Hakkı Öznur yapılan röportajın dördücü bölümü.
-Solcuların öve öve bitiremedikleri Hatırla Sevgili dizisini izlediniz mi? Bu dizi hakkında intibalarınız nedir?
Birçok bölümlerini izledim. Aşk hikayelerinden yola çıkarak 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 süreçleri anlatılmakta… Anlatılan dönemler, olaylar, kurgular, baştan sona yalan dolan ve iftiralarla dolu… Güya bir aşk dizisi ama senaryoda yazılanlar gerçeklerle uzaktan yakından ilişkisi olmayan sahnelerle dolu…
68 dönemi ve sonraki süreçler anlatılırken olaylar özünden saptırılarak veriliyor. Dönemin sol terör örgütleri, sol liderler göklere çıkarılıyor, sağcı gençler ise kimi zaman “irtica”, kimi zaman da “gerici”, “piyon”, “katil”, “ABD uşağı” olarak gösteriliyor. Solcular dizide masum, halktan yana sömürüye karşı... Ü1kemizi 12 Mart muhtırasına, 12 Eylül karanlık darbesine götüren süreçlerde başrolü oynayan Türk solu asla masum değildir. Türkiye’yi kana bulayan, iç ve dış odaklar tarafından kullanılan derin sol gruplar Hatırla Sevgili adlı dizide temize çıkarılmaya çalışılıyor. Bunda tabi ki 12 Eylül öncesi aşrı sol hareketler içerisinde yer alan senaristlerin ve yönetmenin payı büyük… Onlar taraf olduklarını ve ideolojik davrandıklarını asla saklamıyorlar. Bunu basında yer alan söyleşilerde açıkça söylediler.
-Dizide anlatılan 68 öğrenci hareketleri ile sizin 68’e bakışınız nasıl?
Şahların Labirentinde 68 öğrenci hareketleri geniş bir şekilde anlatıldı. Dünyadan örnekler verildi. ABD’de başlayıp Avrupa’yı da etkileyen öğrenci hareketlerinin ideolojik, kültürel ve siyasal temelleri çarpıcı bir şekilde anlatıldı. Hatırla Sevgilide ise bunlara değinilmediği gibi 68 öğrenci hareketleri farklı bir şekilde yansıtıldı. Senaryoyu yazanlar tarihsel bilgi ve birikime sahip değiller… Sığ ve kör bir bakış açısıyla döneme bakmışlar.
Biliyorsunuz 1968 Mayıs ve Haziran’ında dünyanın birçok ülkesinde gençler ayaklandı. Fransa’da Nantrere Üniversitesi’nde başlayan öğrenci hareketleri kısa sürede genişleyerek, işçilerin ve siyasal partilerin de katılmasıyla, neredeyse bir devrim hareketine dönüştü.
Almanya, İtalya, İspanya, İsveç, İngiltere, Polonya, Japonya, ABD’de, Latin Amerika ülkelerinden Arjantin, Venezüella, Uruguay, Brezilya’da boykot ve işgaller, şiddet hareketleri, polis-öğrenci çatışmaları yer aldı. Yüzlerce genç tutuklandı, üniversiteler kapatıldı, kan döküldü…
Bütün bu hareketler, nedenleri ve sonuçları şu ya da bu ölçüde değişik olsa bile, temelde düzen değişikliğine ve eğitim devrimine yönelikti.
Bu hareketler ne planlı ne örgütlüydü. 68’deki öğrenci Ayaklanmaları, gösteriler alel acele yapılan toplantılarda düzenleniyordu.. Büyük üniversitelerin anfilerinde en önemli kararlar alınıyordu. Öğrenci hareketleri otoritercilik karşıtı ve bu yüzden de lidersizdi. Yada lider olmayı reddeden liderleri vardı. İdeolojileri genellikle belirsizdi. 1968 yılında Şikago’daki gösterilere katılan sekiz eylemciden yakalanan Abbie Hoffman kendisini sorgulayanlara şu samimi itirafı yapıyordu. “biz öğlen yemeği konusunda bile anlaşamazdık.”
68 hareketinde radikal demokrat talepler kimlik siyaseti marksist çözümlemelerle çıkışmıştı. Ama bundan uyumlu bir sentez veya süre gelen bir örgüt veya sürekli bir devrim çıkmadı. Marksist yöntemlerle radikal ve anarşist gençlik hareketleri çoğu zaman uyuşmadı. Zaman, zaman Marksizm ihtilalci karakterine uygun Leninci aktiviteler parlasa da saman alevi gibi sönecekti. Çünkü Batıdaki öğrenici hareketleri Lünpen, goşist ve anarşizasyan yanları ağır basan bir hareketti. Örgütçü ve bürokratik yapılarla bağdaşması mümkün değildi. O yüzden komünist parti ve sendikalarla çatışıyordu. Eylemlerin sonuna doğru öğrenci hareketleriyle işçi sendikaları arasında anlaşmazlıklar çıktı ayrılıklar yaşandı.
68 Avrupa da sarsıcı bir modernizim dönemiydi.. Ve daima sistemden nefret eden genç kitleleri etkilerken sistem sahiplerini de rahatsız etmiştir. Yaşananlar bir anda bütün dünyayı sarmıştı. Marshall Mc Luhan’ın altmışlı yıllarda söylediği bir ifadeyle dünya “küresel köye” dönmüştü. Kültürel endüstri teknolojik devrimler vasıtasıyla insanlar her şey den haberdardı.
68 öğrenci hareketlerinin esas kaynağı Amerika’dır. 1950’lerden itibaren Amerika’da başlayan aktivist hareketler, 68 Avrupa’sında etkili olmuş ve dalga dalga yayılmıştır.
Suskunluğun ve apolitikleşmenin yaşandığı ABD’de 50’lerin sonunda yükselen en önemli aykırı ses Beatniklerin sesiydi. Beat Kuşağı (Sessiz kuşak); Amerikan yaşam biçimine, siyasal otoriteye karşı çıkan, yerleşik düzeni reddeden, otoriteyi tanımayan, Beat ile uyuşturucu müptelası, cinsellikte her alanda sınırsız özgürlüğü savunan, kızlarda bekâret tanımayan, dini ve ahlaki değerleri tanımayan Hippiler bir “karşı kültür” olarak doğacaktı.
Vahşi kapitalizmin en yoğun biçimde yaşandığı ABD’de müzik, eğlence vb. her alanı kapsayan, özel olarak gençliğe dönük, bir ticari kültürel alan, bir “gençlik kültürü” oluştu. İnsanları mutsuz eden maddeyi öne çıkartan maneviyatı olmayan yozlaşmanın çürümenin kokuşmuşluğun kendisi olan Amerikan kapitalizmi kendine muhalif olan sistemden nefret eden köksüz, ruhsuz, başıbozuk marjinal gençlik gruplarını ve sol çevreleri çıkardı. Özellikle genç guruplar kendilerine sunulan burjuva hayat düzeninin tekdüzeliğiyle alay etmeye, bu hayattan koparak marjinal alt kültürlere yönelmeye başladılar. ABD’de “Beatnik-Hippi” çizgisiyle yaygınlaşan bu kültürel anti-kapitalist protesto; 1967-68’de bütün metropollerde sosyalist öğrenci hareketleri tarafından devralınarak siyasallaştırılacaktı.
ABD kamuoyu 1965’lerden itibaren komünal yaşam süren marihuana, LSD türü uyuşturucular kullanan, rengarenk giyinen, uzun saçlı çiçekler takıştırmış hippileri keşfetti ve bunların varlığını bütün dünyaya duyurdu. Hippi alt kültürü ABD de hızla yayıldı, öğrenci hareketleri önemli açılardan etkilendi.
Öğrenci hareketleriyle karşı kültür iç içe geçti. En devrimci solcu gruplar bile zamanla Rock‘n Roll’a, uzun saça, küpeye, esrara, eroine direnemeyecek, birçok taraftarı “çiçek çocuklar” diye bilinen Hippilerin arasına karışacaktı. 1960’ların başlarında Amerikan gençliğini derinden etkileyen bu karşı kültür Avrupa’ya da gelecektir.
1965 başında ABD’nin Vietnam’a bomba yağdırmasından sonra Amerika’da savaş karşıtı toplumsal muhalefet sokaklara yansıyacaktı. Savaşa karşı çıkan, askere alınmayı reddeden sivil toplum hareketleri Amerika’yı derinden sarstı.
SDS adlı solcu kuruluş 1966’da protesto hareketine yaptırımcı bir boyut kazandırdı ve öğrencilerin askere gitmemesini sağlamak üzere “We Won’t Go” (gitmeyeceğiz) kampanyası başlattı.
ABD Kongresi’nin 1967 yazında öğrencilerin askerlik muafiyetini kaldırması ve Vietnam’a gönderilme tehdidinin yaklaşması öğrenci hareketini tırmandırdı. Üniversitelerde “bağımsız Vietnam komiteleri” kuruldu. Öğrenciler toplu halde celp kağıtlarını yakma eylemleri düzenlediler.
Yarım milyondan fazla genç askere gitmeyi reddetti.
21 Ekim 1967 tarihi savaş karşıtı hareketin doruk noktalarından biri olarak tarihe geçti. Çoğunluğunu SDS tabanının ve hippilerin oluşturduğu binlerce genç, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) binasını kuşattı., binayı koruyan askerlerin tüfeklerinin namlularına çiçekler soktular. SDS’lilerden oluşan bir grup, Vietkong bayrağıyla Pentagon’a girmeye kalkıştı.
Amerika’daki bu öğrenci gösterileri bütün dünyayı etkilemiştir. Berlin’de, Roma’da, Paris’te, Londra’da, Rio de Janerio’da, Tokyo’da aktivist öğrenciler Amerikalı öğrencilerin kullandıkları taktikleri kullanmışlardı. Televizyonda Londra ve Manhattan’daki öğrenci gösterileri görülür görülmez Amsterdam’da ve Prag’daki öğrenciler derhal yürüyüşe geçmekteydi.
-ABD öğrenci hareketleri Avrupa’yı nasıl etkiledi ve aralarındaki temel farklar nelerdir?
1960’larda Avrupa’da yükselen hareket genellikle bir “öğrenci hareketi” olarak adlandırıldı; bu açıdan ABD’deki hareketlerle arasında önemli bir fark olduğu söylenemez. İkisi de, bu hareketlerin sonradan teorisyeni Herbert Marcuse’nin iddia ettiği gibi “yeni bir toplumsal devrimci-özne arayışına” tekabül ediyordu. Ancak ABD’deki hareket kaçınılmaz olarak anti-militarist bir bazda hareket ederken, Avrupa’daki hareket bu kadar somut bir talebe sahip değildi. Bu nedenle, örneğin Fransa’daki hareketin doruk noktası “Sorbonne işgali” olurken, ABD’deki hareketin doruk noktası “Pentagon çıkartması” oldu.
İkinci bir önemli fark yoğun bir siyasi mücadele tarihine sahip olan Avrupa’da hareketin kendini anarşist ya da “situationniste” söylemlerde ifade etmesi mümkün olurken, siyasal-ideolojik tarihi oldukça köksüz olan ABD’de “hippie-yippie” yarı ideolojileri oluşuyor, bunlar da gerçek anlamda kapsamlı birer ideolojik söylem oluşturamadan sönüp gidiyorlardı. Bu farklılığın uzun vadeli etkisi, Yeşilci-alternatif hareketin 1980’lerde Avrupa’da gelişme olanağı bulması, ama 1960’ların “hippie-yippie” hareketlerinin köklü bir iz bırakamadığı ABD’de, böyle bir gelişmenin gözlemlenmemesidir.
Başka bir farklılık, ABD’deki hippie hareketin esas gövdesinin daha ziyade Gandhi’ci bir “sivil itaatsizlik” olması, radikal eylemlerin dar bir “yippie” grubuyla sınırlı kalmasıdır. Abbie Hoffmann ve Jerry Rubin gibi önderleri olan bu sınırlı hareket, 1967-1968’lerde Wall Street Borsasını basıp para yakmak, Chicago’daki Demokrat Parti kongresini düzen aleyhtarı bir kitle hareketine dönüştürmeye çalışmak gibi eylemleriyle öne çıktı. Oysa daha büyük bir çoğunluğu oluşturan “hippie”ler; askere gitmemek, istedikleri gibi giyinmek, istedikleri gibi uyuşturucu kullanmak ve “kimsenin kendilerine karışmamasından” fazla bir şey istemiyorlardı. 1960’ların gündeme getirdiği deyimle, “kurulu düzeni devirmek” değil, “onun dışında kalmak” istiyorlardı.
-Abbie Hoffman Yeni Sol akımı savunan bir sol palyolçaydı sanırın. “Çiçek tugaylarının” isim babasıydı her halde…
Dedikleriniz doğrudur. Abbie Hoffman Yeni sol akımın ABD de önde gelen aktivistlerindendir aslında bir palyoçadır. 1960 ların başından 1970 lerin sonlarına kadar sistem karşıtı eylemlerin içinde yer aldı. Bir taklit ustasıydı. Narsisti. yeni sol akımın Amerika’da etkili olmasında sesini duyurmasında payı büyüktü 1960’ların başında idam cezalarının kaldırılması için düzenlenen kampanyalarda başı çekenlerdendi. Irkçılık karşıtı hareketlere büyük destek veriyordu. 1967 yılına gelindiğinde imtiyazlı beyazlar için tehlikeli bir militan haline gelmişti. Meşhur kapitalizmi ve ticari anlayışı protestoya yönelik para yakma eylemlerinin fikir babasıydı. Bu eylemle medyanın tam anlamıyla dikkatini çekmişti.
1967’de, Hoffman ve arkadaşları ziyaretçilere ayrılan bölümden New York menkul kıymetler borsası zemini üzerine banknotlar atmış ve bu olay tacirlerin yere düşen paralar için birbirleriyle kapışmalarıyla neredeyse bir ayaklanmaya yol açmıştır.
Savaş karşıtı hareketlerde yine o vardı. 67’nin mayıs ayında bütün dünyanın dikkatini çeken genç savaş karşıtı aktivistlerden oluşan “çiçek tugayının” kurucusu idi. Hippilerin üniforması haline gelmiş olan çiçekli kıyafetler, uzun saçlar, bol paça kot pantolonlar, bandanalar ve boncuklardan oluşmuş ve Amerikan medyasının çiçek tugaylar dediği bu grubun başında yine Hoffman vardı. Üzerine giydiği garip elbiselerle yine dikkat çekmişti.
New York’un önde gelen hippilerinden biri olarak kabul edilen Hoffman Amerikan toplumunu şaşkına uğratan garip gayri ahlaki tavırlarıyla dikkat çekiyordu. 1967’de ikinci kez evlenirken davetiyesinde “Çiçek arkadaş yemek eğlence kostüm boyalı yüzler getirin” diyordu. Sürekli içtikleri beyni uyuşturan bir madde olan “kokainin ” etkisinde olan hippiler bir döneme damgalarını vurdular. Time dergisi 1967 ‘deki sayısında hippilerin evlilik gösterisini kapak yapmıştı. Yani hippiler bir kez daha Amerikan dergilerine kapak olmuştu. Hoffman bir dönemin hippi kuşağının temsilcilerinden biriydi.
1968 yılında şiddet yanlıları ile birlikte çeşitli olaylı festivallerin içinde yer aldı 1973 yılında kokain satma suçlamasıyla tutuklandı daha sonra çeşitli bunalımlara girdi sapık fikirler eylemler onun hayatını altüst etti daha sonra çevreci hareketlere katıldı uslanmaz bir radikal aktivistir. Hoffman gibiler Kapitalizmin ürünüdür Amerikan sistemi Hoffman gibilerini doğurmuştur. kısaca Hoffman Amerikan kültürünü reddediş ve bunu alaya alışı ile ismini duyurmuştur..
-Dünyadaki 68 Öğrenci Hareketlerinde Sol’un bütün renkleri var mıydı?
ABD ve Avrupa’daki iki öğrenci hareketin de ortak yanı, üçüncü dünyaya bir yöneliş olması ve üçüncü dünyadaki kurtuluş hareketlerinin yüceltilmesiydi. 1960’ların kahramanlarının başında tartışmasız “Che” geliyordu. Onun gibi Mao ve Ho Chi Minh de, posterlere geçip popüler alt-kültürün birer parçası oldular.
ABD ve Avrupa’daki 68 kuşağı hem pasifist hem aktivist, hem otoriter hem otoriteye karşı, hem şovenist-anarşist hem feminist, Maoist, Leninist, Stalinist, Troçkist, sosyal demokrat, liberal, kariyerist Yuppie, Hedonist… Kısacası bütün meşreplerin bulunduğu bir heterojen başkaldırıdır. Uyuşturucunun ve cinsellikte sınırsızlığın ön plana çıktığı, yani yuppielerden her türlü otoriteye başkaldıran anarşistlere, solun her türünü içeren geniş bir yelpazeye kadar statükoya muhalif her eğilim 68’in rengarenk dünyasının içindedir.
68, ABD ve Batı’da liberal kapitalist düzene karşı bir isyanken Doğu Avrupa’daki Stalinist rejimlere karşı da özgürlük ve demokrasi mücadelesi idi. 68 hareketi doktrinsiz, geleneksiz, otoritesiz ve önderlik kastları olmayan bir Sol Anarşizan hareketti
O süreçte Avrupa’da öne çıkan örgütler Kızıl Tugaylar RAF Bayder Maynhof gibi örgütlerdi. Maosit, Leninist, Troçkist hareketler ortalığı birbirine katıyordu bu örgütler 1970 lerin sonuna kadar Avrupada etkili oldular silahlı eylemlerle seslerini duyurmaya çalıştılar. 1980 lerden sonra bütün bu silahlı marksist örgütler silindiler ve etkilerini kaybettiler.
68 Kuşağı Batı ve Doğu Avrupa’da nerede kapitalizim varsa kapitalizme, nerede Stalinizm varsa Stalinizme, nerede otorite varsa otoriteye başkaldırının adıydı. İsyancılar devlet kurumlarını siyasi liderleri, partileri her şeyi toptan reddediyorlardı.
-68 Kuşağını Etkileyen Kişilerden Biride Herbert Marcuse’ydi Marcuse’nin tezleri neydi?
1968 Yılına gelindiğinde bir isim ön plana çıkacaktı. Marksist Hegelci - Herbert Marcuse idi. -İsyancı 1968 kuşağının en çok etkilendiği yazar, 69 yaşındaki California Üniversitesi profesörlerinden Herbert Marcuse idi. Kahramanları ise Doğu Avrupa ülkelerinin Ortodoks ve Stalinist liderleri değil; Ho şi Minh, Regis Debray, Ernesto Che Guevera, Fidel Castro’ydu.
Frankfurt Okulu’ndan Alman düşünür Herbert Marcuse’nin sol anarşizan tezleri onları cezbediyordu. Marcuse’nin “gerçekçi olun imkansızı isteyin”, “Her şeyi, hemen şimdi!” sözleri o dönem ABD ve Avrupa gençliğini bir süre etkilemişti.
Marksist kuramı, 1920’den başlayarak tarihsel koşullarla uyumlu hale getirmenin mücadelesini veren, bu amaçla eleştirel Markszimin kendi versiyonunu öne süren Marcuse, ABD ve Avrupa’daki yeni sol hareketin destekçisi ve savunucusu olmuştur.
Sol anarşizan akımların örnek aldığı Marcuse’nin fikirleri 68’de etkili oldu ama etkisi fazla uzun sürmedi. 68 gençliğinin örnek aldığı Ortodoks Bolşevik liderler değil, Marcuse idi. Marcuse onlar için her şeydi...
Marcuse’nin “yeni sol” kavramı, Marksizmin işçi sınıfı tezlerini yerle bir ederken en büyük tepkiyi Avrupa’daki komünist partilerden görecekti.
1968 yılında yapılan bir çok gösterilerde onun posterleri de taşınıyordu. Roma üniversitesinin mart ayında kapatılmasına sebep olan meşhur gösterilerde devrimci öğrenciler ellerinde Marx ,Mao ve Marcuse ‘i temsil eden üç “M” li bir pankart taşıyordu.
Bir çok düşünürler teknolojinin daha fazla boş zaman yaratacağında ısrar ederken Marcuse ise aksine teknolojinin insanları düşünceden uzaklaştırıp özgün olmayan hayatlara mahkum edeceğini düşünüyordu. Öyle ki hippilerin sembollerinden biri olan Abbie Hoffman’ı “ Çiçek gücü “ konusunda uyararak “ çiçeklerin gücü yoktur onları eken insanların gücünden başka “ demişti.
Marcuse radikal bir entelektüeldi. Onun fikirlerinden bahseden gençlerin çoğu aslanda onu hiç okumamıştı. Dönemin popüler isimlerinden biri olması onun sol aktivist gençler üzerinde etkisini artırmıştı.
-Avrupa’daki öğrenci hareketlerinin arkasında hep Sovyetler arandı… Siz bir sol tarih uzmanı olarak Sovyetlerin ve Batı dünyasının tavrını bir değerlendirir misiniz?
1968’de Avrupa’yı sarsan öğrenci hareketlerinin arkasında Sovyetler Birliği değil, ABD çıkmıştı. Avrupa’da komünist ve sosyalist partilerde güçlüydü ama bu partiler Moskova’dan ve Pekin’den bağımsız kendi ülkelerinin partileriydi. Uydu komünist partiler değildi. Sovyetler daha çok Türkiye ve üçüncü dünya ülkeleri ile ilgilenmekteydi. Bu ülkelerde 5. kol faaliyetleri yürütüyordu. Özellikle TKP ve diğer sol grupları destekliyor ve her türlü yardımda bulunuyordu.
Fransa Devlet Başkanı De Gaulle, ABD ve SSCB önünde giderek özerkleşen güçlü ve birleşik bir Avrupa hedeflemiştir. Ona göre “Avrupa, anglo-Amerikan etkilere bırakılamaz bir dünya kıtasıdır.” Uygarlık Avrupa’da biçimlenmiştir. Çoğulcu demokrasi bu kıtada gelişmiştir. Sanayi devrimi yine burada filizlenmiştir. Bu kıta, dünya çapındaki yeni emperyalist güçlerin hegemonyasına bırakılamaz. Ve yine De Gaulle’e göre, “Avrupa kendi kişiliği içinde, Avrupalı kalmalı ve Avrupalıların olmalıdır.”
De Gaulle, NATO’da ABD egemenliği var olduğu gerekçesiyle Fransa’nın askeri gücünü örgütten çekmiştir. Birleşik Avrupa tasarı koşutunda, Sovyetler Birliği ile etkin iletişim kurmaya girişmiştir. Öte yandan, ABD’nin Avrupa’daki doğal uzantısı saydığı İngiltere’yi AET’ye almamakta direnmiştir.
Fransa, Vietnam savaşını her geçen gün daha da tırmandıran Washington’u yalın bir dille yermektedir. Üstelik De Gaulle, Johnson’a “Bu savaşı kazanamazsınız” demektedir.
Fransa Maliye Bakanı Valery Giscard d’Estaing, ABD’nin Vietnam savaşını, dünyaya karşılıksız dolar sürerek finanse ettiğini söylemiştir. Bu karşılıksız dolar akışının Avrupa’da büyük bir yığılma ve uluslar arası enflasyona neden olacağı için, batı para sisteminin ABD dolarına bağlı olmaktan çıkarılmasını ve altının uluslar arası ödeme birimi durumuna getirilmesini savunmuştur.
Fransa’nın son yıllardaki bu çıkışı, ABD için çok önemli bir tehdit oluşturdu. Berlin’den başlayıp Paris’e sıçrayan ve Sorbonne’da doruğuna ulaşan öğrenci eylemleri başladı. Ancak, Fransız Sosyalist Partisi de, Komünist Partisi de bu eylemleri desteklemediler. Gerçi sendikalı on milyon işçi fabrikaları işgal ettiler ama bunun nedenini açıkça söylediler. “Fabrikaları olası saldırılara karşı güvence altına alıyoruz ve aramıza dışardan karışmalar olmasını önlüyoruz” dediler.
Hiç kuşkusuz siyasal kurumlar bu eylemlerin De Gaulle’e, ya da özerk Avrupa düşüncesine karşı oluşturulduğunun bilincindeydi. Ne ki, eylemler tüm kıta ülkelerine sıçradı. Bir dizi önlemler alındı. Üniversitelerde reformlar yapıldı. Yönetimlerinde öğrencilere kesin söz hakkı tanındı. Ama süreç sonunda, ABD sistemiyle pekişen yönetimler iş başına geldi.
Kısacası, Batı’daki öğrenci eylemleri, Fransız politikacı Duclos’un da belirttiği gibi, “Özerk Avrupa tasarısına karşı tümüyle ABD’nin kışkırttığı bir sabotaj eylemi” oldu.
-68 Döneminde SSCB’nin Çekoslovakya işgali yaşandı…
1968 döneminde dünya çapında önem taşıyan Doğu Avrupa ülkesi, Çekoslovakya’dır.
Doğu Avrupa, 68’in simgesi olduğu kadar, bütün dünyada o dönemin belirleyici olaylarından biri de, ünlü “Prag Baharı” ve onun 68 Ağustos’unda kanlı bir şekilde bastırılışıydı. Çekoslovakya’daki olaylar, bütün Doğu Avrupa ülkelerinde sarsıntılar yarattı. Moskova’ya bağlı yönetimleri rahatsız ederken, özgürlük yanlısı muhalefeti yüreklendirdi. Diğer bir deyişle 68’in meşalesini Avrupa’nın doğusuna taşıyanlar, Praglı gençler, aydınlar ve işçilerdi. 5 Ocak’ta parti merkez komitesi Novotny’nin yerine Dubçek’i birinci sekreterliğe getirdi. Böylece “Prag İlkbaharı” dönemi başlamış oldu. . Aleksander Dubçek önderliğinde yeni bir sosyalizm anlayışı Prag’a hakim olacaktı.
Dubçek’in Çekoslovakya Komünist Partisinin liderliğini aldığı gün olan 5 Ocak 1968 tarihinde Çeklerle Slovaklar sevinç çığlıkları atarken aradan 8 ay geçtikten sonra büyük bir sarsıntı ve acı yaşayacaklarını hiç düşünmemişlerdi.
Sovyet egemenliğindeki orta Avrupa ülkelerinden biri olan Çekoslovak’ yada lakabı “donuk surat” olan 1.90 boyundaki Aleksander Dubçek Stalinist rejimleri sarsan Moskova’nın tepkisine sebep olacak bir dizi temel reformlar gerçekleştirecekti.
İlk değişimler medya alanında oldu ilk defa batı dünyasının gazeteleri Prag’a girdi hem sosyalist, hem kapitalist ülkelerin gazeteleri satılmaya başlandı sansür kalkacaktı ulusal basın gelişti Sovyetlerde olmayanlar olacaktı basın rejimi eleştirmeye başladı Sovyetleri eleştiren ideolojik yazılar yayınlanmaya başladı Kremlin deli olacaktı. karanlıkta kalan şeyler aydınlanıyordu sistem sorgulanmaya başlamıştı eski ÇKP lideri aynı zamanda Cumhurbaşkanı olan Novotny ailesinin karıştığı skandallar suistimaller yüzünden Çek basınında şiddetle eleştiriliyor hakkında çok sayıda haber yayınlanıyor gündemden düşmüyordu. Hakkında çıkan haberlere daha fazla dayanamayan Novotny çok fazla geçmeden Dubçekin hiç uğraşmasına gerek kalmadan 22 mart günü Cumhurbaşkanlığından istifa etti.
Yaşananlar sisteme karşı yükselen muhalif sesler ve Novotny ,istifası Moskovayı tedirgin etti
Kremlin Slovak kökenli Dubçeki ÇKP nin başına getirdiğine pişman olacaktı Dubçek 20 yıldır devam eden Stalinist baskıcı rejimini yumuşatmak ve batı ülkelerindeki gibi temel hak ve özgürlükler konusunda biraz adım atmak isteyince Varşova paktı karışacaktı halk değişim istiyordu çok fazla lider özelliği olmasa’ da Dubçek Çek gençliğine uygun bir lider olmuştu otorite yanlısı değildi halkın onda sevdiği en önemli şey herkesi dinlemesiydi. İlk defa bir soğuk komünist lider halkı dinliyordu.. Bu güzel bir şeydi. 46 yaşındaki bu adam diğer komünist liderlere bu yüzden pek benzemiyordu. Stalin’i hiç sevmiyordu. kremline diğerleri gibi sadakatla bağlı değildi. Moskova ile arasını sıcak tutmaya çalışsa’ da, bu yıllardır SSCB nin uydusu olan bir ülkenin yaşadığı trajediydi..
23 Mart günü Doğu Almanya’nın Dresdende yapılan toplantı Dubçek için iyi geçmiyecekti Varşova paktına üye ülkelerin katıldığı toplantıda bütün gözler Çek Lider Dubçekin üzerindeydi Çekoslovakya’da yaşananlar Sovyetleri ve onun uydusu diğer Stalinist rejimleri rahatsız ediyordu. Sözde ekonomi toplantısıydı ama gözler tepkiler Çekoslovakya üzerineydi toplantıya katılan Doğu Alman, Polonya , Bulgaristan ve Sovyet liderler Dubçeki Çekoslovakya’daki anti Stalinist gidişe hakim olmamakla suçladılar Sosyalizmden sapma var diyerek acımasızca eleştirdiler.
Sovyet lider Brejnevi en çok rahatsız eden konu basının kontrol dışına çıkması, Sovyetleri eleştirmesi, batı demokrasilerini savunması idi. en önemli korkusu ise Moskova’nın kontrolünden çıkıp batı dünyasına yakınlaşması Varşova paktında kopmasıydı.
Dubçek’e göre totaliter ve otoriter bir sosyalizm, sosyalizm sayılamazdı. Moskova’nın ortaya koymuş olduğu polit-bürocu, baskıcı, despot anlayışın sosyalizmin ruhuna aykırı olduğunu iddia eden Dubçek; daha fazla “demokrasi” ve daha fazla “özgürlük” diyordu.
“Güler yüzlü bir sosyalizm” oluşturmak isteyen ülke yöneticileri daha önce saptanan bir eylem planını uygulamaya koydular. Sansür kaldırıldı, ekonomik ve sosyal reformlar tartışmaya açıldı, kimi ülkelerle ekonomik görüşmelere başlatıldı. Bu radikal dönüşüm Çekoslovakya’nın bağlı olduğu kampın lideri SSCB’nin hoşuna gitmedi.
Artık geri dönülemezdi Çekoslavakya daha fazla yalıtılmışlık içinde yaşayamazdı. Prag birden pek çok ülkede izlenilen hakkında konuşulan, hatta televizyondan seyredilen bir yer olmuştu ve Çeklerle Slovakların 1968 başında yaptıkları, bütün komünist dünyayı sarsarak Batının dört bir yanındaki gençlerin ilgisini çekti. Daha önce dünyanın geri kalanını hiç görmemiş olan, sapasağlam ve masmavi Teksas kotu giymiş, sakallı bir Praglı öğrenci, birden kendisini özgürlükçü dünya gençlik hareketinin parçası gibi görmeye başlıyordu.
İşte böyle Stalinizim karşı bir ortamda 4 Temmuz 19968 günü Sovyet lideri Brejnev, sosyalizm kardeş bir ülkede tehlikeye düşerse kendilerinin askeri bakımdan müdahale etmeye hakları olduğunu açıkladı. Çekoslovakya fazla popüler olmuştu. Sovyetler Çekoslovakya’da başlayan yeni sosyalizm hareketinin kontrolündeki diğer Doğu Bloğu ülkelerine sıçrayabileceği endişesiyle 20–21 Ağustos 1968 gecesi Çekoslovakya’yı bir kaç saat içerisinde bütün kentleriyle işgal etti. Yöneticiler tutuklanarak SSCB’ye götürüldü. Özgürlük ve demokrasi mücadelesi Sovyet tanklarının paletleri altında ezilmişti.
Sovyetler’in 20 Ağustos 1968’de Çekoslovakya’yı işgali, Sovyetler Birliği’nin sonunun başlangıcı oldu. Bu son nihayet yirmi yıl sonra geldiği zaman Batı, şoka uğradı. Çoktan unutmuşlardı. Ama işgal sırasında Amerika’daki Time dergisi bile sonun geldiğini görüyordu. Bu iki süper devletten biri olan kızıl imparator Rusya’nın sonuydu. Moskova’nın hışmına uğrayan Dubcek bir yıl sonra görevden alındı ve 1970’te komünist partiden ihraç edildi. Onun reformları ve “güler yüzlü sosyalizm” çizgisi tarihin sayfalarında kayboldu…
Yine burada Polonya’daki Moskova karşıtı hareketler’ den de bahsetmek lazım Polonya’ dada Stalinist rejime karşı muhalif hareketler vardı. 1967 yılında çeşitli üniversitelerde rejime karşı özgürlük ve reform talebinde bulunan çeşitli eylemler oldu
Dubçekin Çekoslovakyada başlattığı hareketler yanı başındaki Polonyayıda etkiledi Çeklerden etkilenen Polonyadaki Muhalifler Polonya Dubçekini bekliyor diyerek rejime karşı seslerini çıkarmaya başladılar
24 Martta başta Varşova olmak üzere çeşitli üniversitelerde başlayan oturma eylemleri tüm ülkeyi sardı gençler ellerinde “Polonya Dubçekini bekliyor” pankartların taşıyordu. gençler batıdaki gençlik hareketlerinden etkilenerek özgürlük talebinde bulunuyordu Doğu Avrupa’daki eylemler Stalinizme ve Moskova’ya başkaldırının adresiydi. Rejim muhaliflerini eylemlerine kilisede destek veriyordu. Polonya Komünist Partisi gidişattan rahatsızdı eylemler Moskova’yıda endişelendirdi. Brejnev Polonya Hükümetine olaylara müdahale edin diyordu. Gençlerin eylemleri hükümet tarafından zorla bastırılıyordu. Sovyet komünist partisinin yayın organı Pravda ve Hükümetin yayın organı Izvestia komünizm karşıtı ve özellikle Sovyet karşıyı hareketlerden söz ediyordu ilk defa uzun uzun muhalif gruplardan bahsediliyordu. Polonya’daki rejim karşıtı eylemler 68 Yılında hız kazansa’ da daha sonra baskılar nedeniyle durdu. Rejim karşıtı Eylemler 1980 yılından sonra büyüyecek tüm dünya’ yıda etkileyecekti. zaten aradan 9 yıl geçtikten sonra sosyalist rejimler çökecek SSCB ve Varşova paktı tarihe karışaçaktı
-Türk Solu 1968 yılındaki Çekoslovakya işgalini nasıl karşıladı, tepkileri ne oldu?
Dubçek’in düşürülmesi ve Sovyetler’in Çekoslovakya’ya müdahalesi dünya solunda olduğu gibi Türkiye solunda da tartışmalara ve görüş ayrılıklarına sebep olacaktı. İki görüş ortaya çıktı, Moskova’yı destekleyenler ve ona karşı çıkanlar. TİP lideri Mehmet Ali Aybar 21 Ağustos ve 23 Ağustos günü Sovyet işgalini iki ayrı basın bülteniyle kınamıştı.
Basın açıklamasında SSCB’ye ideolojik eleştirilerde bulunurken “bütün bloklara hayır” diyordu.
Aybar’a göre; “Sosyalizm için mücadelede hürriyete kavuşulacağı için yapılır. Hürriyeti çıkarırsanız sosyalizm teorisi iskambil kağıdından yapılmış şatolar gibi çöküverir.”
Çekoslovakya olayları üzerine Aybar’ın “hürriyetçi sosyalizm”, “güzel yüzlü sosyalizm” temasını ön plana çıkaran konuşmaları ve parti adına açıklamaları parti içindeki Ortodoks – Stalinci kişilerin hoşuna gitmeyecekti.
Aybar SSCB’ye olan eleştirilerini GYK toplantısında da sürdürmüştü. Aybar’a göre, “TİP’in kendi iktidarında kuracağı sosyalist düzen, Rus Bolşevizmine benzemeyecekti.” Aybar’a göre, Rusya’daki katı totaliter rejim Marksizm’in özüne aykırıydı.
-Aybar, Dubçek’ten; Aren, Boran, Mihri Belli Sovyet İşgalinden Yanaydı..
Evet dediğiniz gibi TİP lideri Aybar’ın GYK toplantısında Sovyet işgaline sert eleştirileri Sadun Aren ve Behice Boran’la birlikte bazı milletvekillerinin ve GYK üyelerinin tepkisine neden olacaktı. Aybar’a tepki gösteren TİP yöneticilerinden Behice Boran, önce SSCB’yi eleştiren kişiydi daha sonra bu görüşlerinden dönerek tam bir Sovyet taraftarı olacaktı.
Behice Boran, Sadun Aren ile birlikte Aybar’a karşı bir saldırı kampanyası başlattı. Mihri Belli’nin liderlik ettiği MDD’ciler de Çekoslovakya’ya yapılan Sovyet işgalini destekleyerek Dubçek’in liderliğindeki “güler yüzlü sosyalizm”i ve “özgürlük hareketini” “karşı–devrimci” ve “revizyonist” olarak değerlendirmiş, Sovyet müdahalesinin yanında yer alarak Brejnev’i desteklemişlerdi. Onlara göre “Sovyetlerin müdahalesi kapitalizme yönelik bir savunma önlemiydi.”
MDD’cilerin lideri Belli, Türk Solu dergisinde yazdığı yazılarda, Sovyet işgalini haklı bulurken, özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren Dubçek ve arkadaşlarını “karşı devrimci” ve “revizyonist” ilan etti. Türk solu Aybar ve birkaç namuslu sosyalist aydının dışında genelde Sovyet emperyal siyasetini açıkça desteklediler ve Sovyet tanklarını alkışladılar.
“Resmi” sosyalizm ise 1968 Çekoslovakya işgali ile birlikte 1960’ların radikal hareketi karşısındaki bütün itibarını yitirdi. 1968 Chicago olayları sırasında “yippie”ler, Çekoslovakya halkıyla olan dayanışmalarını dile getirmek için Chicago’ya “Çekago” adını vermişlerdi.
-68 Olaylarının Türkiye’ye etkisi nasıldı?
68 tek boyutlu değil çok yönlü gelişmelere kaynaklık eden, birçok başlangıcı harekete geçiren çok renkli bir zaman dilimiydi. Kendiliğindenlik özelliği ve çok farklı siyasal kültürleri ve kitleselliği ile göze çarpıyordu.
Batıda 68 gençliğin geleneksel sol ile(bürokratik sosyalizm) kopuşu anlamına geliyordu. Türkiye’de ise 68 gençliğin bir moda halinde sosyalizme yöneldiği, onu benimsediği bir yıl olmuş, Batıdan esen rüzgarlar da ayrı bir dalga getirmişti. Fakat Türkiye’deki 68, Stalinist Ortodoks yapıların ortaya çıkmasını sağlarken Batıda ise tam tersi şekilde Stalinizmle hesaplaşma vardı.
Avrupa’daki öğrenci hareketleri Türkiye’yi de etkiledi. Fransa’da patlak veren ve tüm Avrupa’yı dolaşmaya başlayan öğrenci eylemleri Türkiye’de de başlayacaktı.
Amerika’daki ve Avrupa’daki öğrenci hareketleri ile Türkiye’deki öğrenci hareketleri birbirinden felsefe olarak çok farklıdır. ABD’de ve Avrupa’da 68 hareketi kurulu düzene bir tepki olarak daha özgürlükçü ve anti otoriter bir felsefeye sahipti. Bu hareketlerin içinde yer alanlar daha sonra yeşilci çevreci ve sivil toplumun çekirdeğini oluşturdu.
Genel olarak 68 statükoya başkaldırıdır. Amerika’daki 68’liler müzik ve uyuşturucuya takılıp “yuppie” oldu. Batı Avrupa’dakiler yeşil harekete dönüştü. Türkiye’deki 68’liler hala ordu ile ittifakı, zinde güçlerle darbeyi savunuyor; Baas tipi bir rejim kurmayı düşlemeye devam ediyor...
Türkiye’deki 68 hareketleri darbeci, cuntacı, Baasçı, militarist, Stalinist yapıların çıkmasına zemin hazırlamıştır. Avrupa’daki 68 özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi bile yeterli bulmazken; bizdeki 68 demokrasiyle “cici demokrasi”, “Filipinler demokrasisi” diye alay etmiş, demokrasiyi reddeden totaliter zihniyete sahip Ortodoks Marksist- Leninist örgütlerin çıkmasına, lümpen ve goşist eylemleri yapmalarına neden olmuştur.
-Hatırla Sevgili dizisinde Deniz Gezmiş bir “efsane” gibi gösteriliyor…
Deniz Gezmiş ve diğer devrimci gençlik liderleri adeta bir kahraman gibi sunuluyor. Deniz Gezmiş o süreçte aktifliği ile ön plana çıkmış… 1968’de üniversite işgallerinde başrolü oynuyor… İşgaller, boykotlar ve forumlarda başı çekiyordu. Zamanla sol gençlik hareketi içinde sivrildi. Gösteri ve mitinglerde başı çekiyordu. Sol gençlik gruplarına istediği eylemi yaptırtıyordu. Bu süreçte ülkücü gençlerin okullarda faaliyet göstermesini engellemeye çalışıyordu.
O dönemde TİP çizgisindeki FKF’de yer aldı. Zamanla FKF yönetimindeki TİP’li sosyalist gençlerle ters düştü. Onlar Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının eylem çizgisini doğru bulmuyorlardı. Harun Karadeniz adlı solcu gençlik lideri, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının üniversite işgallerinde güvenlik güçleriyle çatışmaya girmek isteyen tavırlarına karşı çıkmış, onları “maceraperest”, “lümpen”, “başı bozuk gençlik grupları” olarak nitelendirmişti. FKF’li gençler ile Mihri Belli’den etkilenen ve MDD tezlerini savunan Deniz Gezmiş grubu arasında İstanbul’da bir sürü kavgalar yaşandı.
Marksizm ile Kemalizm arasında gidip gelen Genç devrimci Deniz Gezmiş Üniversite önünde Atatürk heykeline önce patlayıcı koyup ardından çıkan kargaşa üzerine bir astsubayı omzuna alıp kitleleri provoke etmeye çalışıyordu o süreçte. Devrimci gençlik eylemleri ordu içinde genç subaylar etkili oluyordu Deniz Gezmiş ve onu yönlendiren güçler “Ordu Gençlik ele ele Devrim cephesine” diyerek askerleri tahrik ediyor onları kışladan çıkartmaya çalışıyordu.. Sosyalist Devrimi inşa işine askerlerle birlikte ihtilali yapıp iktidarı zorla ele geçirdikten sonra bakılabileceğini düşünen devrimci cuntalar cici demokrasi sandık demokrasisi sona erecek devrim günleri yakındır diyerek kaosu yükseltecek provokasyonlar peşindeydiler. Bunda en önemli gücün solcu gençler olduğunu düşünerek özellikle Deniz Gezmiş gibi hareketli macerapereset gençlik liderlerinin peşine düştüler onları kullanmaya çalıştılar bunda’ da başarılı oldular.
-O Süreçte Deniz Gezmiş FKF’ ye karşı DÖB adlı bir dernek kurdu. Bu dernek zamanla orduyu göreve çağıran, askeri darbe peşinde koşan cuntacı örgütlerle işbirliği yaptı, mitingler düzenledi…
Süreci doğru özetlediniz. Evet Ankara’da 30 Mart 1968 günü 20 kadar solcu kuruluş bir araya gelerek kısa adı Dev- Güç olan “Devrimciler Güç Birliği” adıyla bir dernek kurdular. Bu derneğin başına 27 Mayısçı solcu senatör Kadri Kaplan getirildi. Dernek Kemalist ve sosyalist grupların koalisyonundan oluşuyordu. Bu derneğin amacı tek partili bir otoriter sisteme dönmekti. Dernek demokrasiye karşıydı. Amaçları orduyu kışkırtarak askeri bir rejimin kurulmasıydı.
28 Nisan Günü Ankara’da miting düzenlediler. Düzenlenen mitinge FKF de katılmıştı. Bu miting ile ilgili haberlerin basında çıkması üzerine TİP kendisine bağlı olan FKF yönetimini düşürmüş, yönetimi de kendi isimlerinden oluşturmuştu. TİP yönetiminin bu tavrı almasındaki sebep sosyalist gençlerin cuntaların peşine takılmasını önlemekti. TİP yönetimi devrimci gençliği etkileyen, onları kaos ortamına sürüklemeye çalışan, yönlendiren Mihri Belli’den rahatsızdı.
Mihri Belli ve Türk soluyla direk ilişkide bulunan Deniz Gezmiş’in liderliğini yaptığı, aralarında eski FKF üyelerinin de bulunduğu bir grup genç 5 Ekim 1968’de kısa adı “DÖB” olan “Devrimci Öğrenciler Birliği”ni İstanbul’da kurdu. DÖB 30 Ocak 1968’de Deniz Gezmiş, Lütfü Kıyıcı gibi öğrenciler tarafından kurulan “Devrimci Hukukçular Örgütü”nün devamıdır. DÖB, kuruluşuyla birlikte militarist ve darbeci bir gençlik hareketinin önderliğine soyunacaktı.
DÖB’lülerin yapmış oldukları eylemler, özellikle sol – Kemalist çevrelerde büyük sempati ile karşılanıyordu. Bazı MBK üyeleri, Kemalist aydınlar ve özellikle Mihri Belli ve Doğan Avcıoğlu çevresi Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının eylemlerini “Kemalist askeri darbeye giden yolda devrimin önünü açıyorlar” diyerek sevinçle karşılıyorlardı. Marksist devrim için “ordu ile ittifakı” savunan, Kemalist gruplarla sürekli işbirliği yapan Deniz Gezmiş özellikle 27 Mayıs’ı savunan bazı MBK üyeleri ve CHP’li milletvekilleri tarafından birçok zaman korunmuş ve destek görmüştür.
Kemalist örgütler aracılığıyla ortalıkta kol gezen 27 Mayıs ruhu Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını da etkileyerek, onları “zinde güçlerle” işbirliğine sürüklemişti.
DEV-Güç adlı cuntacı oluşum “İkinci Milli Kurtuluş Savaşı” adını verdiği faaliyetlerine 30 Ekim 1968’de düzenlediği bir yürüyüşle devam edecekti. DEV-GÜÇ’ün önerisiyle TMGD, DÖB, AÜTB, ODTÜÖB, TÖDMF, 27 Mayıs Devrim Derneği, HÜOB, Ankara Yüksel Okullar Talebe Birliği ve Aşıklar Derneği bir araya geldi ve eylem kararı aldı. 30 Ekim 1968’de yürüyüş Samsun Atatürk Anıtı önünde başladı. Yürüyüşçüler Ankara yönünde yola çıktı. 10 Kasım’da Anıtkabir’de Demirel hükümetine karşı eyleme dönüşecek bir gösteriyle sona ermesi planlanan bu yürüyüşle, “Ata” dinamik bir biçimde anılacaktı; siyasal iktidar “Ata” ya ve halka şikâyet edilecekti.
Yürüyüşe katılanlar yayınladıkları bir bildiride “Biz Mustafa Kemal gençliği olarak saptırılan devrimi rayına oturtmaya azimliyiz, kararlıyız.” Diyorlardı.
Ordu içindeki darbeci çevrelerle dirsek temasını sürdüren MDD’ci akımın lideri Mihri Belli Dev–Güç’ün en büyük hamisiydi. Solcu gençleri silahlı mücadeleye özendiren, onları ülkeyi iç savaşa götürecek maceracı ve provakatif eylemlere teşvik eden Mihri Belli, MDD görüşlerini dile getirdiği yayın organı Türk Solu Dergisinde “Dev–Güç’te birleşelim” çağrısında bulunuyordu. Mihri Belli’nin çağrısına yine aynı dergide MBK üyesi emekli asker ve İcra Komitesi Başkanı Kadri Kaplan da yapmış olduğu “savaş çağrısı”yla destek veriyordu. Mihri Belli “sosyalizm” adına, Kadri Kaplan ise “Atatürkçülük” adına devrimci gençleri sokağa çıkmaya çağırıyordu.
Samsun–Ankara yürüyüşü de Dev–Güç tarafından bir cunta çağrısı olarak planlanmıştı. Fakat tutmadı, dağıldı. Bu tarihten sonra ise artık Dev–Güç yerini ordu içinde ve dışındaki sol örgütlenmelere ve cuntalara bırakacaktı.
Devrimci sol cuntalar ve onlarla işbirliği yapan FKF gibi devrimci gençlik örgütleri 28–29 Nisan 1969’da Ankara’da bir dizi eylem yaptılar. Zafer Meydanı’nda düzenlenen 29 Nisan mitingine eski 27 Mayısçılar, Kemalist çevreler ve sol örgütler katıldı. 27 Mayıs öncesi düzenlenen öğrenci gösterilerinin 9. yıl dönümü dolayısıyla yapılan mitingde yine orduya kışlasından çıkması için çağrılar yapılıyor. “Ordu gençlik el ele milli cephede” sloganlarıyla gençlik kışkırtılıyor, anti-demokratik illegal zeminlere çekilmek isteniyordu.
“Öncü hareketi”yle “devrim yapmaya” hazırlanan sosyalist gençlik, “ilerici cuntaya gönül bağlamış” geleneksel aydınların ve bu cuntayı gerçekleştirecek olan “zinde güçler”in siyasal iktidara yönelik sert ve hırçın muhalefetiyle bütünleşince hedef perspektifini yitirdi.
Sosyalizm şarkısını söyleyen devrimci gençler Kemalist cuntaların peşine düşerek zinde güçlere selam gönderen eylemler yapacaklardı. Bir taraftan “Ho Şi Minh” diyecekler Lenin’i Mao’yu dillerinden düşürmeyecekler; öte taraftan “ordu göreve”, “asker Kemalist devrime”, “ordu gençlik elele” sloganlarını atacaklardı. Ordunun hükümete yönelik baskısına ve tehditlerine Kemalist ve sosyalist dernek ve örgütler tam destek vereceklerdi. 16 Mayıs 1969 günü İstanbul’daki devrimci öğrencilerin liderlerinde biri olan Deniz Gezmiş ve arkadaşları Ankara’ya geldiler. Onları bazı Kemalist derneklerin ve solcu örgütlerin mensupları karşılıyordu.
17 Mayıs’ta FKF, TMGT, 27 Mayıs Devrim Derneği ve 30’u aşkın öğrenci derneği adına bir grup öğrenci Genelkurmay Başkanlığı’nı ziyaret ederek, üzerinde “anayasamızın inançlı bekçileriyle beraberiz” sözleri yazılı bir çelengi bıraktılar.
19 Mayıs günü FKF, TMGT ve AÜTB Ankara Tandoğan Meydanı’nda “Anayasaya sen de sahip çık” mitingi düzenledi. 500 kişilik bir grup gençle, 27 Mayısçı bazı MBK üyeleri, bazı CHP milletvekilleri ile 27 Mayıs devrimini savunan Kemalist-sol örgütlerin mensupları katıldı. Ordu alışkanlık olduğu üzerine mitinge katılan gruplar tarafından bir kez daha “kışlasından çıkmaya”, “Kemalist devrime” çağrılıyordu.
YARIN :
-Deniz Gezmiş’e devrimci gençlere banka soyduranlar eylem yaptıranlar ve onları saklayanlar koruyanlar
-ODTÜ olayları ve iç yüzü
-Ordu içinde sol cunta çalışmaları ve provokatif bildiriler.
-Devrimci gençleri kimler provoke etti. Hangi provokatif eylemler yaptırıldı.
-Deniz Gezmiş masalı ve 68 gerçeği
Sinan DEMİR / 2023haber.com
Bu yazı toplam 796 defa okundu.