ÇOK OKUNANLAR
HAFTALIK
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hakkı Öznur ile Tarihi Sohbet - 9 haberi
Hakkı Öznur ile Tarihi Sohbet - 9
23 Haziran 2009 Salı Saat 15:17
Hakkı Öznur ile yapılan özel röportajın 9. bölümü.

-2006–2007 yılları arasında Cumhuriyet gazetesi bombalandı… Danıştay cinayeti işlendi… Bir   çok karanlık olaylar meydana geldi…

 Dediğiniz gibi bombalamalar, sansasyonel cinayetler işlendi. Bunların hepsi birbirleriyle bağlantılı ve bir plan dâhilinde yapılan karanlık senaryolar kirli, tezgâhlardır. Hrant Dink cinayeti ile ilgili yukarda birçok konuya değindim, tam bir kaos eylemidir…  Menfur Danıştay baskını ve işlenen cinayet kesinlikle darbe peşinde koşan, ülkeyi iç savaşa sürüklemek isteyen karanlık odakların işidir. Bu cinayetin işlendiği siyasi ortama bakıldığında bunu görürüz…

 Kaos peşinde koşanlar hedef olarak Danıştay binasını, Danıştay başkanını ve üyelerini boşa seçmemişlerdir. Çünkü Danıştay idari yargının merkezi ve en hassas yerlerden birisidir. Danıştay baskını ile 2. dairenin almış olduğu türban kararı tartışmaya konu olmuştur. Yapacakları eylemin ses getirmesi ve kamuoyunda büyük infial yaratması için bilerek bu karanlık ve kanlı eylemi tertip ettirmişlerdir. Danıştay başkanın ideolojik olarak sosyal demokrat düşünceler taşıması, ulusalcı çevrelere yakın olması eylemin getireceği etkiyi nasıl hesap ettiklerini açıkça ortaya koymaktadır. Bu cinayetin hemen ardından ordu, CHP ve yargı çevrelerinden yükselen hükümet karşıtı büyük tepki tezimizi haklı çıkarmıştır.

Muhalefet partisi CHP, bazı yüksek yargı mensupları, YÖK, ADD gibi bazı ulusalcı çevreler hemen harekete geçerek cinayeti İslamcı grupların işlediğini ve dini amaçlı olduğunu, türban ile ilgili karar verdiği için Danıştay’a saldırı düzenlendiğini iddia ettiler.

Cumhurbaşkanı Necdet Sezer, CHP lideri Deniz Baykal, eski Başbakanlardan Bülent Ecevit ve onlarla aynı zihniyetteki birçok siyasi, olayı mütedeyyin insanların üzerine yıkmaya çalıştılar.

Cenaze töreni İslami değerlere küfür noktasına dönüştü… Ulusalcı, Alevici, Marksist gruplar başta olmak üzere bütün marjinal sol gruplar cenaze törenine katıldılar. Attıkları sloganlarla, taşımış oldukları pankartlarla, yapmış oldukları provokatif eylemlerle ortalığı savaş alanına çevirmeye kalktılar…

Danıştay saldırısı sonrası gösterilen reaksiyon, cenaze töreninde ortaya çıkan manzara bu saldırının arkasında türbanın olmadığını ortaya koymuştur. Derin odaklar bu saldırının arkasından zinde güçlerin ve onlarla işbirliği yapacak olan sivil ihtilal kuvvetlerinin ayaklanacaklarını hesaplamışlardı… Yani tam bir kaos…

Bu eylemle mevcut iktidar yıpranacak, hükümet karşıtı güçler harekete geçecekti. İşte hükümeti protesto için Anıtkabir’e yürüyen kalabalıklar ve cenazedeki saygısızlıklar, tahrikler bunun işaretiydi.

AKP’nin iş başına gelmesinden beri bir takım mihraklar sürekli orduya davetiye çıkarmıştır. Askeri kışlasından çıkarmak için mitingler yapmışlar, yürüyüşler düzenlemişlerdir. Tekelci medya da askeri kışkırtan, onu sivil siyasete müdahale etmeye çağıran yayınlar yapmıştır.

Üniversite rektörleri, yüksek yargının bazı mensupları adeta demokrasi dışı odakların sözcülüğüne soyunmuşlar, onlara umut vermişlerdir.

Türk Solu, ADD, İşçi Partisi gibi darbe meraklısı ulusalcı çevrelerin düzenlediği mitinglere tam kadro katılan YÖK temsilcileri, rektörler, öğretim üyeleri vardır…  

 Cenazeye CHP ağırlıklı siyasilerle birlikte askeri ve bürokratik erkân da tam kadro katılmıştı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün saldırı sonrası gelişen protestolara destek vererek “gösterilen reaksiyon ümit vericidir, takdir edilmelidir” demesi de ordunun meseleye nasıl baktığını resmetmekteydi.

İşte bütün bunlar bu kahpe saldırıyı yaptırtanların karanlık amaçlarına ulaştıklarını göstermektedir.


-Danıştay saldırısının amacının hükümeti devirmek olduğu ve Çankaya’da yapılacak yeni Cumhurbaşkanı seçimleri ile de alakasının var olduğuna dair birçok analizler yapıldı, görüşler beyan edildi…

Evet yapıldı, söylendi ama bunların içeriğine bakmak lazım… Hükümet ve hükümete yakın çevreler saldırının irticai bir saldırı olduğunu reddetmiş ve hükümeti devirmek amacıyla yapılan bir komplonun parçası olduğunu savunmuştur. Saldırının türban kararı ile bir ilişkisi olmadığını söylemişlerdir.

Saldırının hükümeti zor durumda bırakmak ve kritik Çankaya seçimleri öncesinde “seçim sürecini de etkilemek amacıyla yapıldığı” değerlendirmeleri kamuoyunda hâkim bir düşüncedir. Yanlış da değildir... Ulusalcı Sezer’in görev süresinin dolacağı, yapılacak bir seçimde AKP’li bir kişinin Çankaya’ya Cumhurbaşkanı olacağı kesindi. İşte böyle bir süreçte hem Çankaya seçimlerini etkilemek hem de bir taşla iki kuş değil sayısız kuş avlanmaya çalışılmıştır.

CHP ile aynı paralelde düşünen devlet içersinde bazı kurumlar vardı. 2007’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminin yüksek tansiyonlu geçeceği bilinmekteydi. Ardından bir genel seçim vardı… Bu hükümete Sezer’in tam zıttı bir kişiyi seçtirmemek için ülkede bir takım karışıklıklar lazımdı. Amaç Türkiye yargısının göz bebeği olan bir kuruma saldırı yaptırılıp süreci tersine çevirmekti. Saldırıya da türban süsü verip ortamı germek ve bu siyasal krizden etkilenecek olan hükümete de Çankaya seçimleri için “ayağını denk al, ya bizim dediğimiz bir aday ya da uzun süreli bir kaos” mesajı verildi. Çankaya seçimlerine müdahale, e-Muhtıra, Cumhuriyet Mitingleri, Anayasa Mahkemesinin kararı, seçimin tıkanması, ardından gelen erken seçim… Bütün bunlar Danıştay saldırısı sonrası yaşananları özetlemektedir…


 -Danıştay saldırısından hemen sonra bu eylemi en sert bir şekilde kınayan ve bu saldırının kargaşa peşinde koşan karanlık güç odaklarının işi olduğunu söyleyenlerden biri sizdiniz…   basında Açıklamanızı okumuştum... 


İyi hatırlıyorsunuz… Yapmış olduğum açıklama tarihi bir açıklamadır. Yarınlara da ışık tutmaktadır. Demokrasi dışı odaklara karşı demokrasiyi ve hukukun üstün olduğu bir Türkiye’yi savunan, iç savaş tahrikçilerine, kaos peşinde koşan illegal yapılara karşı kararlı bir duruş ortaya koyan bir açıklamaydı. 

Bu karanlık cinayet işlendikten sonra en sert tepkiyi koyan siyasi liderlerin başında liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu gelmektedir. Bende BBP Genel Başkan Yardımcısı sıfatımla yapmış olduğum basın açıklamamda bu eylemin türban ile uzaktan yakından ilişkisi olamayacağını, bunun kaotik bir ortam peşinde koşan karanlık odakların eylemi olduğunu söyledim. Gerek açıklamalarımda, gerek konuşmalarımda bunun ülkemizi istikrarsızlaştırmak isteyen karanlık çevrelerin büyük bir tertibi olduğunu beyan ettim.  Böylesine alçak bir saldırının “din” ile alakası olmayacağını akl-ı selim her Türk vatandaşı bilir…

Şunun altını çizmek istiyorum, İslam dini barış ve rahmet dinidir. İslam bir ideoloji değildir. Yüce dinimiz İslam’ın temel öğretilerinde ve ilkelerinde şiddet asla yoktur. Din adına ortaya çıkan bir takım marjinal grupların yapmış oldukları eylemlerin dinle bir alakası olamaz. Biz Ortadoğu’da, Orta Asya’da ve ülkemizde ortaya çıkan adlarının önüne ve arkasına “İslamcı” sıfatları koyan, kendilerini “İslami hareket” olarak gören çevrelerin birçoğunun CIA ve Mossad’ın kontrolünde onların taşeronluğunu yaptıklarını biliyoruz. İslam’a mal edilen birçok terör eylemlerinin İslam’a terör yaftası vurmak isteyen ABD ve Batı dünyasının işine geldiğini bu gün herkes görmektedir.

Geçmişteki birçok karanlık suikast gibi Danıştay suikastı de derin ve şifrelidir… Bu eylem Türkiye’yi kategorize etmeyi, siyasi ve sosyal kriz ve patlamalarla Türkiye’yi içinden çıkılmaz derin buhranlara götürmeyi hedeflemiştir.

Devlet içerisindeki odakların iktidar kavgası yaptıkları bugün açığa çıkmıştır. Danıştay saldırısı ülkenin içe dönük politik meseleleriyle açıktan ilgilidir. Bu gün aradan geçen 3 yıllık zaman içinde ortaya çıkan gerçekler bunu ispat etmiştir.

