Sayın Hakkı Öznur ile Şahların Labirenti Belgeseli üzerine yaptığımız röportajın ikinci bölümü.
-Belgeselin 11.nci bölümü yayınlandıktan bazı marjinal, aşırı solcu ve bölücü çevrelerde aleyhte yayınlar başladı. Neden belgesele saldırdılar?
8 Ekim günü TRT ekranlarında gösterilmeye başlanan belgesel gece geç saatlerde yayınlanmasına rağmen ilgi ile takip ediliyordu. Her kesimde her çevreden insanlar gece yarısı olmasına rağmen belgeseli kaçırmamaya dikkat ediyordu. Programın belli bir izleyicisi olmuştu, ciddi ve meraklı kitlesi vardı. Ancak 11. bölümün yayınlandığı 24 Aralık 2008 günü bu belgeseli gece yarısı kanal kanal gezerken rastlayan ve bölümün sonlarına doğru Maraş olaylarının anlatıldığı yerde “Hrant Dink” cümlesini duyan Demiray Oray adlı bir kişi çalıştığı Taraf adlı gazetede iki gün sonra “TRT’nin Hrant Dink ayıbı” diye bir yazı yazdı. Aynı gün gazetesi de bunu manşetten haber olarak verdi. Hiçbir bölümünü izlemediği belgeselle ilgili yazı yazan bu kişinin maksatlı ve taraflı yazısını medyadaki Marksist sol görüşlü gazeteler, yazarlar, internet siteleri aynen alarak alel acele haber yaptılar.
Bunu haber olarak verenlerin çoğu Hrant Dink’in arkadaşları olan, hissi davranan ama belgeseli hiç izlememiş görmemiş kimselerdir. Hrant Dink’in dostları olmasından dolayı Taraf gazetesi, olayın aslını öğrenmeden araştırmadan, soruşturmadan, balıklama atlayarak hemen taraf olmuştur. “Demokrasi havariliğine” soyunan, darbe karşıtı olmakla övünen Taraf gazetesi, demokrasiyi savunan, darbeleri, cuntaları yargılayan, Türk Demokrasi hayatının fırtınalı ve bir o kadarda karma karışık dönemlerini objektif olarak anlatan analiz eden “Şahların Labirenti” belgeseline zarar vermeye çalışan bir tavır ortaya koymuştur.
Taraf Gazetesi gazetecilik ahlakını ve değerlerini hiçe sayarak taraflı yayın yapmıştır. Bu gazeteyi yönetenler, yayın politikasını belirleyenler belgeselin tüm bölümlerini tam anlamıyla izlemiş olsalardı, eğer ideolojik taassupları yoksa o çirkin ve gerçek dışı manşeti atmazlar, iftira dolu masa başında hazırlanmış yalan haberleri peş peşe yayınlamazlardı.
Taraf Gazetesi açıkça ön yargılı olan, ideolojik taassupla hareket eden bir kişinin gazına gelerek gazetecilik ilke ve değerleri açısından son derece gayri ahlakı bir yayın yapmıştır. Keşke bu yayın ve daha sonra yayınladıkları yine Şahların Labirenti ile ilgili akıl ve izan dışı, hiçbir doğruluğu olmayan asparagas haberleri yayınlamadan önce belgeselle ilgili ciddi bir araştırma ve inceleme yaptırsalardı, bilgi ve kanaat sahibi olsalardı o zaman hakikatten doğru bir iş yapmış olurlardı.
-Medyada bir kirlenme ve yozlaşma söz konusu..
Medya’nın ne hale geldiği ortada. Medyada büyük bir kirlenme ve yozlaşma var... Son dönemlerde medya patronlarının çıkar ve menfaat ilişkileri kamuoyunda medyanın güvenilirliğinin sorgulanmasına sebep oldu. Medyaya karşı halkta bir güvensizlik var. Bunda medya patronları kadar patronların tetikçiliğini yapan gazete yönetimlerinin payı da büyük. Her önüne gelene yazı yazdırılırsa, köşe verilirse, her önüne gelenin yazdığı yalan yanlış haberler haber diye gazetelerin manşetine konu olursa olacağı budur.
Bir haber doğru mu yanlış mı diye kontrol edilmez mi? Haberin içeriğine bir göz atılmaz mı? Böyle gazetecilik, yazarlık olur mu? Gazeteci partizanlık yapmaz. Gazetecilik yapar. Şimdi bir bakıyoruz, Mao’nun Stalin’in Polpot’un kızıl muhafızları gibi… Saddam’ın devrim muhafızları gibi hareket eden gazetecilikle, yazarlıkla alakası olmayan tetikçilik yapan tipler medyayı doldurmuş. Bunlar kin ve nefretle dolu… Hala ideolojik tortularla hareket eden kaşarlanmış kişiler… Bunlara da gazeteci olarak görmek doğru değildir.
Medyada saygın bir gazeteci ve yazarlık yerine şöhret peşinde koşan kimseler var. bunlar sağlıklı, doğru yazılar ve haberler yerine iftira dolu haber ve yazılar yazan kişiliksiz kimliksiz birikimsiz tipler. Şimdi kerameti kendinden menkul bunlar medyada boy gösteriyor. Sorun burada. Medyanın kendini sorgulaması lazım Saygınlık mı? Şöhret mi? .
Mesleğinde saygın ve güvenilir olmayı başaranlar gerçek gazeteci ve yazarlardır. Onlar mesleklerine ihanet etmezler. İftira ve yalanların peşinde koşmazlar. Onlara gerçeğe ve gerçeklere sadık kalırlar. Kalemlerini kiralık olarak kullanmazlar piyon olmazlar.
Taraf halka karşı sorumlu bir gazete gibi davranmamıştır. bu gazetede çıkan gerçek dışı ve iftira dolu yazılar ve haberler üzerine radikal solcu gazeteler, yazarlar, marjinal sol örgütler, bölücü gruplar, hemen saldırıya geçtiler. Belgeselde konuşan Ökkeş Şendiller ile birlikte konsept danışmanlarından Zülfü Canpolat ve benim aleyhime tamamen iftira ve yalanlarla dolu yayınlar yaptılar. Şahların Labirenti belgeselini yayınlayan TRT’yi de hedef alan saldırılarda bulundular. İlkel, şabloncu, Ortodoks, dogmatik, soğuk savaş döneminden kalma karanlık zihniyet Türk solunda halen etkisini devam ettiriyor.
-11. bölüm sadece Maraş Olaylarını mı anlatıyordu?
Hayır… 1975- 1979 yılları arasında geçen dönemleri anlatıyordu. Bu bölümde Asala terör örgütü ve PKK terör örgütünün ilk yılları, eylemleri var. 1. MC Hükümeti, 2. MC Hükümeti, 5 Haziran 1977 genel seçimleri, CHP’nin 22 aylık iktidarı, siyasal krizler, ekonomik bunalımlar, Güneş Motel transferleri, toplumsal cinayetler, Ecevit’e yapılan suikast girişimi, kanlı 1 Mayıs 1977 Taksim olayları, Abdi İpekçi, Gün Sazak cinayetleri, pek çok bilinmeyen ve karanlıkta kalan olaylar belgelerle, tanıklarla anlatılıyor.
Ayrıca ilk defa ülkemizi karıştırmak için gelen, Alevi ve Sünni vatandaşlarımızın iç içe kardeşçe yaşadığı yerleri gezip oralarda Alevi-Sünni çatışması çıkartmak için haince faaliyetlerde bulunan CIA ajanlarından, ABD’li diplomatlardan bahsedildi. Yine bu CIA ajanlarının bölücü gruplarla temasından söz edildi. Barzani ve Talabani’nin 12 Eylül öncesi Türkiye üzerinde yürüttükleri karanlık faaliyetlerden ve bu ikisinin arkasında olan ABD, İsrail ve batılı ülkelerin emperyalist emelleri anlatıldı.
45 dakikalık belgeselde Maraş olayları toplam 2 dakikadır. Bu 2 dakikalık sürede Maraş olayları ile ilgili 4 kişi konuşmuştur. Marjinal ve bölücü grupların hedef haline getirdiği Ökkeş Şendiller’in konuşması ise toplam 30 saniyedir.
Sol grupların söylediği gibi 11. bölüm tamamen Maraş olaylarına ayrılmamıştır. Yalan söyledikleri, iftira ettikleri ortadır. Bu programı izleyen herkes gerçekleri biliyor ve öğrenmiştir. Belgeselden rahatsız olanlar Türkiye düşmanlarıdır.
-Ökkeş Şendiller ne söyledi de rahatsız oldular?
Sayın Şendiler ile 1 saatten fazla süren bir röportaj yapıldı. Bu röportajda 12 Eylül öncesi konuşuldu. Türkiye’yi 12 Eylül darbesine götüren süreçler ve olaylar ele alındı. Bunlar konuşulurken kendisinin 1 numaralı sanık olarak yargılandığı, 19 Aralık günü başlayan ve 26 Aralık günü 1978 günü sona eren, ülkemizi büyük acıya boğan, milletimizi derinden üzen kanlı Kahraman Maraş olaylarını konuştuk. Zaten ülkemizi 12 Eylül darbesine götüren süreçte önemli bir rol oynayan Maraş olaylarını ele alırken Ökkeş Şendiller de Maraş olayları anlatılırken konuşacak konuklardan biriydi. Dönemin canlı tanığı ve olaylardan dolayı yargılanmış, işkenceler görmüş daha sonra da beraat etmiş Ökkeş Şendiler ile konuşmamak olmazdı ve o da kendi bakış açısından Maraş olaylarını değerlendirdi. Görüşleri kendini bağlar. Diğer konuşmacılar nasıl kendi siyasal duruşlarından Maraş olaylarına baktılarsa Sayın Şendiller de kendi durduğu yerden, gördüğü yerden baktı. Ökkeş bey Maraş olaylarını geniş bir şekilde anlattı. Zaten kendisinin Maraş olaylarını ele alan bir kitabı da var.
Marjinal grupların aslını astarını öğrenmeden, izlemeden saldırdıkları belgeselde Ökkeş Şendiller Hrant Dink ile ilgili sadece bir cümle söylemiştir. O cümlesinde , Maraş olayları içerisinde yer alan sol militanlardan bazılarının Dink’in arkadaşları olduğunu söylemiştir. Ökkeş beyin söylediği cümlenin özeti budur, toplam konuşması da 30 saniyedir.
-Sadece bir yerde Hrant Dink ismi geçti diye mi kızılca kıyamet kopardılar?
Aynen öyle… Ne metinlerde, ne bölümlerde Hrant Dink’in ismi yok, bizim Hrant Dink diye meselemiz de yok. Koskoca yakın dönem politik tarihini muhteşem bir şekilde ele aldık, anlattık. Sadece Maraş olaylarının 2 dakika anlatıldığı, Sayın Şendiller’in de bir yerde söylediği Hrant Dink ismi yüzünden ne iftiralarla karşı karşıya kalındı. Bu nasıl bir kin, nefret, düşmanlık..? belgesele saldıranlar yalanla, dolanla, iftiralarla bir yere varamazlar.
Koskoca belgeselde sadece bir kez Hrant Dink ismi geçti, başka yok ama onların derdi Hrant Dink değil gerçeklerin gün yüzüne çıkmasından duydukları ideolojik rahatsızlıktır.
-Bir televizyon programında Ömer Laçiner “Ökkeş Şendiller niçin konuşturuldu” diye hakarete varan sözler sarf etti?
Dediğiniz gibi son derece seviyesiz ve saygısız sözler söylemiş. Kullanmış olduğu üslup Ömer Laçiner’in nasıl bir zihniyete sahip olduğunu ortaya koymuştur. Türk solunda hala statükocu ve Ortodoks tipler pek çoktur. Şendiller niye konuşmuş, sen niye çağrıldınsa, konuştunsa Şendiller de onun için çağrıldı ve konuştu. Tek Laçiner gibiler mi konuşacaktı? Karşıt fikirlere söz hakkı vermeyecek miydik? Sözde entelektüel çevrelerin adam yerine koyduğu, ağzından ne çıktığını bilmeyen Ömer Laçiner soğuk savaş döneminden kalma Marksist ideolojik kinini ortaya koymuştur.
Bir kere belgeselde Ökkeş Şendiller bir kez konuştu, Ömer Laçiner ise en az 10 kez konuştu. Belgeselin birçok bölümünde görüşlerine yer verildi. Sadece o değil, onun gibi Marksist- sosyalist birçok kişi belgeselin her bölümünde yer aldı, görüşlerini beyan etti. Soldan konuşmalar olunca iyi, sağdan bir kişi konuşunca kötü… Böyle bir yaklaşım doğru olabilir mi? Kendisi ve onun gibi bazı solcular Maraş olayları ile ilgili konuştular, fikirlerini ifade ettiler. Onlar konuşunca iyi de Ökkeş Şendiller konuşunca mı kötü? Kaldı ki onlar Maraş olaylarının dışardan seyredicisi, Ökkeş Şendiller ise bu olayların canlı tanığı… Hem yargılanmış, hem işkenceler görmüş, hem de bu olaylardan beraat etmiş bir kişi Ökkeş Şendiller konuşmayacak da Nişantaşı’ndan birini mi konuşturacaktık?
Zaten Ökkeş Şendiller bu belgeselde konuşmasa belgeselin bir tarafı eksik kalırdı. Görüşlerine katılırsınız, katılmasınız o işin ayrı bir boyutu ama kimse kimseye hakaret edemez…
THKP-C davasından yargılanan, şimdi “Birikim” adlı sosyalist dergiyi çıkartan, bu çevrenin liderliğini yapan Laçiner’den belgesele kimi çıkartıp kimi çıkartmayacağımızı öğrenecek değiliz. Biz siyasal tarihi ve dönemleri kendisinden iyi biliriz. O otursun oturduğu yerde sosyalist rejimler neden çökmüş Sol neden halkın gündeminde yok Sol Örgütleri kimler kullandı biraz ona çalışsın
-Maraş Olaylarının Hrant Dink ile alakası var mı?
Maraş olaylarının Hrant Dink ile alakası yok. Maraş olayları kişiler ile ele alınamaz, böylesine toplumsal bir olay basit ve sıradan bir iş gibi gösterilemez. Maraş olaylarının iç ve dış karanlık odaklar tarafından çok önceden planlandığı, senaryosunun yazıldığı bugün apaçık bellidir. Daha açık bir ifade ile 12 Eylül darbesini gerçekleştirmek isteyen güçler “ihtilal şartlarını olgunlaştırmak”, daha fazla kaos, daha fazla kan dökülmesi için Maraş’ı kan gölüne çevirtmişlerdir. Olaylarda sağ ve sol görüşlü vatandaşlar da yer almıştır. Tezgâh Alevi–Sünni çatışmasını başlatıp bunu bütün ülkeye yaymak ve akabinde darbeyi yapmaktı. Bu işin ilk kıvılcımı Malatya’da atılmıştı. Malatya’nın sevilen belediye başkanı evine gönderilen bombanın patlaması neticesinde aile fertleri ile birlikte katledilmişti ve Malatya karışmıştı. Ardından Eylül ayında Sivas olayları meydana geldi. Yine Alevi – Sünni çatışması planlanmıştı. Sivas karıştırıldıktan bir süre sonra derin karanlık odaklar günler ve aylar öncesinden hazırlıklarını yapıkları Maraş olaylarını bir düğmeye basarak başlattılar. Olaylar da Hrant Dink’in taraftarı olduğu TİKKO örgütü onlarca sol örgütler olaylarda fiili olarak yer almışlar, silahlı çatışmalara girmişler, olayları tahrik etmişler ve provoke etmişlerdir.
-Hrant Dink TİKKO örgütünde ne zaman yer aldı?
Hrant Dink TİKKO örgütü ile 12 Mart sonrasında tanışıyor. Bu örgütün kurucusu ve lideri Çorumlu İbrahim Kaypakkaya’dır. Kaypakkaya 12 Mart öncesi Doğu Perinçek’in liderliğini yaptığı Maocu Aydınlık hareketinin mensubuydu. Bu çevrenin illegal örgütü TİİKP’nin üyesiydi. 12 Mart’ın hemen ardından örgüt lideri Doğu Perinçek ile ideolojik konularda farklı düşünen Kaypakkaya, 1972 yılında TİİKP’den ayrılarak TKP- ML TİKKO adlı örgütü bir grup arkadaşıyla kurdu, İbrahim Kaypakkaya’nın 1973 yılında yakalanıp ardından ölmesiyle bir grup taraftarı 1975 yılından itibaren tekrar örgütü canlandırmaya çalıştı. TİKKO’cular 1976 yılından itibaren kendi içlerinde bölündüler. Esas büyük grup Halkın Birliği adında, daha sonra onlar da kendi içlerinde 1978 yılında bölündükten sonra ayakta kalan grup TKP / ML hareketi adıyla örgütsel çalışmalarını sürdürdü. Hrant Dink’in arkadaşlarından Garbis Altınyan bu örgütün en üst düzey isimlerinden biriydi.
Hrant Dink, Kaypakkaya’nın ardılları olan gruplardan tercihini TİKKO’dan yana yaptı. TİKKO’cular 1978 başlarında Partizan adıyla yasal dergi çıkarttılar. Sol gruplar içerisinde Maocu- Hocacı kavgasında Maocu olarak saf tutan Partizan, yani TİKKO içerisinde yer aldı. Zaten Hrant Dink de bunu gizlemiyor.
-Hrant Dink’in Asala ile ilişkisi var mıydı?
Asala terör örgütü 1975 yılında ortaya çıktı. Birçok diplomatımızı şehit etti. Avrupa’da, Ortadoğu’da Türk temsilciliklerine yönelik birçok kanlı eylemler düzenledi. Birçok sol terör örgütleri ile işbirliği yaptı. 1980- 1983 yılları arasında PKK terör örgütü ile birlikte Lübnan’da Avrupa’nın değişik ülkelerinde Türkiye’ye yönelik eylem kararları aldılar, birlikte eylemler organize ettiler.
Batılı ülkelerin ve dönemin Komünist ülkesi ve Varşova Paktı’nın lideri SSCB’nin desteklediği Marksist Ermeni terör örgütü Asala’nın sempatizanları arasında Hrant Dink de vardı. Ölümünün ardından sevenlerince çıkartılan bir kitapta bir Ermeni yazar açıkça Hrant Dink’in bir dönem Asala’ya sempati duyduğunu söylüyor. Asala terör örgütü 1980’lerden sonra ortadan kaybolduğu için ondan sonraki süreçlerde Dink’in nasıl bir görüşe sahip olduğunu en iyi yol arkadaşları bilir.
-12 Eylül öncesi Hrant Dink ile 12 Eylül sonrası Hrant Dink farklı görüşü kimi çevrelerde hâkim… Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Elbette farklılıklar olabilir, bu doğal bir şey… 12 Eylül öncesinin Türkiye ve dünya şartları ile 12 Eylül sonrası çok farklı… Dünya sosyalist hareketi açısından bakarsak dünya solunun genel anlamda bağlı olduğu, emir ve talimatları aldığı, yönlendirildiği Moskova çöktü, darma duman oldu. SSCB yıkıldı, Doğu Bloğu dağıldı. Varşova Paktı yerle bir oldu. Bu beklenen bir şeydi fakat sadece kafalarını kuma sokmuş Moskova’dan başka bir şeyi gözleri görmeyen Ortodoks sol çevreler bunu görmedi.
Reel sosyalizmin çöküşü Türk solunu da sarstı, ne yapacaklarını şaşırdılar. Önce kabul etmek istemediler ama zamanla çözüldüler. Sadece birkaç örgütçük, grupçuk inadına sosyalizm maskaralığı ile kendi kendilerine oyun oynadılar. Sol iflas etti. Türk solu da bunun altında kaldı. Zaten bu topraklara özgü bir soldan söz edilemez. Türk solu şabloncu, şekilci ve kopyacıdır.
Bu anlamda Hrant Dink ve onun gibi bir dönem Ortodoks sol içerisinde yer alanlarda da büyük fikri değişiklikler alt üst oluşlar olacaktır, olmuştur da…
Hrant Dink zaten bir dönem yer aldığı TİKKO’dan daha sonra uzaklaşıyor, bağlarını kesiyor. Örgütsel işlerden uzaklaşarak dönemim şartlarında daha legal işlere kendini veriyor. Sol geçmişini ve ilişkilerini inkar etmiyor. Marjinal soldan koparak daha liberal sivil toplum alanında faaliyet gösteren Ortodoks olmayan sol çevrelerle yakınlaşıyor. Ermeni cemaatine hitap eden Agos gazetesini çıkartıyor.
Bakın Hrant Dink kendi ağzından TİKKO üyesi olduğunu 23–24 Aralık 2006’da Maoist Özgür Düşün Dergisi tarafından düzenlenen Aydınlık Sorgular Sempozyumu’nda şu sözlerle ortaya koyuyor:
“Ben TİKKO içine girerken, Orhan BAKIR ve Stepan’la beraberdik. Onun adı Armenak‘tı, Orhan BAKIR’ın adı... Öbürünün adı Stepan’dı. Ben Hrant’tım. Ama TİKKO’ ya girerken rahat çalışabilelim, arkadaşlarımıza uyum gösterebilelim ve başımıza bir şey gelirse de, aman Ermeni toplumunun başına bir şey gelmesin diye gittik isimlerimizi değiştirdik. O “Orhan” oldu mahkeme kararıyla, ben “Fırat” oldum, Stepan da “Murat” oldu. Düşünün, ne kadar yüce bir dava için, ideal için yaptık bunu. İdeolojimiz o kadar önemliydi ki kendi aidiyetimizi bile bir kenara itebiliyorduk, unutabiliyorduk”.
-Ermeni Diasporasının bakışı nasıldı Hrant Dink’e?
Dink, son dönemlerde yazdığı bazı yazılar ve tespitleri yüzünden Ermeni diasporasının tepkisini çekiyordu. Diaspora Ermenileri onu “ajan” ve “Türk Devleti’nin işbirlikçisi” olarak suçluyorlardı.
Dink, Ermeni diasporasının Türkiye düşmanlığı yapan, bu düşmanlığı körükleyen ırkçı yaklaşımlarına karşı çıkıyordu. Bunun Türkiye’de yaşayan Ermenilere büyük zarar verdiğini söylüyordu. Ermenistan hükümeti ile Türk hükümeti arasında sıcak diyalogların başlatılmasını istiyordu.
2005 yılında Strazburg’da bulunan Avrupa Parlamentosu’ndaki bir toplantıya sözde soykırımı ülkemizde Ermeni diasporasına yakın bir tezle savunan Dev- Yol’cu Taner Akçam ve Ermeni kökenli liberal solcu yazar Etyen Mahçupyan ile katılmıştı. Bu toplantıda Hrant Dink “ben Türkiye Ermeni si’yim” dediği için fanatik Ermeniler tarafından hakarete uğramıştı. “Türklerin uşağı” diye suçlanmıştı. Onun Ermeni olmadığı, bir Türk ajanı olduğu suçlamaları Avrupa ve Amerika’daki Ermeni lobileri ve onların tetikçiliğini yapan Ermeni örgütler tarafından sürekli gündeme getirildi. Onun tek suçu “ben Türk Ermeni’siyim” demesiydi. Birçok fikirleri Ermeni diasporası ile ortak olmasına rağmen onlar Hrant Dink’i kendilerinden kabul etmek istemediler.
Diaspora Ermenileri tarafından Avrupa’da düzenlenen birçok toplantıda diasporanın Türkiye düşmanlığı yapan ırkçı faşist düşüncelerine karşı çıkıyor, bu tavrın Türk Ermenilerine zarar verdiğini ifade ediyordu. Dink’in dostlarından gazeteci Cengiz Çandar 24 Nisan 2000 tarihinde Amerika’da Ermeni lobiler tarafından düzenlenen bir toplantıda “Türkleri Ermenilere soykırım” yapmakla suçlayan Ermeni bir konuşmacıya Hrant Dink’in karşı çıkarak tavır koyduğunu, onunla Ermeni konuşmacı arasında geçen diyaloga şahit olduğunu Hrant Dink için hazırlanan bir kitapta söylüyordu. Çandar yazısında Dink’in o toplantıda Türkiye’deki Ermenileri “Türk Devletinin elinde bir tür tutsak” diye tanımlayan bir konuşmacıya sinirlenerek “baksanıza siz” diyerek şu sözleri söylediğini aktarıyor:
“Siz yılın sadece 1 günü Ermeni olduğunuz hatırlıyorsunuz, 24 Nisanlarda… Geri kalan günlerde Amerikalı, Kanadalı, Fransız, İngiliz, Arjantinlisiniz… Biz ise her gün Ermeni olarak yaşıyoruz Türkiye’de. Sadece 24 Nisan günleri unutmamız gerekiyor. Biz 364 gün, siz tek bir gün Ermensiniz bir yıl içinde...
Özellikle Fransa’da ve Lübnan’da bulunan Taşnak Partisi taraftarı Ermeniler onun için “satılmış, hain, dönek” suçlamalarında bulunuyorlar, hakkında hakaret dolu yazılar yazıyorlar, konuşmalar yapıyorlardı.
Kendisinin bir Türk Ermenisi olduğunu söyleyen Dink geçmişte yaşananların geçmişte kalmasını istiyor, bir daha Türklerle Ermeniler arasında çatışma yaşanmaması için çaba sarf ediyordu. Özellikle Kürtleri bu konuda uyarıyordu.
-Hrant Dink Kürtleri hangi konuda uyarıyordu?
PKK terör örgütünün kanlı eylemleri karşısında Hrant Dink bazı toplantılarda yaptığı konuşmalarda uyarılarda bulunuyordu. Ölümünden kısa bir süre önce Malatya’da yaptığı konuşmada “biz Ermeniler batılı ülkelerce çok kullanıldık, dikkat edin bizi kullananlar şimdi sizi kullanmaya çalışıyorlar” diyordu. Terör eylemleri ile bir yere varılamayacağını ve terörün çıkmaz bir sokak olduğunun Kürt gruplara söylüyordu.
-Marjinal Sol ve PKK gibi bazı gruplar da Dink’in sözlerinden rahatsız mıydı?
Tabi ki rahatsız olacaklar… Silahlı mücadele ile devrimci şiddetle hiçbir yere varılamayacağını yaşadıkları ona gösterdi. En katı Maoist grup olan TİKKO ve diğer sol örgütlerin hepsinin birer taşeron firma haline geldiklerini en iyi Hrant Dink bilmekteydi o yüzden marjinal örgütlerden farklı düşünüyordu.
Sol örgütlerin ve bölücü grupların arkasından “hepimiz Ermeniyiz” sloganları atmaları onu çok sevdiklerinden değil kaotik ortamın tırmanması ve gerilimin doruğa çıkması içindi. Amaçları bu sloganlarla, tahriklerle sessiz yığınları, geniş halk kitlelerini çatışmanın içine çekmekti.
-Hrant Dink cinayetinin amacı sizce nedir?
Bu cinayet Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak isteyen karanlık odakların işidir. Cinayeti işleyen ve bulaşanlar maşadır. Bu eylem çoluk çocuğun yapacağı veya düşüneceği bir eylem değildir. Mutlaka bunları birileri yönlendirmiş ve bu işi yaptırmıştır.
Bu kurşunlar Hrant Dink’e değil Türkiye’ye sıkılmıştır çünkü Türkiye’yi içerde ve dışarıda büyük oyunlarla karşı karşıya bırakmıştır. 19 Ocak 2007 günü öldürülen Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in neden hedef seçildiği dönemin konjoktürel şartları ve ülkedeki siyasi gerilime baktığımızda ortaya çıkar. Ülkemizde ne zaman Cumhurbaşkanlığı seçimleri olsa mutlaka o seçimler öncesinde ya krizler çıkar, ya darbeler planlanır, ya sansasyonel eylemler ve cinayetler yapılır. Hrant Dink cinayeti işlendiğinde Türkiye kritik bir döneme girmişti. 2007’nin Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler nedeniyle kritik geçeceğini herkes görüyordu. Bu seçimlerde mevcut hükümeti devirmek için bir takım demokrasi dışı grupların tam gaz çalıştıkları açıkça görülüyordu. Hemen hatırlarsak cinayetten hemen sonra E- muhtıralar, Çağlayan, Tandoğan, İzmir Mitingleri, PKK terörü, bu sürecin en önemli işaretleridir. Bu süreçte Nokta Dergisi’nde ifşa edilen darbe günlükleri, Ayışığı, Sarıkız darbe girişimleri şimdi bakıldığında son operasyonlarla Türkiye’nin hangi badirelerden geçtiğini ve neler atlattığını bizlere göstermektedir.
Yukarıda da ifade ettiğim gibi bu tür sansasyonel cinayetler toplumda kargaşa yaratmak, ülkemizi karıştırmak ve kaos ortamına sürüklemek içindir. Buradan yola çıkıp Hrant Dink cinayetine gelirsek bu cinayetin işleneceğinden devletin çeşitli birimlerinin haberdar olduğu son dönemlerde basında yer alan onlarca haberle ve devam eden mahkeme safhasından ortaya çıkmıştır. Dink’in öldürülmesine göz yumulmuştur. Tabiri caizse Hrant Dink cinayeti anonslu bir cinayettir.
Hrant Dink’in öldürülmesi için planlar yapıldığı, devletin en hassas istihbarat birimlerine çalıştıkları muhbir tarafından rapor edilmiştir. Jitem, Emniyet istihbarat servisleri böyle bir eylemi biliyorlar ama engellemiyorlar… İşte bu işin sorumluları kimlerse önce onlardan hukuk önünde hesap sorulmalıdır.
Hep yazdım söyledim dile getirdim. Bu toprakları seven buraları benimseyen bu ülkeye ihanet etmeyen herkese etnik ya da dini kimliği ne olursa olsun. Saygımız vardır. Yeter ki bu ülkeye ihanet etmesin değerlerine inanlarına saygı göstersin. Bölücülük yapmasın... Bizim tavrımız budur.
-Hrant Dinkin öldürülmesi en çok kime zarar vermiştir, kimleri sevindirmiştir?
Hrant Dink’i öldürülmeden evvel sol çevreler ve içinde yer aldığı Ermeni cemaati tanıyordu. Milletimizin böyle bir kişinin varlığından bile haberi yoktu ama işlenen cinayetle Hrant Dink ismini duymayan, bilmeyen kalmadı. Dışarıda bile ismi duyuldu. Dünya basını ve önde gelen haber ajansları bu cinayeti birinci haber olarak verdiler. Yapılan yorumlarda işlenen bu cinayetten dolayı Türk milliyetçileri suçlandı. Bu provokatif eylem hemen Türk milliyetçilerinin üzerine yıkılmaya çalışıldı. İç ve dış karanlık odaklar hemen yabancı basına servis yaptılar. Bütün bu haberler bilerek yapıldı.
Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü savunan Türk milliyetçileri her zaman her zeminde karanlık eylemlere cinayetlere karşı çıkmıştır. Her türlü şiddet eyleminin kaos peşinde koşan karanlık odakların işine yaradığını savunmuşlardır.
Bu cinayetin amacı da toplumu sarsmak, korku ve endişe havası vermek ve daha büyük olayların çıkmasına zemin hazırlamaktır.
Bu karanlık eylem en çok ülkemize zarar vermiştir. Türkiye’yi içerde ve dışarıda zor durumda bırakmıştır. Bu eylem en çok Ermeni diasporasını sevindirmiştir. Türkiye aleyhine fırsat bekleyen iç ve dış odaklar bu cinayeti fırsat bilerek dünyada Türkiye aleyhine kampanyalar başlatmışlardır. Başta Ermeni lobileri olmak üzere Yunan, Rum ve diğer Türk düşmanı çevreler hemen harekete geçmişlerdir
-“Hepimiz Ermeniyiz” diyerek hemen sokaklara döküldüler…
Evet aynen öyle… Cinayetin hemen ardından bir anda bütün sol grupların ellerinde Hrant Dink’in fotoğrafları, ardından “Hepimiz Ermeniyiz” pankartları çıktı. Bir anda bu pankartlar nasıl ortaya çıkar, kim hazırladı? Bu pankartları sanki birileri Hrant Dink’in öldürüleceğini biliyormuş gibi, yani cinayetin hemen ardından İstanbul’un her yerinde hazırlanır kim hazırladı? Sanki önceden sipariş verilmiş gibi… Aslında bütün bunlar soruşturmayı yürüten güvenlik güçleri ve savcılar tarafından araştırılmalıydı.
Atılan sloganlar tamamen provokatif ve kışkırtıcı sloganlardı. Devletimize, inançlarımıza, değerlerimize saldıran gösteriler yapıldı. Amaç halkın tamamını tahrik ederek çatışmaların içine çekmekti. Özellikle milliyetçi ülkücü çevreleri bu karanlık tezgâhın içine çekmeye çalıştılar ama aklıselim sağduyulu milliyetçi ülkücü hareket bu oyuna gelmedi, onların oyunlarını bozdu.
Cenazeye katılan gruplara bakın, hepsi marjinal sol gruplar ve bölücü gruplar… Hepsi Hrant Dink’in öldürülüşünü bahane ederek Türk devletine meydan okumaya çalıştılar. Bunların birçoğunun taşeron gruplar olduğu ve CIA, Mossad, MI6 gibi uluslararası gizli servislerle bağlantılı, Soros ve Batılı ülkelerden himaye gören çevreler olduğunu herkes bilmektedir.
Bunlar Hrant Dink sömürücüleridir… Amaç kargaşadan parsa toplamak, siyasi rant elde etmek… Hrant Dink yaşarken bunların birçoğu ile kavgalıydı ve onların izlemiş olduğu siyasi anlayışlara temelden karşıydı. Bu grupların ne mal olduğunun geçmişte onlarla beraber olduğu için bilmekteydi.
-Peki, Hrant Dink ailesinin belgeselle ilgili TRT hakkında suç duyurusunda bulunmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ortada Hrant Dink’i suçlayan ve onu hedef gösteren bir durum söz konusu değildir. 13 bölümlük ve her bölümü 45’er dakikalık olan belgeselde Hrant Dink ismi bir yerde geçti. Yazılı metinlerde Hrant Dink ismi hiçbir yerde yok. Sadece programa katılan konuşmacılardan biri olan, yukarıda da bahsetmiştim, Ökkeş bey 12 Eylül öncesi sol örgütlerden bir örnek verirken söyledi. O sözler ne TRT’yi ne de yapımcıyı bağlar. Söylediği sözler bellidir. Konuşma metini ve kasetleri TRT’de vardır. Yani ortada işlenmiş ne bir suç ne de Dink ailesinin iddia ettiği gibi bir hedef gösterme vardır. Böyle bir şeye ne biz ne TRT izin verir zaten…
Bakın her bölüm yayına girmeden önce TRT denetleme kurulunun önüne gelir. Orda ki uzmanlar izlerler. Onların denetiminden geçtikten sonra yayınlanır. Mesela bazı bölümlerde bir kaç cümle sert bulunarak geri gönderilmiş, istedikleri değişiklikler yapıldıktan sonra o bölümler yayınlanmıştır. Müthiş bir denetim vardır ve TRT buna çok dikkat etmektedir. Hrant Dink ismi bir kez geçtiği için bir takım karanlık odaklar tarafından korkunç iftiralara uğrayan 11. bölüm diğer bütün bölümler gibi TRT’nin denetiminden geçmiş ve yayınlanmıştır. Dink ailesi avukatları aracılığıyla TRT’ye bir düzeltme gönderdiler. Dava açacakları hakkında haberleri ben de gazetelerden öğrendim.
-Hrant Dink ailesi medyada çıkan haberlerden etkilenerek mi böyle bir yola başvurdu?
Tabi ki öyle… Bir kişinin yazdığı akıl ve izan dışı haberin diğer bazı gazete ve televizyonlarda haber yapılması ile bu durum ortaya çıktı. Doğan Medyasının sesi Kanal D “TRT’de Hrant Dink infaz edildi” diye haber yaparsa Dink Ailesi ne yapar, TRT’nin yolunu tutar…
Burada Dink ailesinin yaptıklarını normal karşılıyorum. Türkiye bir hukuk devletidir varsa kendilerini rahatsız eden bir durum haklarını arayabilirler.
Fakat bazı marjinal sol grupların bu işi bilerek gerdiklerini ve Dink’in ölümünü ve Dink ailesini istismar ettikleri ortadır. İdeolojik intikam peşinde koşan sol gruplar Dink ailesinin acısını paylaşmıyor aksine onları daha fazla kaosun içine sokmaya çalışıyorlar. Ailede bunları mutlaka görüyordur, görmek zorundadır.
Burada şunu da ifade etmeliyim. Aileden daha çok Dinkin Avukatı Fethiye Peşken bu mevzuuyla kendini gündeme getirmek istiyor. Dink ve ailesi üzerinden rant elde etmeye çalışıyor. İdeolojik görüşlerini herkesin bildiği bu bayan avukat en büyük desteği Marjinal sol ve bölücü çevrelerden almaktadır. Basının bir bölümünde etkili olan Solcu gazeteci ve yazar takımı’ da kendisine büyük destek vermektedir. Fanatik bir ülkücü hareket düşmanıdır, Devrimci militan tavrı hukukçuluğunun çok çok önündedir. Hukukçu gibi değil bir “provokatör” gibi davranmaktadır.
-TRT’nin tavrı ne oldu bu saldırılar karşısında?
TRT yapılan yalan haberlerden ve iftiralardan rahatsız olmuş… Benim bilebildiğim kadarıyla belgeselde yanlış bir şey görmediklerini, objektif bir program olduğunu, bu konu üzerine haber yapan çevrelere söylemişler. Hrant Dink ile ilgili yazılan haberlerin tamamen maksatlı ve ön yargılı olduklarını savunmuşlardır.
İlk haberler bilerek çıktığında yapımcı firmanın sahibini yanına çağırmışlar, görüşmüşler ondan Ökkeş Şendiller’in konuşmasının tamamının kasetini istemişler. O da hem röportajın görüntülerini hem de bant çözümlerini kendilerine vermiştir.
Onlar da izledikten sonra Ökkeş Şendiller’in sözlerinin çarpıtıldığını, iddia edildiği gibi Hrant Dink’i direk hedef alan bir konuşma olmadığını, sadece o dönem anlatılırken bir yerde isminin geçtiğini tespit etmişlerdir.
-TRT Hrant Dink ile ilgili bir düzeltme yayınladı mı? Bazı marjinal çevrelerin saldırısına maruz kalan 11. bölümün tekrarı yayınlandı mı?
Hayır düzeltme yayınlanmadı… Her halde gerek görmedi. Gerek görseydi bu konu ile ilgili düzeltme yazısı yayınlardı. Ortalığı birbirine katmak için ellerinden gelen her türlü fitne ve fesadı yapmalarına rağmen sağduyulu davranan TRT, ilkelerinden taviz vermeyen ve tarihe karşı sorumluluğunun bilincinde olan TRT, marjinal çevreleri dikkate almayarak 11. bölümü bildiğim kadarı ile 2 kez daha yayınladı. Halk da izledi ve ilk defa izleyen vatandaşlarımız da belgeseli doğru ve gerçekçi bulduklarını, yapılan yaygaraların fasa fiso olduğunu bizzat TRT’ye çektikleri mesajlarda belirtmişlerdir. TRT belgeseli olduğu gibi yayınlamış, hiçbir yerinde sansür uygulamamış, malum çevrelerin iddia ettiği gibi Ökkeş Şendiller’in sözlerini çıkartmamıştır. Aynen ne söylediği ise konuşması kesilmeden tekrar tekrar verilmiştir. İzleyenler de Ökkeş Şendiller’in sözlerinin nasıl bir kısım odaklar tarafından çarpıtıldığını bir kez daha müşahede etmişlerdir.
TRT sadece 11. bölümü değil bütün bölümleri gelen istekler üzerine en iki defa tekrar yayınlamıştır. Belgesel yayınlandı bitti… TRT ilerde içinden yerler çıkartır mı çıkartmaz mı bilemiyorum. O TRT’nin bileceği iş... Ben onlar adına söz söyleme hakkına sahip değilim. Yapımcı firma ile TRT arasındaki bir meseledir. Onlar karar verir…
-Belgeselin izlenme oranı nedir?
Belgeselin izlenme oranı bana söylenenlere göre bir belgesel için son derece iyi bir oran olduğudur. Diğer diziler gibi çok fazla reklâmı yapılmamış olsa da reytinglerin çok başarılı bir seyir izlediği söylenmektedir. Son bölüm hariç gecenin geç saatlerinde, bazen gece yarısını geçen bir saatte yayınlanmasına rağmen çok ciddi bir seyirci kitlesi vardı. İzlenme oranlarına baktığımızda birçok dizileri ve belgeselleri geride bıraktığı görülmüştür. Her görüşten birçok kişi belgeseli yakından takip etmiştir. Bana ve yapımcı firmaya gelen tepkilere baktığımızda bunu görüyoruz. Hatta belgesel bittikten sonra çok sayıda kişi bunun devamını yani, 12 Eylül sonrası, 28 Şubat süreci ve bu güne kadar gelen siyasal süreçleri de ele alan yeni bir belgeselin yapılmasını bizlere teklif etmişlerdir.
TRT ilk defa ve o da son bölüm olan 13. bölümü akşam saat 10 civarında yayınlamıştır. O bölüm yayınlanırken TRT 2’de de aynı saatlerde Tuncay Güney denilen şahsın Kanada’dan katıldığı bir canlı yayın programı vardı. Doğal olarak Türkiye gündemini epeydir meşgul eden, kamuoyunda her sözü olay olan Güney’in katıldığı o program milyonlarca insanı TRT 2’ye çekmişti. Ama buna rağmen 13. bölüm çok iyi bir reyting aldı. Belgeselin bazı zamanlar 32. Gün programını reyting ölçümlerinde geride bıraktığını bu konuda bilgili olan arkadaşlar bana söylediler.
Yine TRT’deki birçok yetkili belgeseli hem içerik hem de teknik olarak başarılı bulduklarını, en önemlisi tarafsız olduğunu, herhangi bir ideolojik bakış açısıyla hareket etmeğini, sorumlu ve ilkeli davrandıklarını, seviyeli ve kaliteli bir belgesel olduğunu belirtmişlerdir.
Burada şunu vurgulamak isterim… Marjinal gruplar hariç, ideolojik görüşü nasıl olursa olsun belgeseli izleyen, takip eden herkes takdirlerini ve beğenilerini ifade etmişlerdir. Buna bir örnek vermem gerekirse değerli akademisyen ve aydınlarımızdan biri olan sayın Vedat Bilgin belgeseli izleyen ve yakından tanıdığı bazı sol görüşlü akademisyenlerin programı içerik olarak çok iyi bulduklarını, seviyeli ve kaliteli bir belgesel olduğu konusunda fikir beyan ettiklerini bir sohbet esnasında bizlere aktarmıştır.
-TRT bu konuyla ilgili açık oturum yapmak istedi mi?
Hayır istemedi… Yapar ya da yapmazlar takdir onlarındır… İlle açık oturum yapacaklar diye bir şey söz konusu olamaz çünkü TRT bir devlet kurumu ve onların da izlediği bir sorumlu yayıncılık anlayışı vardır. Ama ben yapımcı kuruluşa, hem belgesele hem de belgeseli yayınlayan TRT’ye haksız iftiralarda bulunanlara tarihi bir cevap vermek, onların maskelerini düşürmek için bir açık oturum yapması teklifinde bulundum. Çünkü hem TRT’ye hem belgesele saldırıyorlar... TRT ve belgesel aleyhine iftira dolu yazılar yazan bazı gazetecileri ve bizleri çağırarak bir açık oturum düzenlesin, kamuoyu öğrensin gerçekleri… Belgeselin yapımcısı arkadaş bu teklifi iletmiş ama TRT yönetimi gerek görmemiş.
-Belgeseli değil de şahısları mı hedef alıyorlar?
Aynen dediğiniz gibi… Belgeseli baştan sona takip eden her kesimden insanlar belgeseli beğeni ile izlediklerini, çok ciddi bulduklarını, ilk defa yakın çağ politik tarihini bütünüyle ele alan tarafsız ve yansız olmaya gayret gösteren bir belgesel izlediklerini ifade ettiler.
TRT’nin böyle cesur bir programı yayınlamaya cesaret ettiği için de kutladılar.
Ama bütün bunlara rağmen marjinal sol çevreler ve bölücü gruplar, Ermeni diasporasının yandaşları belgeseli eleştirecek tek bir konu bulamayınca Hrant Dink ismi geçti diye onu diline dolayarak bizleri hedef aldılar. 10 bölüm yayınlanmış gıkları çıkmıyor, 11. bölümde bir Hrant Dink ismi geçti diye kıyameti kopardılar.
YARIN :
BEŞİNCİ KOL ÇETELERİN SALDIRILARI
CIA’NIN SOLCULARI, SOROS’UN BESLEMELERİ VE MEDYADAKİ KİRLENME
SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDEN KALMA MAO’CU-STALİNİST SOLCULAR
ÜLKÜCÜ DÜŞMANI İKİ İSİM: UFUK URAS VE KEMAL ANADOL
Sinan DEMİR / 2023haber.com
Bu yazı toplam 1256 defa okundu.