Hakkı Öznur ile gerçekleştirilen röportajın 5. bölümü.
-68’deki Sosyalist Yayıncılık Gençliği Nasıl Etkiledi?
Sosyalist yayıncılık özellikle 1960’dan sonra büyük bir gelişme gösterdi. 12 Mart’a gelindiğinde Marksist klasiklerin tümü olmasa bile önemli bir bölümü, sosyalizmin güncel sorunlarına değinen eserlerle, Afrika’da, Latin Amerika’da ve Güneydoğu Asya’da siyasi mücadeleleri içeren kitaplar Türkçeye çevrilmiş, bunların satışları önemli boyutlara ulaşmıştı. 1960’lı yılların başında Enver Aytekin’in yönetimindeki Sosyal Yayınlar ilk kez John Strachey’in “Sosyalizm Nedir?” kitabını bastı. Ardından Plehanov’un önemli yapıtlarından derlenen “Marksist Düşüncenin Temel Prensipleri” adlı kitabı toplatıldı. Bu arada Muzaffer Erdost yönetimindeki Sol Yayınları da yüklü bir programla yayın hayatına girdi. “Felsefenin Temel İlkeleri”, “Anti-Dühring” ve Leo Huberman’ın “Sosyalizmin Alfabesi” gibi kitaplardan sonra Mehmet Selik’in çevirdiği Kapital’in ilk cildi birkaç kitap halinde basıldı.
Karl Mark’sın “Das Kapital”’i Redaksiyonunu Engelsin Yaptığı “Komünist Manifesto” ile Rus devriminin lideri Lenin’in bir çok eseri arda arda piyasaya sürülmüştü. İdeolojik alt yapıları olmayan Marksizmin -Sosyalizmin ne olduğunu bilmeyen dönemin gençleri esen sol rüzgarların etkisiyle bilmedikleri Marksist- Leninist yayınlara koştular.
1965’lerden sonra özellikle Latin Amerika, Afrika ve Vietnam’daki gerilla ve halk savaşlarını konu edinen eserler çok sayıda okurun dikkatini çekti. Çin ve Küba Devrimi’ni anlatan Mao Zedung ve Fidel Castro’nun eserlerinin yanı sıra Che Guevara’nın anıları ve günlüğünün satışı önemli boyutlara ulaştı. Yeni yayınları izleyen basan İnci ve Doğan Özgüden’in yönetimindeki Ant Yayınları özellikle Latin Amerika’daki devrimci mücadeleyi konu edinen kitapları basmakla ünlendi. Fransa’da bile pek çok yayıncının bir araya gelerek bastığı Brezilyalı devrimci Carlos Marighella’nın “Şehir Gerillası”, Victor Serge’nin “Militana Notlar”, ve Douglas Bravo’nun “Ulusal Kurtuluş Cephesi” adlı kitapları kısa bir süre sonra silahlı mücadeleye girişecek örgüt ve militanların ekipmanı oldu.
Devrimci gençler sosyalist yayınların yanında Sol Kemalist teorisyen Doğan Avcıoğlu’ nun fikirlerine sempati duyuyorlardı onun “Türkiye’nin Düzeni” “Milli kurtuluş tarihi”de en çok okunan yayınlar arasındaydı Avcıoğlu’na en çok ilgi ordu içindeki sol cuntalardan ve genç devrimci subaylardan vardı. Onun kitapları dönemin kuvvet komutanları tarafından harp okulu öğrencilerine başucu kitabı olarak tavsiye ediliyordu
-Deniz Gezmiş ve Arkadaşları Filistin Kamplarında…
FKF genel başkanı Yusuf Küpeli ve DÖB lideri Deniz Gezmiş beraberinde Cihan Alptekin, Sinan Cemgil ve Ömer Erim Süerkan gibi devrimci gençlerle 1969 yılı Haziran ayında Suriye sınırından geçerek Naif Havatme’nin liderliğindeki “Filistin Demokratik Halk Cephesi” ile ilişki kurdular. Oradan Karame’deki askeri eğitim kamplarına giderek bir süre eğitim gördüler. Deniz Gezmiş ve diğerleri Eylül ayında yurda dönmüşlerdi. Gezmiş İstanbul’dan Ankara’ya gelip Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin bir numaralı yurdunda 201 ve 202 numaralı odalara yerleşmiştir. Bu odaları Yusuf Aslan, Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Hüseyin İnan adındaki devrimci arkadaşlarıyla bir karargâh gibi kullanmaya başlamıştır. Deniz Gezmiş’ten kısa bir süre sonra THKO’nun kurucularından Hüseyin İnan da 14 Ekim 1969 günü 16 kişilik bir grupla Suriye üzerinden Ürdün’e geçerek El – Fetih kamplarında eğitim görmüştür. Bunlardan on biri, Türkiye’ye döndükten sonra 7 Şubat 1970 tarihinde silahlarıyla birlikte Diyarbakır’da yakalanmıştır.
İlk grupların Filistin’e, daha doğrusu Doğu-Şeria’ya, oradaki ya da Lübnan ve Suriye’deki Filistin kamplarına gidişleri başlıyor. (Bu arada Lübnan ya da Suriye’deki Filistin kamplarına gidişlerin de adının “Filistin”e gitmek” olarak yaygınlaştığını, Lübnan veya Suriye’deki Filistin kamplarına gidenlerin yanlış olarak Filistin’e gittiklerini sandıklarını kaydetmek gerekir.) Deniz Gezmiş ilk giden grup içindedir.
Deniz Gezmiş Türkiye’ye dönüp THKO’nun eylemlerinin başlamasından sonra bu ilgi olağanüstü boyutlara ulaşır. Öyle ki İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom’un öldürülmesi eylemi bile Deniz Gezmiş ve THKO’ya mal edilir.
-Kemalizm Sözcüğünü Dillerinden Düşürmeyen Devrimci Gençler İçin Filistin Kampları Adeta Bir Kimlik Oluyordu
Dediğiniz gibi o yıllarda Türk Soluna mensup gençlik örgütleri Kemalizm’i dillerinden düşürmüyorlardı. Devrimci Mustafa Kemal söylemi onları heyecanlandırıyordu. Bir dönem etkilendikleri Yön- Devrim çizgisi daha sonra onlara yetmeyecekti. Avcıoğlu’nun “Türkiye’nin Düzeni” kitabı ve diğer Atatürkçü kitap ve yayınlar onları artık cezp etmiyordu.
Artık ellerinde anlamasalar da Marksist Sosyalist yayınlar vardı. bir anda peş peşe basılan sosyalist yayınlar Devrimci gençliği derinden etkilemişti.
Ellerinde Karl Marks, Engels, Lenin, Stalin, Mao ve diğer Marksist Leninist teorisyenlerin ve devrimci örgütlerin kitap ve yayınları vardı. Türkiye de FKF ve diğer gençlik dernekleri etrafında örgütlenen Kemalist ve sosyalist gençlik dünyadaki devrimci genlik hareketlerinden ve eylemlerinden çok etkileniyordu. Dünya kaynıyordu o yıllarda. Maoist, Leninist, Troçkist, Anarşist Örgütler Avrupa’yı kasıp kavuruyordu. Ve bir takım gizli eller her türden örgütlerin, silah depolarının bulunduğu, silah kaçakçılarının, istihbarat servislerinin cirit attığı Orta doğuya Türk Gençlerini sevk etmek ve onları birer terörist haline getirmek için düğmeye bastılar ve ondan sonrada gerisi geldi
İşte bu süreçlerde Lübnan’a giden Deniz Gezmiş ve arkadaşları Sol Gençlik üzerinde bir heyecan dalgası yarattılar. Lübnan’a giden gruplardan birinin gelirken Diyarbakır’da tutuklanmaları ve ardından Tahliye edilmeleri kahraman gibi görülmelerine sebep olmuştu Öğrenci liderliği karizmasına yeni bir kimlik eklenmiştir: Filistin’e gitmiş olma…
Filistin kamplarından dönenlerin çoğu tam teçhizatlı gelmişlerdir; silahları, elbiseleri ve fedai kimlikleriyle… Okullarda ve özellikle de Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde Deniz Gezmiş, arkadaşlarıyla birlikte bu kıyafetle dolaşmakta, bu da devrimci gençliği çok güçlü bir biçimde etkilemektedir. Filistin’e gidenlere olağanüstü kişiler gözüyle bakılmakta, herkes bu olağanüstülüğün bir unsuru olmaya çalışmaktadır. Bu temelde ortaya çıkan heyecan Filistin’e gitme isteklerine ivme kazandırır ve “Filistin’e gitme” neredeyse bir çıkarmaya dönüşür. Kendiliğinden, ya da hiçbir grupla ilişkisi olmaksızın Filistin’e giden insan sayısı artar. Gaziantep, Adana ve Hatay’dan birçok grup bu şekilde Suriye ve Lübnan’daki Filistin kamplarının yolunu tutar. Kamplarda eğitim görür, silahlanır ve dağlarda eylemler başlatmak üzere tekrar Türkiye’ye döner. Örneğin yakalandıktan sonra Samandağı Grubu olarak anılan Gaziantepli bir grup devrimci genç eylem koymaya fırsat bulamadan yakalanır vb…
Bu yıllarda, daha sonra Türkiye’deki çeşitli örgütleri oluşturan çeşitli gruplardan birçok devrimci, Filistin kamplarında eğitilmek üzere çeşitli biçimlerde Suriye ve Lübnan’a gider ve eğitim görür.
Türk soluna mensup örgütlerin birçoğu 1969’dan itibaren Lübnan’daki Filistinlilere ait kamplarda askeri eğitim görmüşlerdir. Türk solundan daha sonra Lübnan’a PKK ve diğer Marksist- Leninist ve Maoist Kürtçü örgütler yerleşmiştir. PKK 1979’dan 1999’a kadar Suriye ve Lübnan topraklarındaki kamplarda militanlarını eğitmiş ve yetiştirmiştir.
-Terör Bataklığında devrim hayalleri mi kurdular?
Genç devrimcileri artık üniversite işgalleri, boykotlar, 6 .Filo eylemleri kesmiyordu. Deniz gezmişin üniversite önündeki Atatürk heykeline önce patlayıcı koyup, çıkan kargaşa üzerine bir askeri omzuna alıp protesto gösterisi üretmesi veya sağ görüşü derneklere bomba atmakla, Milliyetçi gençleri Üniversitelere sokmamakla gerçekleşecek gibi görünmüyordu kızıl İhtilal…
Türk solu içerisindeki bir kısım örgütler, gençlik liderleri ve militanlarda bu askeri, militarist ve Baascı zihniyeti taşıyan grup tarafından darbe çalışmalarında kullanıldı. Doğan Avcıoğlu’nun çıkarttığı yayın organı “Devrim”, iç savaş tahrikçisi yayınlar yaparken Mao’nun Çin devriminden ve Latin Amerika’daki gerillacı hareketlerden etkilenen bir kısım devrimci gençler de Orta Doğudaki Marksist örgütlerin kamplarında KGB ve GRU gibi gizli servis elemanlarının yönetiminde “gerillacılık eğitimi” aldıktan sonra yurda dönerek silahlı bir mücadelenin öncülüğüne soyundular. Bu kamplarda giydikleri gerilla giysisiyle, Ankara’nın göbeğinde Kızılay’da, devrimci öğrencilerin kalesi olan SBF’de, ODTÜ’nün yurtlarında ellerini kollarını sallayarak dolaşabiliyor, devrimci modadan etkilenen genç öğrencilerin hayran dolu bakışları altında hava atıyorlardı.
Genelde gençlik hareketi içerisinde sosyalist fikirlerle tanışan dönemin devrimci gençleri daha Marksist klasikleri ve karşıt fikirleri okumadan, öğrenmeden Ortadoğu’nun “terör” bataklığında “devrim hayalleri” kurdular. Fidel Castro ve Che Guevera hayranı bu gençler, ellerinde Latin Amerika ve Çin kaynaklı “şehir gerillası” , “gerilla savaşları” ,”halk savaşları” kitaplarını (Carlos Marighela, Douglas Bravo, Regis Debray, Lin Biao) okurken içerisine düştükleri kızıl bataklığın farkına varmadan “tek yol devrim” şiarıyla illegal THKO ve THKP–C gibi örgütleri kurdular.
Devrimci gerilla ve tedhişçilerin yetiştirilmesinde Türkiye’yi de kapsayan “Ortadoğu devrimci stratejisi” Moskova ve Pekin’in Ortadoğu da tutuşturdukları bir kıvılcımdı, SSCB, Çin ve Küba’nın gerilla eğitimi ve savaşında özel olarak yetiştirilmiş elemanları Ortadoğu’daki kamplarda devrimci sol örgütlerin militanlarını yetiştiriyorlardı. Bu kamplarda barınan örgütler kendi aralarında da Pekinci ve Moskovacı olarak ikiye ayrılıyordu.
-O Yıllarda Genç Radikal Subaylarında Bildirileri Yayınlanmıştı
Doğan Avcıoğlu ile irtibatlı ordu içindeki genç radikal subaylarda çeşitli bildiriler yazıyor, ordu içindeki bazı askeri karargâhlara ve kışlalara gönderiyorlardı. Bu bildiriler başta “Devrim” olmak üzere çeşitli basın yayın organlarında da yayınlandı. Bu bildirilerin öncüleri ise o dönem Deniz Harp Okulu’nda okuyan Sarp Kuray ve Ali Kırca gibi genç deniz subaylarıydı. Devrim Dergisi 23 Aralık 1969’da Sarp Kuray’ın 69 deniz subayı adına yazdığı “devrimciler ölür, devrim yürür” başlıklı bildirisini 1. sayfadan yayınlamıştı. Bildiriyi yayınlayanlar arasında o tarihlerde genç bir subay olan Ali Kırca da vardı.
Askeri kışkırtan “devrimci ordu gücü” bildirilerinden biri 7 Nisan 1970 tarihli derginin manşetinde “isyana teşvik” havasında noktalanmıştı:
Sol Kemalistlere göre “iktidar namlunun ucundaydı.” Askerin süngüsüyle kendine iktidar yolunu açmaya heveslenen devrimci darbecilerin o günlerde, “orduyu göreve” çağıran pankartlardan biri olan “iktidar gaflet ve dalalet içindedir” pankartı, Kızılay Meydanı’nı süslüyordu. Mustafa Kemal’in sözünden esinlenen bu pankartın fotoğrafı ertesi gün sol Kemalist Cumhuriyet Gazetesi’nin manşetine oturmuştu. Askeri biraz daha kışkırtmak için...
-Sol cuntaların ideolojik kökenleri nereye dayanmaktadır?
Ülkenin muhtıraya sürüklenmesinde cuntaların rolü büyüktü. Kemalist-sol cuntalar yeni bir askeri darbe hazırlıklarına 1965 yılında Harp Akademileri’nde başlamışlardı. Altı yıl boyunca fikirlerini olgunlaştırmış, örgütlenmelerini geliştirmişlerdi. Askeri cuntanın diğer bir uzantısı “sivil sol cunta” da basın yayın organları ve kitle örgüleri vasıtasıyla kadro çalışmalarına başlamıştı. Dev-Genç adlı gençlik örgütüyle temas kurularak, öğrenci gençliğin desteği de sağlanmaya çalışılmıştı. Bu çalışmalar 1971 başlarına kadar ciddi şekilde sürdürülmüştü.
Ordu içindeki bir kısım subaylarla 27 Mayıs’ı yapan ve bunlardan parlamentoda “tabii senatör” olarak bulunan emekli ihtilalci subaylar, Kemalist askeri darbe için MDD’ci Marksist çevrelerle de temasa geçtiler. Cuntaların belkemiğini 27 Mayıs cuntası teşkil ediyordu. 27 Mayıs’ta hızını alamayan ihtilal yapmaya alışmış 27 Mayısçılar, ordu içindeki kendileriyle aynı fikre sahip subaylarla birlikte yeni bir darbe için cunta oluşturdular.
Radikal subaylar, 27 Mayıs türünden, ordunun hiyerarşi zincirini yok sayan bir darbe düşlemektedir. 1971’in radikal darbesi, tıpkı 27 Mayıs’ın Orgeneral Cemal Gürsel’i gibi, darbeciler tarafından seçilmiş birkaç korgeneral ya da orgeneral dışında, ordunun yüksek kademesini fiilen kenara itmeyi hedeflemektedir. Bu gerçeklik, doğal olarak ordu komutanlarını, ordunun hiyerarşik düzenini korumak için hemen harekete geçmeye yöneltecektir.
Darbenin programına gelince, radikal subaylar hareketi, birçok yönden 1950–60 yılların Mısır, Irak ya da Suriye’sinde ortaya çıkan Batı karşıtı askeri cunta hareketleriyle büyük benzerlikler taşımaktadır. Mısır’da Nasır’ın (1953–1970), Irak’ta General Kasım’ın (1958–1963), Suriye’de Emin Hafız’ın (1963–1966) dönüşümlerini hatırlatan bir programları vardır.
-Bu cuntanın sivil kanadını Doğan Avcıoğlu’nun başını çektiği “Yön-Devrim Grubu mu” teşkil ediyordu? MDD tezleri nedir?
Yön -Devrim hareketinin ideolojik kökenleri, 1932–1934 yılında yayınlanan "Kadro Dergisine” dayanmaktadır. Yön–Devrim Dergisi 1930’ların kadrosunun fikirsel bir devamıdır. 1961–1971 yılları arasında yayınlanan Yön-Devrim dergileri sol Kemalistlerin “yukarıdan devrim” özlemlerinin sözcüsü olmuştur. 10 yıl boyunca Türkiye’de “küçük burjuva radikalizmi” diye nitelendirilebilecek olan bir hareket ya da yukarıdan devrim özlemleri veya büyük sosyal dönüşümlerin yolunu açmak üzere askeri darbe hayalleri denildiğinde akla 1961-1967’nin Yönü, 1969- 1971’in Devrim’i gelmelidir.
Yön Hareketi materyalist dünya görüşü ile eklektik bir sosyalizm anlayışıyla Kemalist sol çizgiyi ortaya koyuyordu. Halktan kopuk “halksız devrimciler”, yani jakoben-Bonapartis-seçkinci bu çevrenin oluşumu bürokrasi- asker ve aydınlardan ibaretti.
Sol/Kemalizm olarak kısaca adlandırılan Yön- Devrim çizgisi darbeciliğe Bonapartizme dayanmaktadır. Bonapartizm iktidarın silahlı kuvvet kullanılarak elde edilmesidir. Bunların nirengi noktası “Parlamenter Demokrasi”ye karşı olmalarıdır bu akımın devamı ise şimdi karşımıza çıkan Ulusalcı akımlardır..
Avcıoğlu’nun teorik tezlerini yazdığı Sol Kemalizm Aslında Bir Türk Bonapartizmidir. Halka dayanmaz demokrasiye inanmaz iktidarı ele geçirmek için zinde güçlerle işbirliğini savunur bir üçüncü dünya sol paradigmasıdır.
Yön Dergisinin kapanmasından sonra 21 Ekim 1969’da çıkan haftalık “Devrim” dergisi sol Kemalist çizgiyi devam ettirmiştir. Sol burjuva aydınlarının bir çıkışı olan “Yön ve Devrim" çizgisi ideolojisi sosyalizm gözükse de reel anlamda Marksist sosyalizmden uzak, statükocu, devletçi kapitalizmin adıdır. Özellikle Yön-Devrim çizgisi parlamento dışı muhalefeti savunan demokrasiyi “Filipin demokrasisi”, “cici demokrasi” olarak alaya alan darbeci, radikal ve reformcu bir çizgidir. Çok partili parlamenter sisteme ve çoğulcu demokrasiye kökten karşıdırlar. Özgürlükçü demokrasiyi ve demokratik rejimi savunanlar onlara göre “karşı devrimciler”dir.
Yön çevresinin savunduğu “halksız devrim” de devrimin liderliğini “zinde güçler” olarak nitelendirilen askerler, seçkinler, teknokratlar ve jakoben aydınlar yapacaktı. Bu MDD'ci olarak adlandırılan “Milli Demokratik Devrimde” işçi sınıfı ve halk, zinde güçlerden sayılmadığı için devrimin öncü kadrolarında yerleri yoktu. Sol Kemalist cuntacı radikalizmin programı önce Yön’de işlendi. Devrim Dergisi etrafında oluşturulan Asker –sivil karışımı kadroyla da MDD'ci darbe gerçekleşecekti. Doğan Avcıoğlu'nun tabiriyle “kadife eldiven içinde demir yumruklu” totaliter bir dikta rejimi kurulacaktı.
Yön Devrim dergileri çevresinde ve Doğan Avcıoğlu’nun önderliğinde gelişen siyasi oluşum, 12 Mart’a giden sürecin önemli bir aktörü olmuştur. Bu bakımdan çıkış noktası, ancak (tarihi olarak Türkiye’nin siyasi hayatında daima önemli rol oynamış olan) asker- sivil aydın zümrenin öncülüğünde gerçekleştirilebilecek bir “devrim” yoluyla, ülkenin geri kalmışlığına son verecek reformları yapılabileceği tezidir. Ülkenin yakın tarihinde gerçekleşen 27 Mayıs ihtilaliyle, özellikle Ortadoğu’da (Mısır’daki Nasır rejimi gibi) benzer şekilde gerçekleşmiş ve Sovyetler Birliği’nin desteklediği rejimlerin varlığı bu tezi besleyen bir ortam yaratmıştı.
Bu akım ve onun geliştirdiği “darbecilik” eğilimleri, o dönem de yeni yeni kavramaya başlanılan Marksist görüşler çerçevesinde ülke sorunlarına çözüm arayışları içindeki gençlik hareketleri olduğu kadar, solda yeni grupların oluşmasına yol açan ayrışmalarda da önemli bir rol oynamıştır.
1961 Anayasası’nın getirdiği ortamda biçimlenen sol hareketler, özellikle Ortadoğu’da meydana çıkan Nasır ve Baas yöntemlerinden esinlenmiştir. Bu kesim, bu klasik şema içinde biçimlenen Kemalist Devlet’e son Müdahalede bulunmak istenmiştir. Özellikle Yön Dergisi ve Doğan Avcıoğlu –Mümtaz Soysal-İlhan Selçuk çizgisi bu düşüncenin öncülüğünü yapmış, devletçiliği, merkeziyetçiliği esas alan böyle bir yapının düşünsel zeminini hazırlamıştır; fakat onunla kalmış, ordu içinde bazı istihbarat ve ittifaklar oluşturarak, düşünceyi eyleme dönüştürmeye çalışmış, bunda da bir hayli yol almıştır.
-Ortadoğu’daki Baascı hareket ve ideologlardan etkilenen Yön-Devrim çevresine “Türk Baascıları” denilebilir mi? Bunlar 12 Mart sürecinde rol aldılar mı?
Denilebilir. Türkiye’nin 12 Mart muhtırasına sürüklenişinde etkin bir rol oynadılar. Aradan 40 yıl geçmesine rağmen o süreçte yer alan bazıları bu gün yine demokrasi dışı arayışların peşinde koşmaktalar. Bir kısmı yeni ardıllarıyla birlikte bugün cezaevindeler, haklarında çeşitli soruşturmalar açılmıştır. Yani geriye dönersek Baas tipi devrim ve rejim peşinde koşan Antiparlamentarist-Baasçı anlayış ülkemizi 12 Mart’a sürükleyen olaylarda başrolü oynamıştır. Yön Dergisinin fikirleri ile Arap Baas hareketi arasındaki benzerlikten dolayı Yön–Devrim çizgisine “Türk Baasçıları” denilmekteydi. Yayın organlarında Arap Milliyetçiliği yapan Baasçı liderlerin ve düşünce adamlarının görüşlerini yayınlıyor, onların fikirlerine övgüler diziyorlardı. Kısaca “Baasçılık” Arap Dünyasında farkı partilerde örgütlenmiş, askeri darbelerle iktidarı ele geçirmiş, otoriter rejimler ve diktalar kuran bir akımdır. Bunların temsilcileri Irak’ta Saddam Hüseyin ve Suriye’de Hafız Esad’tı. Türk Baasçılığının lideri Doğan Avcıoğlu, Baas ideologlarından Hıristiyan Arap milliyetçisi Mişel Eflak’la Müslüman Arap Salah Biar’ tan etkilenmişti.
Yön-Devrim anlayışına “üçüncü dünya devrimciliği” denilebilir. Yön–Devrim grubu ekonomide devletçi, siyasette tek partili sistem ve otoriter yönetimi savunan, çoğulcu demokrasiyi reddeden asker–sivil aydın elele verip çok partili rejimi silahlı bir devrimle yıkıp devrimci bir diktatörlük kurmayı amaçlayan laikçi- faşizan kişilerden oluşmaktadır. Türk Baasçılarının yayın organlarında Arap diktatörleri Numeyri, Kaddafi, Esad, Saddam'a ve kanlı rejimlerine methiyeler düzülüyor ve “ilerci rejimler” olarak nitelendirilip model olarak gösteriliyordu.
Doğan Avcıoğlu askeri bürokrasiyle çok yakından ilgileniyor, devrim planlarını da ona göre yapıyordu. TSK’yi darbe yapacak bir güç olarak görüyordu.
Doğan Avcıoğlu Devrim Gazetesinde devrimci ordu gücü namıyla bir güç yarattı. Askerleri kışkırtarak darbe ortamı hazırlamayı kendine amaç edindi 16 Haziran 1970 tarihli devrimin birinci sayfasında kendi yazdığı ama devrimci ordu gücü imzası attığı bir bildiride şöyle diyor:
“Yarıda bıraktırılan ve yolundan saptırılan Kemalist eylemi amaçlarına ulaştırmak için devrim zorunludur. Bu günkü sömürge düzeni can çekişmektedir.”
-Devrim Dergisinde “Devrimci Ordu Bildirileri” imzalı yazılar çıkıyordu… Kim vardı bu işin arkasında?
Çok doğru söylüyorsunuz. Türk Baasçılığının ideologu Doğan Avcıoğlu, İlhami Soysal ile dergide sürekli askeri kışkırtan “Devrimci Ordu Gücü” bildirilerini yayınlar ve çeşitli sol örgütlerden bildirilerinin altına mutlaka ordunun dikkatini çekmesi için “devrimci ordu gücü” imzasını atmalarını isterdi. 12 Mart’a doğru gidilen süreçte kimi emekli eski askerlerle, kimi görev yapan askerlerle dergi bürosunda darbe toplantıları yaparak orduda darbe yanlısı subayları ve ordu içindeki güçlerini ve karşıtlarını öğrenmek istiyordu; hatta öyle ki muhtıradan bir süre önce yandaşlarından kimin subay tanıdığı eşi dostu akrabası varsa Ankara’ya getirmelerini, gerçekleştirecekleri darbede fiili olarak yer almalarını istiyordu. Avcıoğlu devrimi yapacaklarına o kadar inanmıştı ki çevresine “devrimci şiddet, devlet terörü neymiş biz devrimi yapınca görürsünüz” diyordu. Avcıoğlu darbe sonrası yapılacak işleri içeren “Devrim Üzerine” adlı bir kitap da yazmış, burada yer alan fikirlerini Devrim Dergisinde de yayınlamıştır.
Yön-Devrim çizgisinin teorik temellerini oluşturan “Türkiye’nin Düzeni” adlı kitabı radikal solcu subayların başucu kitabıydı. 9 Martçı sol cuntanın mensuplarından sosyalist Amiral Vedii Bilget'e göre yakın arkadaşı Avcıoğlu askeri karargahlarda birçok solcu subayın bu kitabı okuduğunu duyunca “kitap ve silah ilk kez birbirlerine böylesine kenetleniyorlar” düşüncesindeydi.
-Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Paşa’nın genç subaylara Doğan Avcıoğlu’nun kitaplarını tavsiye ettiği hep söylenir…
Bu konuyla ilgili çok şey yazıldı, çizildi… Evet, Faruk Gürler Avcıoğlu’ndan etkilenen kişilerden biriydi. Doğan Avcıoğlu’nun fikirleri ordudaki radikal subaylar üzerinde de tesirli oldu. Sol Kemalist ideolojinin teorisyeni Doğan Avcıoğlu orduya verdiği önemi "yüz işçi kandıracağıma bir albay kandırırım" diyerek ortaya koyuyordu. Yine Avcıoğlu'ndan etkilenenlerden biri de 12 Mart döneminde Kara Kuvvetleri Komutanı olan, solcu subayların en güvendiği isimlerden Faruk Gürler’di. Gürler Avcıoğlu’nun 1968-1969’da best –seller olan "Türkiye'nin Düzeni" adlı kitabını bütün subaylara tavsiye ediyor ve bu “kitabı okumayan subayların askerlik görevini eksik sayarım” diyordu. Cunta gruplarının İstanbul kanadından General Ömer Lütfi Erol’a göre Türkiye’nin Düzeni o yıllarda silahlı kuvvetlerdeki “genç subayların el kitabıydı ve asker sivil aydınlar büyük ilgi göstermişti.”
Avcıoğlu, Devrim gazetesinde silahlı kuvvetleri kışkırtıcı yayınlar yapmaktaydı. Bunlardan biri 10 Kasım 1970’deki sayısıdır. O tarihte Devrim gazetesinde tüm fotoğraf, karikatür ve yazılar genç subayları “haydi artık ne duruyorsunuz” şeklinde tahrik eder mahiyette idiler.
-Dev-Genç ile Devrim gazetesi arasında nasıl bir ilişki vardı? Gençler Avcıoğlu’nun yanına giderler miydi?
Devrim adlı gazetede Dev- Genç militanlarını kışkırtan ve eylemlere çağıran provakatif haberler gazetenin manşetlerini süslüyordu...
Devrim Dergisi Dev-Genç’lilerin karargahı gibiydi. Başta Deniz Gezmiş olmak üzere, devrimci gençlik liderleri Doğan Avcıoğlu’nun “Devrim”ine giderek ilerici darbenin planlarını yaparlardı. Avcıoğlu memnun, Mihri Belli de öyle!.. Devrime giden yolda Dev-Genç kanatlarının altında... Hatta öyle ki Dev-Genç’in Ankara ve İstanbul’daki militanlarına provakasyon yaptıracak kadar kendilerinden eminlerdi. Ve onlar da devrimci ağabeylerinin bir dediklerini iki etmiyordu.
Doğan Avcıoğlu büroyu ziyaret eden Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının küstürülmemesini ve onların her türlü ihtiyaçlarının giderilmesi için Devrim Dergisi Yazı İşleri Müdürü Uluç Gürkan’ı uyarıyordu. Deniz Gezmiş Devrim Dergisini ziyaretinde Hasan Cemal ve Uluç Gürkan’a alaylı bir dille, “Marksist cunta ne zaman iktidara gelecek? Daha ne kadar bekleyeceğiz” diyordu.
Hasan Cemal Devrim bürosunda cuntaların kuryeliğini yapıyordu. Doğan Avcıoğlu’nun yazdığı Devrim anayasasını büyük boy sarı zarf içinde alıp üst rütbeli subaylara götürüyordu. Sadece kuryelik görevini değil aynı zamanda gizli buluşmaları da sağlıyordu. Cemalin Kızılay’daki bekar evinde mürtet Hava Üssü Komutanı Korgeneral İle Doğan Avcıoğlu darbe planları üzerinde çalışmışlardı.
Askeri tahrik etmek için hangi bombalar nerelere atılmış, kimler atmış, kimler emri vermiş… Bütün bu provokasyonların en canlı tanıkları Devrim Bürosundakiler ve onlarla işbirliği yapan odaklardı. Devrim Dergisinin kışkırtırcı yayın politikasında gençliğin “çengellenmesi”, “kışkırtılması” görevi Uluç Gürkan’ın, “askeri kışkırtma işlevi” de Hasan Cemal’indi.
Ankara’da askeri kışkırtmak için Sıhhiye’deki Ordu Evi’nin önüne bomba atma eylemini bile organize etmişler, altyapısını oluşturmuşlardı. Bunun en güzel itirafını Devrim Dergisi’nin yazı işleri müdürü Hasan Cemal yapıyordu. Cemal diyor ki: “Bir tek amacımız vardı, askeri kışkırtmak… Darbe süreci bu kışkırtmalar ve provakasyonlar sayesinde hızlanacaktı ve ‘devrim’e giden yola çıkacaktık; şiddet şarttı, ‘Devrim’e giden yolu açmak için; yani hedefe varmanın yolu, gerektiğinde insan hayatını hiçe saymaktan geçiyordu; gaye için her yol mübah”…
-Hatırla Sevgili dizisinin masum örgütleri THKO, THKP/C ve diğerleri hangi eylemleri yaptılar?
Derin sol cunta mensupları; Lenin’in Ekim Devrimi’ne giden süreçte yaptığı ajitasyon ve provakasyon derslerini de iyi ezberlemişti. Kaos nasıl derinleştirilir, ihtilal nasıl yapılırdı. Şimdi bu dersi uygulamanın zamanı gelmişti. Önce genç devrimcilere sağa sola bomba patlattırdılar. Ordudan atılmış deniz subaylarına Taksim soygununu, THKO –THKP-C gibi örgütlere de çeşitli soygunlar yaptırdılar, adam kaçırttılar, silahlı baskınlar düzenlettiler, devrimci teröre teşvik ettiler. Hatta “Anıtkabir’in bombalanması” bile gündemlerindeydi. Bu provakasyon gerçekleşseydi olayın suçunu da “irticacı” olarak suçladıkları sağ grupların üzerine atacaklardı. Bu gerçekleşmeyen girişimi THKP-C’nin kurucularından, dönemin devrimci gençlik liderlerinden şimdi de yurt dışında olan Yusuf Küpeli kendi internet sitesinde anlatırken daha da ileri giderek bu eylemi yapması için kendisine teklif geldiğini, araç gereç bomba ve yüksek miktarda para teklif edildiğini, yine Ankara ve İstanbul’u “toptan ateşe” vermeyi önerenler olduğunu da anlatıyor. Yusuf Küpeli ilk teklifi yapan kişinin daha sonra “tertemiz demokrat” rolünde CHP’den milletvekili seçildiğini de eklemeden geçmiyor.
Gizli servislerle de bağlantılı derin sol cuntalar, bazı Atatürk anıtlarına da bomba attırdılar. Böylece ordu içindeki darbe yanlısı sol Kemalist ve bazı Marksist askerleri kışkırtarak devrime hazır olun mesajını veriyorlardı. Bu arada boş durmuyorlar, sol gruplara çeşitli gösteriler yaptırıyorlardı. Bu bombaların taşıyıcısı sol cunta mensuplarının yıllar sonra açıkladıkları kişilerden biri olan İrfan Solmazer’di. Eski MBK üyelerinden 14’ler grubuna dâhil olan Solmazer dinamitleri arabasının bagajında getirir, uygun yerlerde bombacı militanlara teslim ederdi. Onlar da önceden seçilmiş hedeflerde patlatırlardı. İstanbul’da da bu görevi eski MBK üyesi, yine Solmazer gibi on dörtler grubundan olan Numan Esin üstlenmişti. Erol Bilbilik’in ifadesi ile bütün bu eylemlerden sol cuntanın önemli isimlerinden biri olan Deniz Binbaşısı ve cunta liderlerinden biri olan CHP milletvekili Orhan Kabibay’ın da haberi vardı.
Dönemin sol cunta şefleri kendileriyle beraber devrimci gençleri kullanan bir üçüncü güçten bahsediyorlardı. Hasan Cemal’e göre bu güç bir üçüncü güçtü. Cemal’e göre “Bizlerin o tarihte kestiremediğimiz, küçümsediğimiz ya da bilmeden emellerine alet olduğumuz bir üçüncü güç…”
-Deniz Gezmiş Ve Arkadaşları Artık “Profesyonel Devrimcilik” Zamanı Geldi mi Diyorlardı.
Tabi gençlik heyecanları onları kendilerini “Profesyonel Devrimci” görmelerine sebep oldu. Hayatlarında iş güç sahibi olmamış yaşamın zorluklarını görmemiş bu gençler dönemin hızlı devrimci sol rüzgarında artık Türkiye de “Mili Demokratik Devrimi” yapacak güçte olduklarını düşünüyorlardı. Devrime giden yolda daha derin örgütlenmeler ve ses getiren eylemler lazımdı. Nitekim demir tavında dövülür düşüncesiyle devrime suni sancıyla Mahir Çayanın tahliliyle “Suni Denge” tezleriyle cici demokrasi sandık demokrasisi silahlı mücadeleyle son bulacaktı. Lenin ve Mao’nun devrim stratejileri onlar gibi Profesyonel Devrimcilik yapılarak gerçekleşebilirdi. İşte bu gençler kendilerini bir anda devrim kadroları olarak gördüler. Sonuç onlar için hüsran Türkiye için kaos dolu günler olacaktı.
Gökte aradıkları tabloyu ve desteği yerde bulmuştu derin sol cuntalar.. Ortadoğu’daki örgüt kamplarına giden, 3-5 ay silahlı eğitim gören, daha sonra THKO – THKP/C gibi isimleri kendilerinden önde gelen örgütler kuran Devrimci gençler, onlar için bulunmaz maşalar olacaktı. Onlara bir çok eylemler ve provokasyonlar yaptıracaklardı.
-Şu meşhur banka soygunları nasıl başladı? Deniz Gezmiş banka soyuyor ama birileri onları koruyordu… Kimdi bu gizli güçler?
Ocak 1971’den itibaren banka soygunları, adam kaçırmalar başladı. THKO, THKP/C isimleri duyulmaya başlandı. Bu süreç şöyle gelişti…
4 Mart’ta Ankara’da Gölbaşı’ndaki ABD üssünde görevli dört er kaçırıldı ve ardından Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) yayınladığı manifesto ile 400 bin dolar fidye, hapisteki bütün devrimcilerin serbest bırakılması ve manifestonun TRT’den duyurulması istenerek “silahlı kurtuluş savaşı”nı başlattığını ilan etti.
THKO, 5 Mart 1971’de yayınladığı bildiride açıkça savaş ilan ediyordu. Örgütün lideri, Doğan Avcıoğlu ve diğer cunta mensuplarıyla ilişkisi olan “Deniz Gezmiş”ti. Darbeyi çabuklaştırmak için THKO ve Mahir Çayan’ın liderliğindeki THKP-C cuntaların talimatları doğrultusunda banka soygunları, adam kaçırmalar ve bombalı eylemlere başladılar. Amaçları ülkedeki kaosu artırmak, toplumsal gerginliği çatışmalara dönüştürmek, darbe sürecini hızlandırmaktı…
Bu olaydan kısa bir süre sonra THKO adını bütün dünya duyacaktı. THKO tamamen eylem içinde eylemlerin bir ürünü olarak doğdu.
Sol cuntanın önde gelen isimlerinden Vedii Bilget’e göre “eylemin zamanlaması o denli ‘olağanüstü’ydi ki bir anda hem Türkiye genelinde hem de silahlı kuvvetler içinde sol sorgulanmaya başlandı.” Bir takım solculara göre bunda bir provakasyon vardı. THKO oyuna getirilmişti.
-Deniz Gezmişin banka soyduğunu sol çevrelerde herkes biliyor ama Devrim Dergisi Deniz Gezmiş’i korumaya alıyordu…
Ankara’da bilmeyen yok. Herkesin bildiğini istihbarat servisleri bilmez mi? Sol örgütler ajan kaynıyor, bunu dönemin sol örgüt şefleri de yıllardır söylüyor. Sanki birileri kaos büyüsün diyerek olaylara göz yummuştu. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının banka soygununu yaptıklarını Devrim Dergisi’nde başta Doğan Avcıoğlu olmak üzere herkes biliyordu. Ama bütün bunlara rağmen Devrim Dergisi Deniz Gezmiş’i manşet yaparak “Gezmiş’in banka soygunuyla alakası yok” diyordu. Devrim Dergisi’nin yazı işleri müdürü Hasan Cemal, “Deniz Gezmiş’in banka soygununu bildiğimiz halde tam tersi manşetler atıyorduk. Deniz Gezmiş’in idamında bizlerin de payı vardı” diyor.
Deniz Gezmiş kimin arabasıyla Ankara dışına kaçırıldı? Devrim Gazetesi grubuna, yakın bir yüksek mühendisin özel arabasıyla…
THKO kurucularından, 12 Mart döneminde bu örgütün 84 sanıklı davasında yargılanan Mustafa Yalçıner, cuntaların THKO ile ilişkilerini gizlemezken örgütün önde gelen isimlerinden Deniz Gezmiş’in saklanmasında ve ihtiyaçlarının karşılanmasında cunta mensubu bazı subayların yer aldığını inkar etmiyor.
Bu arada atlamayalım 12 Mart Muhtırasına 1 hafta kala Ankara ODTÜ’de güvenlik güçleriyle sol örgütlere mensup militanlar arasında adına “yurtlar savaşı” denilen büyük olaylar meydana geldi. THKO üyelerinin ODTÜ yurtlarında üslendikleri gerekçesiyle 5 Mart 1971 gece yarısı başlayıp 6 Mart’ta sona eren çatışmalarda öğrenci Şener Erdal, er Mevlüt Meriç ve civardaki bir işletmenin işçisi Aziz Yalta öldüler. Gözaltına alınan 1500 öğrenciden 32’si tutuklandı, 54’ü hakkında da gıyabi tutuklama kararı verildi.
ODTÜ’deki jandarma sol militan çatışması 12 Mart darbesine sürüklenen ülkemizden son itici şiddet olayı olmuştu. Burada ilginç olan husus; “Amerikan Üniversitesi” denilen ODTÜ’de bütün senaryoların hazırlanması ve ortaya konmasıydı.
THKO tarafından kaçırılan 4 Amerikalı rehine, 10 Mart günü Ankara’da tesadüfen(!) emniyet mensuplarının teröristleri aradığı bir apartman dairesini ziyaret etmesiyle zarara uğramadan kurtulmuştu.
-Deniz Gezmiş ve arkadaşları ODTÜ’de mi barınıyordu?
THKO lideri Deniz Gezmiş ve ideologlarından Hüseyin İnan ve birçok THKO ve THKP-C üyesi ODTÜ’de saklanmakta ve barınmaktaydı. Rektör Erdal İnönü, Dev- Genç üyesi devrimci militanların burada saklanmasına rağmen sesini çıkartmıyor, görmezlikten geliyordu. Deniz Gezmiş, Ankara ve İstanbul’daki birçok eylemlerden sonra ODTÜ yurtlarına geliyor, burada saklanıyor, burada arkadaşlarıyla toplantılar yapıyordu. Deniz Gezmiş’i ODTÜ olaylarından sonra birçok sol örgüt mensuplarının ve daha da önemlisi askeri cuntaların mensuplarının evlerinde saklanmıştı. Deniz Gezmiş’i saklandığı bir evden diğerine Orman Bakanı Turhan Şahin’in arabası taşıyordu. Doğan Avcıoğlu, Mihri Belli ve Devrim dergisindeki birçok kişi başta Deniz Gezmiş olmak üzere aranan sol örgüt liderlerini himaye ediyor ve onları güvenlik güçlerine karşı koruyorlardı.
ODTÜ olayından sonra mütevelli heyetiyle arası açılan Erdal İnönü görevinden istifa etti. İstifasına gerekçe olarak devrimci öğrencilere yönelik operasyonu ve mütevelli heyetinin güvenlik güçleriyle işbirliğini gösterdi. Mütevelli heyeti Dev-Genç’lilere müsamahalı davrandığı için Rektör Prof. Dr. Erdal İnönü’yü politik davranmakla suçluyordu.
YARIN :
Sol cuntaların 9 Mart toplantısı
9 Mart olayının perde arkası
Devrimci paşalar Gürler ve Batur neden darbeden vazgeçtiler ?
Gürler ve Batur için radikal devrimci subaylar ne dedi?
Sol örgütler ve 9 Mart bağlantısı
Radikal subayların hayal kırıklıkları
Sinan DEMİR / 2023haber.com
Bu yazı toplam 951 defa okundu.