Danıştay saldırısının hemen ardından yapılanlara bir bakalım... Bir anda mütedeyyin kesimlere yönelik psikolojik savaş başlatıldı. Sanki bir yerlerden düğmeye basılmış gibi provokatif saldırılar başladı. “Laik Cumhuriyet elden gidiyor” yaygaraları ile ortam gerildi. Ortalık toz duman oldu… Bu saldırının arka planı araştırılacağına, arkasında hangi güçler var? Katil kim? Kimlerle irtibatlı? Bu eylemi kim kimler yaptırdı? diye sorulacağına, üzerine gidileceğine bir anda muazzam bir psikolojik savaş başlatıldı. Esas suçlular göz ardı edildi. Habercilik ve hukuk hiçe sayıldı. Gazetecilik ilke ve değerleri unutuldu. Bütün suç milli ve İslami değerlere bağlı çevrelerin kişilerin üzerine yıkılmaya çalışıldı.

Danıştay saldırısın yapan Alparslan Arslan adlı failin saldırı sırasında tekbir getirdiği baz mağdurlar tarafından dile getirildi. Kartel medyası hemen bunun üzerine atladı. Danıştay Başkan Vekili, laikçi hukukçu Tansel Çölaşan yapmış olduğu açıklamada saldırının türban yüzünden yapıldığını iddia etti. Yapılan soruşturma safhasında saldırgan Arslan’ın tekbir getirmediği ortaya çıkmıştı. 

Psikolojik savaş uygulayan odakların oyunları bozuldu, gerçekler ortaya çıktı. Baştan beri yapmış olduğumuz siyasi tahliller doğru çıktı. Danıştay saldırısının daha önceki karanlık cinayetler gibi ülkemizi kaosa sürüklemek isteyen iç ve dış odakların bir tertibi olduğu bu gün anlaşılmıştır. 

Danıştay’a sıkılan kurşunlar demokrasiye sıkılmıştır… Tekrar söylüyorum, saldırı açık bir provakasyondur. Hedef ülkede kargaşa ve çatışmadır… Bunu iyi bilmemiz lazım…


-Danıştay saldırısını yapan katil Alparslan Arslan yakalanmasaydı belki de birçok olay aydınlanmayacaktı…


Evet doğru söylüyorsunuz… Ama daha bilmediğimiz birçok konu var. Keşke Alparslan Arslan adlı fail bütün bildiklerini anlatsa… Belki bu sayede daha bilinmeyen birçok konu aydınlığa kavuşur.

Polisin hemen olay yerinde saldırgan Arslan’ı yakalaması büyük bir başarıdır, önemli bir iştir. Yakalanmamış olsaydı ülkede kaos da büyürdü. Arslan’ın yakalanması ile ülkeyi yeni gerilimlere götürecek olaylar silsilesinin önüne geçilmiştir. Yoksa birçok cinayetlerde olduğu gibi Danıştay cinayeti de faili meçhul olarak kalır, bir süre konuşulduktan sonra dosya kapanır, suç hemen birilerinin üzerine yıkılırdı. Bu açıdan yakalanması iyi olmuştur. Her şey tam olarak açığa hala çıkarılamasa da bazı olaylar meydana çıkarılmıştır. Bu cinayet seçici operasyonel terörün yeni bir örneğidir…

-Danıştay cinayeti olduktan hemen sonra bir kısım medya saldırgan Arslan’ın “ülkücü” olduğunu, MHP ve BBP ile ilişkisi olduğunu yazdılar…

Dediğiniz gibi bu menfur saldırıyı yapan bu şahsı “ülkücü” olarak lanse etmeye kalktılar, bilerek hedef saptırmak istediler. Bu şahsın ülkücü camia ile ilişkisi yoktur. Gerek MHP gerekse BBP Danıştay saldırısını en ağır bir dille kınadı. Bunun ülkeyi karıştırmaya yönelik bir provokatif eylem olduğu görüşünü savundular.

Alparslan Arslan adlı saldırganın çevresinde sağ görüşü olarak tanındığı, üniversite yıllarında çeşitli sağ grupların arasına girip çıktığı, arkadaşları olduğu yazıldı çizildi. Bu normal bir şey… Kişinin okul yıllarında her görüşten arkadaşı olabilir…

Yüz binlerce mensubu, köklü bir siyasi geçmişi olan ülkücü camiadan birkaç tanıdığı var diye  Danıştay saldırganını Ülkücü Hareket ile ilişkilendirmeye çalışmak dünyanın en büyük şerefsizliği ve alçaklığıdır.

Bu şahsı parti olarak biz tanımayız. Kimdir, ne iş yapar, kimin nesidir, kimlerle oturur kalkar bilmeyiz… Saldırganı bizler de herkes gibi Danıştay saldırısından sonra basında hakkında çıkan haberlerden biliyoruz.  

Ama bu genç şahsın sağ grupların dışında “ulusalcı” olarak adlandırılan gruplarla daha yakın ilişkisi olduğu Danıştay davasında ortaya çıkmıştır. İlişkide olduğu kişilerin birçoğu bugün Ergenekon Davasından içerdedir. Ülkücülere değil, darbeci, cuntacı, ulusalcı eğilimleri olan kişi ve gruplarla maddi ve manevi ilişkisi olduğu gün gibi aşikârdır.

Bu şahsın özellikle kamuoyunda toplumda gerilimi ve çatışmaları tırmandırmaya yönelik provokatif eylemleriyle tanınan, bazı karanlık odaklar tarafından yönlendirildiği açıkça belli olan “Vatanseverler Güç Birliği Hareketi Derneği”(VKGB) ile irtibatlı olduğu görülmüştür.

Soruşturma ve mahkeme sürecinde olay çok farklı boyutlara çekilerek   bazı partiler sivil toplum kuruluşları, dernekler  ocaklar vakıflar menfur Danıştay saldırısı ile irtibatlandırılmak istenmiştir. Arslan’la ve olayla ilgisi alakası olmayan birçok kişi ve grup maksatlı olarak iftiralarla karşı karşıya kalmıştır.

Bazı magazin dergileri Danıştay saldırısını manipüle etmek için asparagas haberler yapmıştır. Buralarda çalışanlar ideolojik intikam peşinde koşan, milli ve İslami değerlere fanatik derecede düşman olan solcu-ateist takımıdır. Bunlar tamamen hayal mahsulü olan ve masa başında hazırlanan mizansenlerle insanlara iftira atmışlardır. Kurumları, kişileri yıpratmaya, rencide etmeye çalışmışlardır. Fail Arslan’ı tanımayan insanlarla Danıştay saldırısını yapan Arslan arasında olmayan ilişikler varmış gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Hiçbir araştırma ve incelemeye dayanmayan yalan yanlış haberlerle insanların kişiliklerine gölge düşürülmek istenmiştir. Bu yayınların maksatlı olduğu ortaya çıkmıştır. Yayınlar tamamen “çamuru at iz kalsın” mantığıyla yapılmıştır. Zaten bu tür uydurma haber yapanlar hakkında davalar açılmış ve her haber hakkında bağımsız mahkemeler tekzip kararı vermiştir. Ama buna da uymuyorlar. Mahkeme kararlarını da tanımıyorlar. Çünkü yalanları, dolanları meydana çıkıyor ve bu da işlerine gelmiyor… Ama hukuktan kaçamazlar, eninde sonunda adalet yerini bulacak ve hak ettikleri cezaya çarptırılacaklardır.  

BBP düşmanı şer güçler ve onların medyadaki uzantıları maksatlı olarak Arslan’ı Nizam-ı- Âlem Ocaklarıyla ve BBP ile irtibatlandırmaya çalışıyorlar. Bunlar partimize karşı kurulmak istenen alçakça bir komplodur, oyundur.  BBP nin demokrasiyi savunması, milletin yanında yer alması, demokrasi dışı odaklara karşı net bir tavır ortaya koyması iç ve dış odakları rahatsız etmektedir. Bu yüzden BBP üzerinde kirli oyunlar oynamaktalar. Biz bu oyunlara gelmeyiz, bu karanlık tezgahlara  düşmeyiz… Baştan beri ifade ettiğim gibi kışkırtıcı ajan ve provokatörler aramıza sızamaz. Sızmak isteyenleri de anında deşifre eder, ortaya çıkarırız…

Biz çok ezber bozan bir hareketiz… Anadolu çocuklarını kimse karanlık senaryoların içine çekemez, alet edemez. Nizam-ı Âlem Ocaklarımız ve onun devamı olan Alperen Ocaklarımız her zaman iç ve dış odakların oyunlarına karşı milli bir duruş ortaya koymuş, Türk Gençliğini bir birine düşürmek, onları kullanmak ve terör olaylarının içine çekmek isteyen karanlık odakların oyunlarına gelmemiş aksine onların oyunlarını bozmuştur. Sivil demokratik bir anlayışı savunan Alperen Gençlik, akl-ı selim ve itidalli tavrıyla; ilkeli, seviyeli, kararlı ve yiğit duruşuyla milletimizin gözbebeğidir.

-Danıştay saldırısını yapan Arslan bir maşa mıdır? Hukukçu olan bir kişi nasıl hukuka kurşun sıkar?

Alparslan Arslan adlı bu gencin karanlık odaklarca kullanıldığı açık ve net… Çok üzücü bir durum… Anadolu’dan İstanbul’a geleceksin, hem de herkese nasip olmayan hukuk fakültesini kazanacaksın… Bitirip avukat olacaksın ondan sonra da seninle aynı mesleği paylaşan insanlara kurşun sıkacaksın... Bu nasıl bir şey anlamak mümkün değil…

Hem kendisine hem de ailesine yazık… O aile onu bin bir emek ve zorlukla okutmuş, avukat olmasını sağlamıştır. Bu gencecik fidanlar, dağ gibi çocuklar kimler tarafından nasıl böyle karanlık işlere alet ediliyor? Bunların sorgulanması lazım…

Saygın bir mesleği olan, ülkesine milletine hizmet etmesi gerekirken bir katil olarak milletin karşısına çıkıyor. Bu sıradan bir kişi değil; okumuş, yüksek tahsil görmüş, avukat hukukçu bir kişi...

Arslan yaptığı saldırının ve işlemiş olduğu cinayetin elbet bir gün yanlış olduğunu anlayacaktır, pişman olacaktır… Ama son pişmanlık en güzel yıllarını cezaevlerinde geçirmesine derman olmayacaktır.

Alparslan Arslan bu eylemi ne için yaptı, neden yer aldı… Bunun her yönüyle araştırılması lazımdır. Danıştay’a saldıranlar ile Ergenekon Davası tutukluları arasında bir bağ var mı yok mu incelenmelidir. Bu saldırının azmettiricileri ve planlayıcıları mutlaka bulunmalı, ortaya çıkarılmalıdır…

Kapitalist-Liberal sistem gençlerimizi ya katil yapıyor, terörist, mafyacı, çeteci, kapkaççı yapıyor ya da başka kötü işlere bulaştırıyor…

Türkiye nüfusunun neredeyse 30 milyonu 25 yaşın altında… Gençler yarınlardan ümitsiz, gelecek korkusu yaşıyorlar. İş yok, güç yok, sosyal ekonomik şartlar gün geçtikçe daha da kötüleşiyor… Gençler kolay yoldan para kazanmanın, köşeyi dönmenin hesabını yapıyor.

Uyuşturucu alışkanlığı gittikçe gençler arasında hızla yayılıyor… Müthiş bir kirlenme ve çözülme var. Karanlık odaklar para ve başka türlü menfaatlerle gençliği kötü yollara sürüklüyor.

Şimdi Alparslan Arslan adlı bu genç bu menfur saldırıyı nasıl bir psikoloji ile yaptı? Nasıl bir ruh hali ile böyle bir cinayetin işinde yer aldı? Uzmanlar, sosyal psikologlar bu eylemi yapan Arslan ve benzeri gençler üzerinde mutlaka çalışma yapmalıdırlar… Bu gençleri böyle tuzaklara nasıl düşürüyorlar, nasıl böyle kanlı olaylarda yer alıyorlar… Devleti yönetenler sorumluluk mevkiinde bulunanlar bu meselelere eğilmelidirler...   

Bu genç çocukları kim eyleme, saldırılara teşvik etmiş, bunların istikballeriyle oynamışsa onlar için söylenecek tek şey Allah belalarını versin… İnşallah bu karanlık işleri yürüten, yapan alçaklar ortaya çıkar tarih ve hukuk önünde hesap verirler…

Gazetelerden Arslan ailesinin fotoğraflarını gördüm… Muhafazakâr bir aile oldukları belli... Onlarda oğullarının bir katil olmasını asla istemezlerdi. Hangi baba, hangi anne mürüvvetini görmek istedikleri, başarılarını görmek istedikleri evlatlarını mahkeme kaplarında, görüş günlerinde görmek ister, bu acıları yaşamak ister... Vakit gazetesinde yayınlanan bir haberde avukat istemediği, ailesiyle bile görüşmediği, hatta bunalıma girerek koğuşunu yaktığı yazıyor, psikolojisinin bozulduğu söyleniyor…

Alparslan Arslan ve davada yargılananlar gerçekleri anlatsa birçok karanlık nokta aydınlanır. Gerisi de çorap söküğü gibi gelir. O ve diğerleri konuşursa birçok kişi belki rahatsız olacak ama pislikleri de ortaya çıkacak… Bu soruşturmayı yürütenler tarihe not düşmek istiyorsa bu karanlık olayın sonuna kadar gitmeli ve kapanmasına müsaade etmemelidirler… Yakın çağ siyasi tarihi açısından bu son derece önemli olayın üzerine Türk yargısı ısrarla gitmelidir.

Türk Gençliğini kullanan, onları tetikçi, katil, devlet ve millet düşmanı yapan bütün güç odaklarının üzerine gidilmeli ve onlarla mücadele edilmelidir.

Toplum olarak da pes etmemeliyiz… Herkese büyük görevler düşüyor… Mafyanın, çetelerin, cuntacıların, demokrasi düşmanlarının üzerine kararlılıkla gidilmeli ve mücadele edilmelidir.

Danıştay ve benzeri cinayetler 3–5 sıradan kişilerin üzerine yıkılmamalıdır. Bunları suça iten, onları tetikçi yapan ve maşa olarak kullanan hainlerle korkusuzca mücadele edilmelidir.

Alparslan Arslan adlı genci “maşa” olarak kullanan, onu ve beraberindekileri kanlı eyleme ve cinayete sürükleyen iç ve dış karanlık odaklar mutlaka açığa çıkartılmalı ve bunların üzerine korkusuzca gidilmeli ve bunlar mutlaka hukuk önünde hesap vermelidirler. Türkiye’nin ve demokrasimizin geleceği açısından bu çok önemlidir.

Arslan, denen şahıs deminde ifade ettiğim gibi bildiği ne varsa -ama gerçekten bildiklerini- yalın bir şekilde mahkemelerde anlatsa tarihe geçer. Böylece ülkemize ve demokrasimize düşmanlık besleyen karanlık odakların kimler olduğu ortaya çıkar.    

Şunu’ da unutmayalım.  Derin gizli odaklar sansasyonal cinayetlerde ve toplumsal çatışmalarda, tetikçi bulmakta taşeron örgüt bulmakta zorluk çekmezler. Bu pis işleri para için, şöhret için,  ideolojik gerekçeler için yapacak bir çok elemanlar bulabilirler. Kapitalist sistem bu yapıya uygun insanların çıkmasına zemin hazırlıyor. Maalesef olan kullanılan zavallı gençlere oluyor. Ülkemizde bu kaotik ortamlardan kurtulamıyor. Çare ve çözüm Demokrasinin tam anlamıyla yerleşmesinde hukuk devletinde ve bu bozuk kapitalist sistemin kökten değişmesinden geçiyor.

-Anadolu çocuklarını kimler heba ediyor?

Türkiye düşmanı emperyalist odaklar... Onlar küresel çıkar ve menfaatleri için yaklaşık 40 yıldır Türk gençliği üzerinde karanlık oyunlar oynuyorlar. 12 Eylül öncesi yaşananlar asla sağ-sol çatışması değildi. Yapılmak istenen bölgede çok önemli bir konuma sahip Türkiye’yi köleleştirmek ve kontrollerinde olmasını sağlamaktı. 12 Eylül öncesi yani soğuk savaşın bütün hızıyla devam ettiği süreçte, ABD ve SSCB arasında devam eden emperyalist çıkar ve menfaat çatışmasında, 2 süper sömürgeci devlet de Türkiye üzerine savaş yapıyorlardı. CIA ile KGB ajanları Türkiye topraklarında cirit atıyor, karanlık senaryolarla ülkenin kan gölüne sürüklenmesinde başrolü oynuyorlardı. KGB Moskova yanlısı sol gruplar, ABD ise Maocu grupları ve bölücü çevreleri destekliyordu.      

Anadolu çocuklarını heba ediyorlar, yazık oluyor bu gençlere… 12 Mart döneminde başta Deniz Gezmiş olmak üzere onun gibi birçok devrimci gençleri kullandılar. Onları eylemlere, provokasyonlara yönlendirenlerle, Alparslan Arslan ve onun gibi gençlerin idealist düşüncelerinden istifade ederek teröre, karanlık eylemlere sürükleyenler hep aynı karanlık odaklardır. Türk gençliği üzerinde oyun hala devam ediyor... Gençlerimiz dikkat etmeli, tahriklere kapılmamalı, okumalı, düşünmeli, kendini iyi yetiştirmeli ve vizyon sahibi olmalıdır. Çatışmalardan kaçınmalı, kışkırtıcı ajan ve provokatörlere karşı çok dikkatli olmalıdır. 

-BBP hakkında yalan haberler yapanlar için hukuki yollara başvurdunuz… Basından takip ettiğim kadar çeşitli davalar açtınız…

Evet  hukuki yollara başvurduk, ceza davaları açtık. Sonuna kadar da bu davaların takipçisi olacağız. Yalan haberler yapan, iftira atanların peşini bırakmayacağız. BBP olarak hukuka güveniyoruz. Bağımsız Türk yargısı gazetecilik ilke ve esaslarını çiğneyen, iftira dolu yayınlar yapan, basın ahlakını hiçe sayan müfterilere gereken cezayı verecektir.

 Danıştay saldırganını, Hrant Dink cinayetini BBP ile irtibatlandırmak isteyen bazı gazeteler ve dergiler hakkında davalar açtık. Mahkemeler lehimizde tekzip kararları verdiler. Yalanlarının ortaya çıkmasından korktukları için bağımsız mahkemelerin verdiği tekzip kararlarını yayınlamıyorlar. Hukukçu arkadaşlarımız müftericilerin peşini bırakmıyor. Haklarında maddi ve manevi tazminat davaları ceza davaları açtılar.

Bakın en son Tuncay Güney denilen karanlık bir kişinin BBP lideri sayın Yazıcıoğlu ile ilgili iftiralarını bazı gazeteler ve dergiler hemen yayınladılar. Parti olarak bu iftirayı atan kişiyi ispata çağırdık ve ispat edemezse dünyanın en büyük müfterisidir dedik. Bir zaman sonra bu şahıs sayın genel başkanımız, liderimiz Yazıcıoğlu’na bir mail atarak kendisi hakkında söylediklerinin İstanbul’da Organize Şube Müdürü Adil Serdar Saçan adlı kişi tarafından işkence altında zorla söylettirildiğini itiraf etmiş ve özür dilemiştir. Gönderdiği maile telefon numarasını da yazmış. Bunun üzerine liderimiz Yazıcıoğlu kendisini arayarak telefonla uzun bir görüşme yapıyor. Bu görüşmesinde de sarf etmiş olduğu iftiralardan dolayı tekrar özür dilerken, bu ifadeleri baskı altında işkence sonucu verdiğini, işkencelere dayanamadığını bu yüzden kendisine ne söylenmişse onları istemeyerek söylemek zorunda kaldığını anlatmıştır. Zaten daha sonra   BBP  liderine yönelik düzenlenen komployu da kendisi basına anlatmıştır. Biz BBP olarak Tuncay Güney’in “işkence altında verdim” dediği ifadelerle Yazıcıoğlu hakkında yalan haber yapanları daha önce mahkemeye verdik. Yargı süreçleri devam ediyor.

Biz BBP olarak açık ve şeffaf bir hareketiz… Karanlık işlerle, şaibeli adamlarla ilgimiz olmaz… Ancak onlarla kavgamız olur. Kimseden emir ve talimat almayız, hiçbir odak güç karşısında eğilmeyiz… Biz demokrasinin tam anlamıyla işlediği ve hukukun egemen olduğu bir Türkiye için mücadele etmekteyiz…    

-Danıştay saldırısını yapanların Cumhuriyet gazetesini de bombalayanlar olduğu ortaya çıktı… Bu çok ilginç değil mi?

Bunda bir ilginçlik yok… Kaosçu çeteler kirli amaçları için her eylemi yaptırtırlar. Onlar sağa sola bakmazlar, yapılan eylemin ses getirip getirmeyeceğine bakarlar. Sağda da solda da taşeron örgütler kurarlar, tetikçiler bulurlar bu hainlerin işi ve mesleği...

Geriye bir dönersek Cumhuriyet Gazetesi bombalandıktan sonra suçluları İslami kesimden aramaya başladı. Yine bazıları irtica paranoyalarına tutuldu. Ardından Danıştay cinayeti oldu, saldırıyı jet hızıyla mütedeyyin kesimlerin üzerine yıkmaya çalıştı, cinayetin türban yüzünden işlendiğini savundu…

Ama zaman Cumhuriyet ve onun gibi düşünenlerin maskesini düşürdü, oyunlarını bozdu… Fail Arslan’ın yakalanması ardından gelişen birçok olaylar, operasyonlar, açılan davalar, Cumhuriyet Gazetesini bombalayanların ulusalcı gruplarla bağlantılı oldukları ortaya çıktı… Şimdi içerde olan ulusalcı kişi ve grupları hararetle savunan Cumhuriyet Gazetesi, kendilerine atılan bombaların savunduğu kişi ve gruplarla ilişkisi ortaya çıkınca köşeye sıkıştı,.

Cumhuriyet Gazetesine 6 gün içinde 3 bombalı saldırı düzenleyenlerin foyası Danıştay saldırganı Arslan’ın yakalanması ile ortaya çıkmıştır. Arslan ifadesinde bombalama emrimi avukatlığını yaptığı Muzaffer Tekin adlı emekli yüzbaşının verdiğini itiraf etmiştir.

Cumhuriyet Gazetesine yönelik molotoflu saldırının ulusalcı grupların işi olduğu bu konuyla ilgili hazırlanan iddianamede savcılık tarafından da iddia edilmektedir.

Muzaffer Tekin adlı kişinin tekin bir kişi olmadığı devam eden yargılandığı davada ortaya çıkmıştır. İçeri düşmeden önce intihara teşebbüs eden, neden böyle bir yolu tercih ettiği ise hala bir muamma olan bu kişi ile fail Arslan arasında ne tür bir ilişki var bunlar şimdilik pek bilinmiyor... Muzaffer Tekin adlı kişiye Doğu Perinçek’in savunmasında kendisine övgüler dizmesinden sonra İşçi Partisi’ne üye olması davanın nasıl karma karışık ilişkiler ve bağlantılarla dolu olduğunu ortaya koymaktadır.

-Danıştay davasının Ergenekon Davasıyla birleştirilmesi isteniyor….


Danıştay davası hala bir muamma.  Kamuoyunda birçok soru işaretleri var. Kim suçlu kim suçsuz, kimin kiminle ilişkisi var, kim doğru söylüyor kim yalan söylüyor, olayın  arkasında neler var bu menfur eylemi yaptıranlar daha hangi karanlık eylemleri yaptırdılar? bunlar hep konuşuluyor.. Danıştay olayında sanıklar çelişikli ifadeler veriyorlar, birbirlerine düşüyorlar. Danıştay olayıyla ilgili olarak Ankara 11. ağır ceza Mahkemesi, Danıştay ve Cumhuriyet saldırılarını “Dinci” unsurların gerçekleştirdiğine hükmetti. İstanbul’da Ergenekon davası adı verilen soruşturmayı yürüten savcılık ise bu saldırıları “Ulusalcı” yapılanmaların azmettirdiği iddiasında. İki mahkeme arasında görüş farklılıkları var. İstanbuldaki Mahkeme halen tutuklu olan İddianamede ismi geçen bazı sanıkların Danıştay saldırısını yapan kişilerle irtibatlı olduğunu tanıştıklarını ileri sürüyor. Savcılık Danıştay olayında yer alan kişilere eylem emirlerini Ergenekon davasında tutuklu olan kişilerin verdiğini iddia etmekte.

Ergenekon davasını yürüten savcı Zekeriya Özün hazırladığı iddianamede Fail Arslan iddianamede kilit isimlerden biri olarak geçmektedir.

İki davanın birleşip mahkemenin İstanbul’ da devam etmesi isteniyor. Burada önemli olan davanın hiçbir karanlık nokta kalmadan açığa çıkarılması ve adaletin işlemesi, suçluların yargı önüne çıkarılmasıdır.

Bu arada şunu da belirtmeliyim. Son dönemlerde hukuk sistemi büyük yara aldı yargıya güven zedelendi. Hukuk siyasallaştırılmaya çalışıldı. Bunda jakopen bürokratik oligarşinin büyük rolü oldu. Yargıya müdahale ettiler. Kendileri ile aynı zihniyete sahip bazı yargı mensupları Hukukun dışına çıktılar. Hukuka gölge düşürdüler. İşte böyle bir süreçte milletimiz her şeye rağmen bağımsız yargıya güvenmek istiyor. Hukuk devletinin gereğinin yapılmasını istiyor. Bu davalarla ilgilenen yargı mensupları mahkemeler inşallah gerçekleri ortaya çıkarırlar ve karanlıkları aydınlatırlar. Kamuoyu milletimiz bir an evvel karanlık olaylar aydınlatılsın gerçekler ortaya çıksın istiyor.  Gerek Danıştay olayı gerek devam eden adına Ergenekon davası denilen dava sulandırılmasın, sekteye uğramasın, gerçekler karartılmasın. Medyada Beşinci kol faaliyetleri yürüten malum çevrelerin davayı sabote etmek için yapmış oldukları dezenformasyona çok dikkat edilsin. Vatan hainlerinin oyununa gelinmesin. Titizlikle Danıştay ve diğer olayların üzerine cesaretle gidilsin bir daha ülkemizi kaosa ve gerilime sürükleyen olaylar yaşanmasın.

YARIN :

Ergenekon Davası ve AKP ile CHP'nin tavırları

“ETO” değil “NTO”

Yargı demokrasi dışı arayışların üzerine gidebilecek mi?

YARSAV olayı ve tekelci medya

İlhan Selçuk- Rahmi Koç ilişkisi

Andıçlar, belgeler, ihbar mektupları ve magazinleştirilen konular.

TSK içindeki darbeci eğilimler Genelkurmay üzerindeki tartışmalar ve bunlara TSK’nin tavrı

Soğuk savaş stratejileri Gladio ve benzeri karanlık yapılar

NATO- GLADİO- ve Ulusalcılık

Sinan DEMİR / 2023haber.com

Bu yazı toplam 972 defa okundu.
Emre SARIKAYA
gerçekler gün yüzüne çıkıyor
demokrasi dışı arayışların ve karanlık odakların kirli oyunları artık ortaya çıkıyor.demokrasiden ayrılmayın, tahriklere kapılmayın diyen değerli fikir adamı Hakkı ÖZNÜR beyin önemli analizleri tahlilleri türk gençliğine yol gösteriyor. Sinan Bey sizide tebrik ediyorum söyleşiden dolayı inşallah bu söyleşiler kitap haline gelir . Allaha Emanet olun.
24 Haziran 2009 Çarşamba Saat 12:44
TARIK
Deşifre oldular.
gerçekler ortaya konmuş artık bu saaten sonra Türkiye'de bu tür kirli eylemlerin karanlıkta kalmayacağı anlaşılmalıdır. bunları yapanların kendini gizleme çalışmaları boşunadır.
hakkı ağabey söyleşide provokasyon merkezlerinin ve onların arkasındaki küresel odakların bütün pisliklerini ortaya çıkarmıştır. milletimize bir kez daha aklıselimin demokrasinin yolunu göstermiştir.demokrasi dışı arayışlar tarihin karanlıklarına gömülmeye herzaman mahkumdur. bir kez daha bu güzel söyleşi için kendisine çok teşekkür ediyorum
23 Haziran 2009 Salı Saat 18:44
Murat öksüz
Bir kez daha haklı çıktınız hocam
ülkemizi karıştıran kaosçuların kimler olduğunu görüyoruz. provokatörlerin ve tahrikçilerin kimler olduğu söyleşide açıklıkla dile getirilmiş. darbecilerin cuntacıların amerikanın ulusalcılarının ne mal olduğu ortaya konmuş güzel bir başlık güzel bir söyleşi menfur danıştay saldırısının bu provokasyonunların bir örneği olduğu artık açıkca aşikar olmuştur. demokrasi kazanacak provokatörler kaybedecektir.
23 Haziran 2009 Salı Saat 18:37
GALERİLER
ARŞİVDE ARA
PİYASALAR
USD 1,7540
EURO 2,3050
ALTIN 97,3426
İMKB 60147,96
HAVA DURUMU
GAZETELER
SON YORUMLANAN HABERLER
E-BÜLTEN
Ad & Soyad
E-Mail
Ekle   Çıkar  
Cihan Haber Ajansı
» Künye     » Reklam     » Sitene Ekle     » RSS
Copyright © 2008 2023Haber. Tüm Hakları Saklıdır. Sitemizdeki materyallerin izinsiz kullanılması yasaktır.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR