar gelmiş bir Türk Yolunun nasıl şekilleneceğini anlatmak istiyorum.
 
Bir önceki yazımda da belirttiğim üzere AKP`nin Yeni Osmanlılar´ın devamı olduğunu ıspatlamış insan olarak bu yazımda da yeni bir noktayı daha ortaya sermek istiyorum.
 
Şu ana kadar hep AKP`nin Yeni Osmanlılar`ın devamı olup olmadığı sorusu soruldu! Peki ama, Osmanlı`yı çöküşden kurtarmak amacı ile yeni düzenlemeler öneren Young Ottoman`ların karşısında Osmanlı`nın çoktan çökmüş olduğunun bilincinde olarak, Türkiye Cumhuriyet`i Devleti`nin altyapısını hazırlayan Genç Türkler`in emaneti kimlerin elindedir?
Bu açıdan bakıldığında, bu sorunun akıllara gelmemiş olması, köşe yazılarında yer verilmemesi dikkat çekicidir! Ben söyleyeyim:
 
Evet, AKP Yeni Osmanlılar`ın devamıdır! Ve Evet, Ordumuz`un içinde bulunan ultra elit zümre de Türkiye Cumhuriyeti Devleti`ni kuran gruplaşma, yani Genç Türkler`in devamıdır!!!
 
Aynı şekilde, Genç Türkler`in ortaya serdiği fikir hareketlerinin başında gelen Türkçülük fikriyatının tek hareket noktası Türk Ordusudur…! Tabii Türkçülük deyince, siz günümüze damgasını vurmuş kafatsçılarını algılamayınız lütfen! Siz Islamcılık ile Batıcılık arasında bir köprü, bir Türk Yolu oluşturmaya çalışan, Osmanlı`nın son döneminde ortaya çıkan fikir hareketini algılayınız!


Şimdi bazı afilli köşe yazarlarımızın aklından şu soru geçebilir: „Neden CHP değil? Neden Laiklik değil de Türkçülük?"


Cevabı çok basitdir: CHP`nin görevi çok partili döneme geçtikten sonra bitmiştir! Onun yerine, hani sıkça duyduğunuz laik Türkiye Cumhuriyet`i Devleti`nin ve esasen bununla kastedilen Türk Milli Varlığı`nın tek bekçisi Türk Ordusudur…!
 
Hani bir dönem Erbakan`ın söylediği bir cümle vardı! Çok ünlendi bu cümle: „Bu geçiş kanlı mı olacak kansız mı?"


Emin olunuz ki saygıdeğer okuyucular, şu an Erbakan`ın bahsettiği geçiş sürecindeyiz hala!
 
Cengiz Çandar`ın „postmodern“, Nazlı Ilıcak`ın da „prononciemento" olarak adlandırdığı 28 Şubat darbesi bu geçiş sürecinin hızını aldı sadece, ve şu an „Yeni Osmanlılar" önde görünüyor.


Dolayısı ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti`nin şekil değiştirip yeni bir şekle, bir sisteme geçişinin silahsız mücadelesi veriliyor! Şimdilik silahsız!
 
Bu noktada şu tespiti de söylemeden edemeyeceğim! Türkiye Cumhuriyeti Devlet`i sistem olarak büyük önder Mustafa Kemal Atatürk`ün öngördüğü bir eğitim süreciydi! Takdir edersiniz ki 600 yıllık bir imparatorluktan sonra yeni bir düzene geçmek için belirli mekanizmaların altyapısı hazırlanmalıydı! Bu altyapı Türkiye Cumhuriyeti Devleti`dir! Türkiye Cumhuriyeti Devleti`nden başka bir Türk Devleti Sistemine geçişin doğum sancılarını yaşamaktadır Türkiye! Işte bu noktada bu sistemin ne olacağına Genç Türkler ile Yeni Osmanlılar arasındaki mücadele karar verecektir!“ (2)


Aylar evvel dile getirdiğim bu altyapı ile değerlendirirseniz Genelkurmay`ın son duruşunu, daha doğru bir tespitle olayı değerlendirmeniz mümkün olabilir sadece. Şimdi bir soru doğabilir: „Ultra elit zümre nedir? Nerden çıkmıştır? Neden ultra elit zümre?“ Cevap vereyim: Siz bundan önceki yine çok saygıdeğer Genelkurmay başkanının ve yine bundan önceki bazı Genelkurmay Başkanlarının bugünki gibi bir çıkışı yapabileceğini düşünür müydünüz? Ordunun tonlaması giderek değişiyor farkındaysanız. Bu tonlamaya neden olan ordu içerisindeki değişimleri bilemem. Ama şunu açık ve net söyleyebilirim: Demek ki, ordu içerisinde de tartışmaların boyutunu değiştirebilecek bir ekip var.


Hani nasıl Fazilet Partisi'nden kopup gelmiş bir „Yenilikçiler“ kanadı oldu zamanında; halbuki yenilikçilik temsil edilen Islamcılık fikir hareketine getirilen bir yenilenme idi. Uygulanacak siyasetin döneme göre değiştirilmesi söz konusu idi.


Aynı şekilde ordunun da tonlamasını giderek değiştirmesi, aklıma sadece ordu içinde de yeni hareket stratejisini belirleyen bir ekibin olduğunu, yeni bir zümrenin olabileceğini getiriyor. Tam darbelerden sonra 28 Şubat postmodern darbe gibi çok „hafif“ diye nitelendirilebilecek bir sürecin takibi, ve akabinde sırf „muhtıra“lara kadar düşen bir tepki, size de ordunun stratejisini zaman içinde, karşısında bulunan hareketin stratejisine göre değiştirmesi anlamına gelmiyor mu?


Bu nedenle ben böyle bir ifadeyi uygun gördüm. Ekip de diyebilirsiniz, zümre de diyebilirsiniz, grup da diyebilirsiniz; farkında olanlar ve olmayanlar, görevi haline getirenler ve getirmeyenler de diyebilirsiniz siz buna.


Silahsiz mücadelenin tek yöntemi siyaset ve onun kolu diplomasidir. Ordu bu yöntemi seçtiğini son gezisiyle ve çıkışlarıyla ortaya sermiştir. Seçimini beyan etmiştir. Olay bundan ibarettir.


Şimdi gelelim işin CHP boyutuna. Hani aylar evvel de belirtdiğim „CHP`nin görevi çok partili döneme geçtikten sonra bitmiştir“, tespitine.


Geçen hafta bu cümlemi de ispatlayan bir gelişme oldu. Hüseyin Gazi Şenliklerine katılan Deniz Baykal şu açıklamalarda bulundu:


-“Şair, dalım Hacıbektaş, gülüm Atatürk demiş. Çok güzel söylemiş. Aman sevgili kardeşlerim, dalınızı kurutmayın, gülünüzü soldurmayın. İnşallah bu coğrafyada Hacıbektaş-i Veli dalları, Mevlana dalları, Yunus Emre dalları, Pir Sultan Abdal dalları daima olmaya devam edecek. İnşallah o Atatürk gülü hiçbir zaman solmayacak. O Atatürk gülü bütün onların hepsinin yansımasıdır. Bundan hiç kuşku duymuyorum. -“Her şeyin temeli insandır. İnsan siyasetinde, hayatında özüdür, temelidir...”

-“Önce insan. İnsan ama, boynu bükük insan değil. İnsan ama, karnını doyuramayan insan değil. İnsan ama, yarın halim ne olacak diyen insan değil. Önce insan ve önce ekmek, önce iş, önce ekonomi, önce başı dik, karnı tok, sırtı pek insan”

-“Sevgili kardeşlerim, insan – ekmek başka ne? Ahlak. Hak ne, hukuk ne? Ahlak ne, haram ne, helal ne, yetim hakkı ne, dürüstlük ne, kul hakkı ne?”

-“Hep beraber olacağız, bir olacağız, beraber olacağız, iri olacağız, diri olacağız, bölünmeyeceğiz, parçalanmayacağız, el ele vereceğiz” (3)


Bu ifadelerle CHP`nin siyasete dinamizm getirecek yeni ifadeler ve yeni politikaları olmadığını anlıyorum ben sadece. Çünkü 2002 seçimlerine de aynen bu ifadelerle girmiştir CHP. Bunun için kendisinin 2002 seçimlerinden önce Ahmet Hakan`ın „Iskele Sancak“ adlı proğramına yaptığı açıklamalara bakmanız yeterli olacaktır. „Derviş gibi“ çile çektikten sonra öne sürdüğü „Anadolu Solu“ kavramının içini doldurmaya çalışmasıdır sadece çabası. Bu röpörtaj kitap olarak da yayınlanmıştır. (4) Ifadelerde yanlış birşey yok, kesinlikle. Çok doğru sözler. Sadece demem odur ki, CHP`nin üretdiği ve üretebildiği yeni perspektifler yok. Diğer konuşmalarına ve röpörtajlarına da baktığınızda yenilik namına birşey görebiliyor musunuz? Tekrardan ibaret bir siyaset ile böylesine büyük bir münakaşanın temsilcisi olunabilir mi? Bence olunamaz! Genelkurmay`ın son çıkışları tartışmada yeni bir boyuta ulaştığımızı da gösteriyor, ve ordu o tartışmada nasıl bir duruş sergilediğini açıklamalarında dolaylı ve doğrudan beyan ediyor.


Tekrar ediyorum. Bir darbeyi veya yeni bir devlet sistemine geçişte yaşanabilecek silahlı bir mücadeleyi hiçkimse istemez. Ülke insanımız darbelerden, çatışmalardan çok çekti. Ama bunun için milletimizi bazı konularda aydınlatmak gerekiyor artık. Şahsen şunu anlamakta zorluk çekiyorum: Benim bilimsel bir araştırma ile farkına vardığım bazı gerçekleri bu ülkede neden söylemeye kimse cesaret edemez?


Nedir bu gerçekler? En basit şekli ile şunlardır:


  1. AKP Yeni Osmanlıların devamıdır.

  2. Ordu Genç Türklerin devamıdır.

  3. Bu iki kutup arasında Laiklik ve Islamcılık tartışmaları diye süregelen tartışmalar esasen yeni bir devlet sisteminin ayak sesleridir.

  4. Bu yeni devlet sisteminin hangi şekilde olacağını bu münakaşa belirleyecektir.

  5. Çünkü; Cumhuriyet de esasen yüzyıllar süren bir sistemin etkilerinden kurtarmak için ortaya serilmiş bir eğitim süreci idi, ve şu an bu eğitim sürecinin sonuna geldik.


Tüm bu açıklamalarım Cumhuriyet`in etkisini ve değerini kırar mı? Kesinlikle hayır. Böyle bir amacım da asla olamaz. Cumhuriyet ilkeleri şahsen kurulabilecek yeni bir devlet sisteminin altyapısı için en uygun ilkelerdir. Bu ilkelerin üzerine Türk Milleti`nin yine kendi belirleyeceği bir modelin inşa edilmesi, çok daha uygun olur. Bunu da söyleyebilirim.


Fakat artık insanlarımızı bu tartışmanın aslı konusunda uyarmanın vakti geldi kanaatindeyim. Çünkü bu şekilde ve Hasan Celal Güzel`in ifadelerinde yaptığı gibi, taraf olmak, kutuplaştırmayı artırır. Ülkemizin ve insanımızın bir kutuplaşma yaşamasını da kimse istemez.


Yine bir yazımda söylediğim gibi: Laiklik tek bizde yok şüphesiz, ama bizdeki laiklik de kimse de yok. Bu açıdan baktığınızda ordunun tavır ve duruş bildirmesi sizi çok şaşırtmasın. Türkiye`nin iç siyasetini Türk tarihine göre değerlendirdiğinizde çok da normal gelmesi gerekir size tüm bunlar.



Esenlikler...





  1. Hasan Celal Güzel, Evren Paşa`yi yargı önüne çıkarın ki, bu iş bitsin, Yenişafak, 15. Eylül 2008 Pazartesi; Röpörtaj Mehmet Gündem, (http://yenisafak.com.tr/Roportaj/?t=15.09.2008&i=140048)

  2. (Ciğdem Dumanlı, Bugünün Genç Türkleri kimlerdir?, 21.01.2008, http://www.yenihaber.be/go.php?go=3070800&do=details&return=summary&pg=21

  3. http://www.chp.org.tr/index.php?module=news&page=readmore&news_id=5473&sid=1e30e8a2d8e47b5c4173156cfaeb32fb

  4. Ahmet Hakan, Iskele Sancak, Deniz Baykal – CHP ve Anadolu Solu, Birey Yayıncılık

Bu yazı toplam 1497 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
GALERİLER
ARŞİVDE ARA
PİYASALAR
HAVA DURUMU
GAZETELER
SON YORUMLANAN HABERLER
E-BÜLTEN
Ad & Soyad
E-Mail
Ekle   Çıkar  
Cihan Haber Ajansı
» Künye     » Reklam     » Sitene Ekle     » RSS
Copyright © 2008 2023Haber. Tüm Hakları Saklıdır. Sitemizdeki materyallerin izinsiz kullanılması yasaktır.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR