ÇOK OKUNANLAR
HAFTALIK
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hakkı Öznur ile Tarihi Sohbet - 13 haberi
Hakkı Öznur ile Tarihi Sohbet - 13
29 Haziran 2009 Pazartesi Saat 12:58
Hakkı Öznur ile gerçekleştirilen röportajımızın son bölümünü bugün yayınlıyoruz..

-Son günlerde yine eski Genelkurmay Başkanı Karadayı’nın ülke gündeminden düşmeyen ses kayıtları peş peşe yayınlandı. Ses kasetinde zehir zemberek sözler, itiraflar var… Konuşmasında 27 Mayıs darbesinden, 28 Şubat sürecinden bahsediyor, Mesut Yılmaz’a nasıl iktidarı altın tepsi içinde sunduklarını anlatıyor…

Evet, aynen dediğiniz gibi… Devlet içerisindeki odakların iktidar savaşı devam ediyor… Dün kendilerine muhalif olanlarla ilgili aleyhte yayınlar yapanlar bu gün kendileri aynı durumlarla karşı karşıyalar… Servisler savaşı devam ediyor… Bakalım kamuoyu olarak Millet olarak daha neler öğreneğiz, hangi karanlıklar ortaya çıkacak...

Şimdi şu durum net… 28 Şubat döneminde Genelkurmay Başkanı olan İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir ve bazı komutanların Refah-Yol hükümetini yıkmak için hukuk dışı işler yaptıkları, psikolojik hareket düzenledikleri ortaya çıktı. Milli iradeyi tanımadıkları, TBMM’yi takmadıkları Karadayı’nın basında yer alan sözlerinde açıkça görülmüştür. 

Karadayı’nın anlattıklarını zaten herkes biliyordu ama asıl ilginç tarafı işbirlikçilerine olan bakışlarıydı… Bir önce yayınlanan kasette ANAP Lideri Erkan Mumcu’yu Meclise girmemesi için tehdit eden, ona baskı yapan Karadayı, 28 Şubat süreciyle ilgili yayınlanan kasette ise 12 yıl önce Mesut Yılmaz’ı nasıl başbakan yaptıklarını anlatırken “ona altın tepsi içinde iktidar sunduk” diyor…

-Ama o kasette ardından Mesut Yılmaz için “Kaypak” diyor…

Şunun için diyor, Mesut Yılmaz onların her dediğini yapmak istemiyor… O günlerde askerin her dediğini yaptığı için adı “Onbaşı Mesut”a çıkan Yılmaz, Başbakan olduktan sonra ise yine askerlerin birçok dediklerini yapmasına rağmen bazı isteklerini yerine getirmekte zorlanmıştı. Karadayı, Bodrum görüşmesinde Mesut Yılmaz’dan bazı isteklerde bulunuyor, talimat veriyor ama zamanla bunların birçoğu yapılamıyor. Yılmaz’ın da gücü yetmiyor. İşte bunun üzerine “7–8 talebimi Yılmaz yerine getirmedi” diyen Karadayı onun arkasından herkesin artık bildiği “kaypak” sözlerini sarf etmiş…

Karadayı’yı şok eden bir tavır da Mesut Yılmaz’ın sırıtarak kendisini dinlemesiymiş. Yasa gereği Başbakana bağlı olan Genelkurmay Başkanı Başbakana talimat vermeye kalkıyor... Demokratik rejimlerde böyle bir şey asla mümkün değildir, bu ancak bizim gibi hala askeri vesayet altındaki ülkelerde olur...

Karadayı gibi paşalar Mesut Yılmaz’dan bile memnun kalmadılarsa demokrasi adına korkmak lazım, bir daha Yılmaz gibilerini bulma şansları yok çünkü…28 Şubatçılara sırtını yaslayarak iktidara gelen Mesut Yılmaz’ın bu gün düştüğü durum ibretlik bir durumdur. Askere sırtını dayayanların sonu siyasi intihardır. Siyasetçiler orduyu siyasete çekme işinden vazgeçip sırtını milli iradeye dayamalı ve millete yaslamalıdır.

Her siyasetçinin Karadayı’nın konuşmalarından ders çıkarması lazımdır. Postal yalayıcılarının düştüğü durum bu... Bundan sonraki darbe ya da yarı darbe teşebbüslerinde generallerin önünde sıraya girip hizmet sunmaya, onlara yalakalık yapmaya çalışanlar arkalarından nasıl konuşacaklarını da görürlerse ileride çoluk çocuklarına rezil olmamak için ayaklarını denk alırlar…

Bu Türk demokrasisi için utanç verici bir durum… Bir Genelkurmay başkanın ağzından çıkan ve demokrasi düşmanlığı yapan sözlere bakın… Eğer bu ülkede gerçek bir demokrasi olsaydı Karadayı ve diğer generaller anında emekli edilir ve yargı önüne çıkartılır, hesap sorulurdu.

Karadayı’nın konuşmalarında keyfilik, zorbalık, güç gösterisi var… Bunların yaptıkları tam bir demokrasi düşmanlığıdır. Eskilerin tabiriyle Karadayı’nın konuşmasına tam bir “malayanilik” hâkim… 28 Şubat’ın zorbaları artık tarihe karışıyor, kimse isimlerini bile hatırlamıyor. Gündeme gelenler ise kepazelikleri ve rezaletleriyle geliyor…

-Karadayı “nizamiyenin kapısından döndük” diyor
   
Şu işe bakın arkadaş... Kime diyor Karadayı Paşa bu lafı, Demirel’e… Hükümet düştükten sonra hükümet kurma görevini Mesut Yılmaz’a veren Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e Çankaya Köşkünde Karadayı “nizamiye kapısından döndük” diyor.
Başta Karadayı olmak üzere 28 Şubat’ın önde gelen askeri kadroları yargı önüne çıkarılmalıdır. Karadayı işlemiş oldukları suçları övüne övüne anlatıyor. 27 Mayısı, 12 Eylül darbesini, 28 Şubat sürecini savunuyor. Bütün bunları anlatan Karadayı için yargı halen bekliyor… Bundan daha büyük anayasa suçu olabilir mi? “Nizamiye kapısından döndük” diyor, “Mesut Yılmaz’ı biz hükümet yaptık” diyor… Eğer demokratik bir hukuk devleti olmak istiyorsak Karadayı’nın tekmili birden darbe itiraflarını yargı önüne çıkarmaktan daha elverişli bir ortam olamaz…

Evet, Demirel dönemin Cumhurbaşkanı olarak askerlerle birlikte başroldeydi. Darbecilerin taşeronuydu. Refah-Yol’un düşürülmesine zemin hazırladı, oynanan bütün dalavereleri biliyordu. Askerlerin başat rolüne en büyük desteği verdi.

Demirel 28 Şubatın 12 yılında 28 Şubat için “bunun neresi darbe” diyor.  Karadayı ’nın “Demirel ne dersem yapardı” sözüne “varsayalım ki doğru ne olmuş” diye pişkin pişkin cevap vermesi tamda bir genişlik örneği. Demirel ve birkaç eski emekli generalin dışında 28 Şubatı savunan kalmadı. Askerler bile o süreci artık açıkça savunamazken Demirel’in savunmaya geçmesi onun nasıl bir kişi olduğunu gözler önüne sermiştir.  Yıllarca Demirel’e oy veren Cemaatler ve Muhafazakâr çevreler “Demirel olayından”  artık bir ders çıkartmalıdır.   
Karadayı’nın, Çevik Bir’in, Erol Özkasnak’ın, Güven Erkaya ve Aytaç Yalman’ın işlemiş oldukları demokrasi karşıtı suçlar ortadadır. 

Bunların yapmadıkları iş, çevirmedikleri dolap kalmamış ama bütün bunlara rağmen bunlar dışarıda bu kişilerden emir alan Veli Küçük ise içerde…  Veli Küçük yargılanıyorsa onların hayda hayda yargılanması lazım. birileri kayrılmamalı korunmamalıdır kim suç işlemişse adalete hesap vermelidir.

Veli Küçük, “ben 13 aydır paşa paşa yatıyorum beni rahat bırakın” diyor… Sesini çıkartmıyor,  bunlarla ilgili bildiklerini anlatmıyor ama Veli Küçük’ ün komutanları olan, ona emir ve talimat veren generallerin yemedikleri halt kalmamış bir de bütün bunları açıkça itiraf  edip  anlatıyorlar…  Veli Küçük gibi devlette görev yapmış bazı memurlar “biz devlet tarafından verilen görevi yerine getirdik” diyerek kendilerini savunuyorlar o dönem cereyan eden işler,  Veli Küçük’ün üzerine yıkılıyor her suç onun üzerine atılıyor.  O dönem görev yapan askeri ve sivil üst düzey yetkililer de Veli Küçük gibi yargı önüne çıkarılmalı, sorgulanmalıdır.

Veli Küçük gibilerin amirleri olan Karadayı, Çevik Bir  ve diğer üst rütbeli komutanlara kimse neden sesini çıkarmıyor? Tekelci medya niye bunları koruyor? İşte bunların sorgulanması lazım… Karadayı, Çevik Bir ve diğer suç ortakları da yargılanmalı ve milli iradeye hesap vermelidir. Karanlık bir dönemin aydınlanması, bir daha önüne gelenin tankları yürütmemesi, cuntalar oluşturmaması, “nizamiye kapısından döndük” dememesi, ayaklarını denk almaları için hukuk mutlaka işletilmeli, korkusuzca darbecilerin üzerine gidilmelidir.    

Bir Genelkurmay başkanı açıkça darbeye teşebbüs eden organize işlerin içinde yer alıyor, yargı ise dokunamıyor… Peki, böyle bir ülkede hukuk devletinden bahsedebilir misiniz?  Paşalarda suç işlemişse onlarda hesap vermelidir…28 Şubatçıların başta Karadayı olmak üzere Albay Talat Aydemir ve Doğan Avcıoğlu’ndan etkilendikleri belli, ama belli olan bir şey daha var, Aydemir’in hazin sonunu ve Avcıoğlu’nun hayal kırıklıklarını anlamamış, kavramamış ve ders çıkartmamış olmalarıdır.
    
-Ergenekon davasında yargılananlar arasında üst düzey komutanlar olması nedeniyle kamuoyunda askeri  yargı- Sivil Yargı tartışmaları gündeme geldi  siz  ne düşünüyorsunuz bu konuda. 

Devam eden soruşturmalarda temel bir sorunla da karşı karşıyayız Bizim ülkemizde yargı da tartışmalı. Çift yargılı bir sistem var. İki başlı yargı sistemi hukukun üstünlüğüyle bağdaşmıyor. askeri yargıya kimse karışamıyor. Yargının  çift başlı olmasından kurtarılması lazım.  Çift başlı yargı temel bir hukuk sorunudur. Hukukçulara göre de ikili yapı yargı birliğini bozuyor. Suç işleyen herkes sivil yargıda yargılanmalı, yargı sivilleşmeli. darbeciler cuntacılar sivil mahkemelerde yargılanmalı..Suç işleyen askerleri yargılamak için genelkurmaydan izin almak ve  askeri yargının karışması beklenmemelidir.

Askeri yargının da sivil yargı gibi aksayan birçok yönleri var. Askeri mahkemelerde adalet dağıtmakla görevli askeri, hâkim ve savcılar komutanların etkisinde kalmadan tarafsız ve bağımsız kararlar verebiliyorlar mı? Veremiyor.  Emir komuta altında adalet dağıtılamaz. Askeri yargının sicili pek parlak değil. 28 Şubat sürecinde (1997) köstebek davasında askeri mahkeme darbe teşebbüsünü darbe peşinde koşanları değil darbeyi deşifre edenleri yargıladı.

Bugün de darbe girişimleri var darbe günlükleri yayınlanıyor. Örneğin Emekli Oramiral Özden Örnek’in günlükleri gibi. Peki askeri yargı Özden Örnek’e ait darbe günlüklerini soruşturdu mu? Hayır. Hukuk dışı yapılanmalar olan toplumu fişleyen ayırımcılık yapan deniz kuvvetleri bünyesinde kurulan BÇG’lerle ilgili askeri yargı soruşturma açtı mı? Açmadı. Bu yüzden askeri yargı tam anlamıyla bağımsız değildir. Daha da önemlisi bizdeki gibi askeri yüksek idare mahkemesi, askeri Yargıtay gibi mahkemelere demokratik hukuk devletlerinde rastlayamazsınız.

Türkiye’ de yargının tam anlamıyla işlevini kazanması ve yürümesi için 82 anayasasının değiştirilmesi lazım. Ne için? Şundan: Askeri yargı o kadar güçlü ki anayasa mahkemesine seçilen üyelerden ikisi bu kurumlardan geliyor. Biri askeri Yargıtay diğeri askeri yüksek mahkemesi.  Anayasa mahkemesinin aldığı kararlarda dolayısıyla askerlerin etkisi büyük oluyor. Emir komuta zinciri içerisinde etkilenmeler de oluyor. Sivillerle ilgili alınan kararlarda alınan oylar önemli. Çok ilginçtir ancak bizim gibi ülkelerde olur. Askeri mahkemeler sivillerle ilgili soruşturma açabilme ve hatta onları yargılama hakkına sahip. Orduyu, Genelkurmayı eleştiren birçok gazeteci, yazar, siyasetçi bu yüzden yargılandı. Düşüncelerinden dolayı insanların askeri yargıda yargılanması militarist rejimlerde olur. Bu yüzden bu tür şeylere düşünce suçuyla ilgili mahkemelere ancak sivil mahkemeler bakmalıdır.

Bu arada konu açılmışken HSYK de değinmeliyim. HSYK dokunulmayan imtiyazlı yargıçlar sınıfı. Öncelikle 82 anayasasının ürünü olan HSYK yeniden düzenlenmeli  siyasallaştırılmamalı. HSYK üyeleri anayasayı ihlal etmemeli. HSYK İdeolojik taassup taşıyanların alınan kararlara ideolojilerini yansıtmadığı bir yer olmalı.  Siyasiler veya bürokratik oligarşi yargıdan elini çekmelidir. Yargı yargıya bırakılmalıdır.

Askeri demokrasiden, darbeci hukuktan, komuta gölgesindeki yargıdan artık kurtulmalıyız. Toplum yukardan aşağı belirlenmeyi toplum çıkarlarının askerce bakışlarla tayin edilmesini artık kabul etmiyor. 

Komuta gölgesinde adil yargılama olmaz askeri yargının yetki alanı kısıtlanmalıdır. Askeri yargıda sadece disiplin mahkemeleri olmalı bu mahkemelerde asker kişilerin kendi hiyeraşik yapılanmaları içinde askerlerin sorunlarını inceleyen bir mahkeme olmalı. Yargıda çift başlığa son vermek için askeri mahkemelerin kararları sivil Yargıtay da incelenmeli.
Bu gün yargı kurumları ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Hukukçular ikiye ayrılmış durumda. YARSAV Adlı hukukiliği tartışmalı kurum yargı  üyelerine etki etmeye çalışıyor. devam eden Ergenekon davasının seyrini değiştirmeye çalışıyor.

YARSAV başkanının taraf olması, davadan yargılananları açıkça savunması, Sanıklarına özgürlük istemesi, onlarla aynı zihniyeti paylaşması bir siyasetçi gibi ikide bir basın toplantıları düzenlemesi yargıya zarar vermektedir kutsal bir meslek olan yargı tartışılan bir meslek ve kurum haline gelmektedir.

Ülkemizde sivil yargıda sivil değil. Yıllardır bu ülkede cuntacılara darbeciler ne demişse o olmuştur. onların “tutuklansın” dediği tutuklanmış “bırakılsın” dediği bırakılmıştır.. 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat ve bu günkü süreçler bu konuyla ilgili yüzlerce örnekle doludur. Genelkurmay hala Türkiye’de  büyük bir siyasi oyuncu çoğu zaman belirleyici.

TSK  Hala Devlet içerisinde kendini her açıdan denetlenmeyen tek yapı. Milli Savunma bakanlığının bile üstünde.   Demokratik rejimlerde Genel Kurmay Milli Savunma bakanlığına bağlıdır. Türkiye’de  temel mesele. Askerin  siyasete müdahalesidir  Asker bir taraftan siyasete müdahale ederken öte taraftan  bir çok yerde Jandarma vasıtasıyla sivil hayata müdahale ediyor. 28 Şubat sürecinden günümüze kadar Jandarmanın bir çok yerde toplumun çeşitli kesimlerini fişlediğini biliyoruz demokratik hukuk devletinde böyle bir şey olmaz ama bizim ülkemizde maalesef oluyor.

Türkiye’de bağımsız yargı sorunu var. Demokratik kişi hak ve özgürlükleri yerine yıllardır  statükoyu koruyan evrensel hukuku hiçe sayan Darbecilerin hukuku var. Biz bu zihniyeti 12 Eylül mahkemelerinden tanıyoruz. Yargı konuşulurken yapılması gereken en önemli iş bir darbe ürünü olan Cunta anayasası değiştirilmelidir. Devlet otoritesini ve askeri vesayeti pekiştiren, bireysel özgürlükleri sınırlayan, temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldıran, bürokratik oligarşinin sahip çıktığı bu anti demokratik faşist anayasa, ortadan kaldırılmadığı müddetçe bu ülkede hukuk, yargı, demokrasi hep tartışılır sorunlar hep devam eder. Türkiye tekçi rejimden çoğulcu demokratik rejime mutlaka geçmelidir Toplumsal barış ve hukuk güvenliği çoğulculuğa ulaşan, birbirini anlayan, diyalog ve hoşgörünün hakim olduğu kamplaşma, kutuplaşma, cepheleşmenin olmadığı bir çoğulcu demokrasiden geçer.  Baskıcı dayatmacı otoriter anlayışlar yıllardır Türkiye yi yıllardır geriye götürmüştür artık otoriter faşist anlayışların dönemi kapanmalıdır.

Herkes  demokrasiye ve hukukun üstün olduğu demokratik rejime sahip çıkmalıdır.  Sivilleşme, demokratikleşme, çoğulculuk, katılımcılık, açıklık olmadan biz bu ülkeyi darbecilerden, cuntacılardan, mafyadan, çetelerden, nasıl kurtaracağız. Çözüm belli. kesintisiz demokrasi ve bağımsız yargı……. 

-Basında çıkan Encümen-i Daniş nedir? Bir tarihsel süreci var mı? Bu ismi kim verdi?

Darbeci, cuntacı eğilimler taşıyan, demokrasi dışı arayışlarda bulunan, kendilerini hükümetler üstü gören Encümen-i Daniş ile Osmanlı döneminde kurulan bir eğitim akademisi olan Encümen-i Daniş birbirinden temelde çok farklıdır. Şimdiki Encümen-i Daniş üyeleri geçmişteki Encümen-i Danişe atıfta bulunarak köklerini oraya dayamak istiyorlar ama yanılıyorlar.
O zamanki Encümen-i Daniş üyeleri ile devleti yönetenler arasında bir iktidar mücadelesi yoktu. Bu akademinin üyeleri 15 günde bir padişahı devirmek için toplanmıyorlardı. Yine Encümen-i Daniş üyesi olan bilginler kurulunda dönemin sadrazamları, bakanları, yüksek kurumların üyeleri de vardı. İlk toplantılarına Padişah Abdülmecit de hazır bulunmuştu.

Bu kurumun geçmişiyle ilgili bilgi vermemiz gerekirse Encümen-i Daniş’in kökleri 21 Temmuz 1946’ya dayanmaktadır. Kuruluş amacı eğitim ve kültür alanında gerekli çalışmaları yapmak, Batıdaki ilmi çalışmaları ve yenilikleri tespit etmek, Türk dilinde ilim ve fenne dair lüzumlu kitapları hazırlamak veya tercüme etmek, ilmin memlekete yayılması ve vatandaşların bundan istifadesiyle umumi seviyeyi yükseltmek olarak tespit edilmişti.

Batıcı eğitim sistemlerine özeniliyordu. Özellikle Fransız eğitim sistemi inceleniliyordu. Osmanlı aydınlarında ve yöneticilerinde bir Fransız hayranlığı vardı. Bu iyi bir şey değildi… 

21 Temmuz 1846’da toplanan Meclis-i Maarifi, ilmi müesseseler arasında bir de Encümen-i Daniş kurulmasına karar verir. Ahmet Cevdet Paşa bu kurumun kurulması için girişimler başlatır. Padişah Sultan Abdülmecit’e bu kurumun amacı ve gayeleri ile ilgili bilgiler verir. Padişah bu bilgiler üzerine Encümen-i Daniş’in kurulmasına izin verir. 1 Haziran 1851’de Ahmet Cevdet Paşa’nın hazırladığı kuruluş beyannamesi resmi gazetede yayınlandıktan sonra kabul edilir ve Encümen-i Daniş Kurumu padişahında katıldığı bir törenle 18 Temmuz 1851’de açılır…

Encümen-i Daniş bir eğitim akademisidir… Sahalarında uzman olan ilim adamları, bilginler bu akademinin yöneticileriydi. Milli eğitim sistemi ile ilgili çalışmalar yapıyorlar, kitaplar yazıyorlardı. Sadece orta öğretim değil, adı bu gün üniversite olan yüksek okulların müfredatıyla da ilgileniyorlar, yardımcı oluyorlardı.

Encümen-i Daniş’in 12 yıl faaliyet gösterdiği, Sultan Abdülmecit’in vefatından sonra bu akademinin kapandığı tarihçiler tarafından iddia edilmektêdir. Bu akademi Osmanlı tarihi üzerine kapsamlı bir çalışma yapmış, Ahmet Cevdet Paşa’nın yazdığı 12 ciltlik “Tarih-i Cevdet” diye bilinen Osmanlı tarihi kitabı Encümen-i Daniş döneminde çıkmıştır. Bu eser o dönem Darülfun’unda okutuldu.
 
-Geçmişteki Encümen-i Daniş ile şimdiki Encümen-i Danişciler birbirinden farklı… Peki, bu kavramı Cumhuriyet sonrası kim kullandı?

Şimdikiler eskiyi örnek aldıklarını söylüyorlar ama hiç alakası yok... Bu kavran Cumhuriyet döneminde ilk defa eski Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından kullanıldı.

Osmanlı dönemindeki bir kurum olan Encümen-i Daniş resmi bir kurum iken bugün medyada konuşulan Encümen-i Daniş ise gayri resmidir. Böyle bir devlet kuruluşu yoktur. Açık ve legal bir kuruluş değildir. Encümen-i Daniş 28 Şubatçılardan Kurulu bir takım masonik yapılanmaları andırıyor. İşlerinde masonların da olduğu kamuoyunda konuşuluyor. Üyelerine baktığımızda milletin değer ve inançlarıyla kavgalı statükonun bekçileri olduğunu rahat bir şekilde görürüz… Bunların amacı Türkiye’yi demokratikleştirmemektir, sivilleştirmemektir,normalleştirmemektir…

Geçmişte askeri darbe ve muhtıraları desteklemiş, hala askeri darbe peşinde koşan birçok zevat bu grubun üyeleri arasında…28 Şubat sürecinin en kudretli komutanları hepsi Encümen-i Daniş üyesidirler. Çeşitli zamanlarda bir araya gelen bu zevat kendi kafalarına göre planlar programlar yapıyorlar… Aldıkları kararların uygulanması için devleti yönetenlere baskı yapıyorlar, onlara çeşitli yollardan mektuplar gönderiyorlar.

28 Şubat süreci, cumhurbaşkanlığı seçimini sabote etme, 27 Nisan bildirisi ve daha birçok gizli kapaklı mevzuların altından Encümen-i Daniş çıkmaktadır.

Encümen-i Daniş üyeleri ‘de diğer vesayet rejiminden taraftar olan gruplar gibi darbe toplantıları düzenlemekle meşgul.  Onların çok çok  üstünde olan bu derin yapılanma açıkça demokrasi dışı işler yapmakta. eğer insanları darbe yapmaya teşvik ediyorsanız. Anti demokratik düşünceler taşıyan toplantılar yapıyorsanız, “hadi paşalar ne duruyorsunuz laiklik elden gidiyor” paranoyasıyla, onları askeri bir darbeye teşvik ediyorsanız, darbe suçu işlememiş olabilirsiniz ama bal gibi hukuk dışı demokrasi dışı bir eylemi teşvik ettiğiniz desteklediğiniz ve suç işlediğiniz sabittir bütün bunlar ortada olmasına rağmen kimse bunların üzerine gitmiyor..

-Encümen-i Daniş ilk olarak kim tarafından telaffuz edildi? Hangi paşalar bu konuyla ilgili açıklama yaptılar? Bu yapının içerisinde kamuoyunda bilinen tanınan kimler var?

Encümen-i Daniş faaliyetleri yoğun olarak 1990’ın başlarında başlayacaktır. Bu karanlık yapının bazı üyeleri, 1989 yılında Türgut Özal’ı Cumhurbaşkanı seçtirmemek için büyük kulis çalışmaları yapmışlardı. Köşkte sivil bir Cumhurbaşkanı istemiyorlardı. Askerleri tahrik etmeye çalıştılar. Meclisi tıkamaya çalıştılar. Bazı partileri ve milletvekillerini kullandılar. Fethi Çelikbaş’ı aday göstererek seçimi tıkamaya çalıştılar. Ama sonuç nafileydi. Emellerine ulaşamadılar.

Yine bu yapının elemanları 1990’ın başında yeniden organize oldular. Kendilerini milli iradenin üzerinde gördüler. 1994–95 döneminde dönemin başbakanı Tansu Çiller’e 40 kişi adına imzalı bir mektup göndermişlerdir. Çiller bu mektubu 1995’te basına sızdırmıştı. Encümen-i Daniş adıyla bir kuruluşun varlığını geniş halk kitleleri o vesile ile öğrenmişti. İstedikleri öncelikle kuran kurslarının yaygınlaştırılmaması imam hatiplerin sayısının azaltılması idi. Sürekli irtica tehlikesine dikkat çeken bu polit büro mütedeyyin kesimler üzerinde baskıların yoğunlaştırılmasını talep ediyorlardı.

1996–97 döneminde özellikle Refah-Yol iktidarında ikide bir hükümet karşıtı anti demokratik taleplerde bulunuyorlardı. İktidardan rahatsızlardı. 28 Şubat kararlarının uygulanması için askerleri sürekli kışkırttılar. Askeri darbeye tahrik ettiler. Askeri vesayet altında bir rejim istiyorlardı.

Encümen-i Daniş üyeleri Refah-Yol hükümeti döneminde Demirel’e bu hükümeti şikâyet eden mektuplar yazmışlardı. Aynı yolu AKP hükümeti iş başına geldiği dönemde Cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer’e mektuplar yazarak devam ettirmişlerdir. Sezer’e AKP hükümetini şikâyet ettikleri bilinmektedir.

Encümen-i Danişçiler, her zaman halkın değer ve inançlarına karşı çıkmışlar kendilerini Milli İrade’nin üstünde görmüşlerdir.Devlet yetkililerine sürekli mektuplar gönderip akıl vermeye çalışırlar;ama hiçbirinde halkın çıkarları söz konusu değildir.Halkın taleplerini dile getirmezler.Mesela 28 Şubat sürecinde banka hortumlayarak fakir milletin sırtına 100 milyar dolar borç indiren hortumcular, hırsızlar aleyhine tek bir mektup bile yazmazlar, bunlarla ilgili toplantılar düzenlemezler.

Devletin önemli makamlarında görevler yapmış, şimdi ise her biri emekli olan bu statükocu takım devlet içerisine gizlenmiş, bazen de açıktan çalışma yürüten yandaşlarına 28 Şubat sürecinde anti-demokratik işler yaptırmışlardır. Devlet içindeki muvazzaf kadrolarına, özellikle 28 Şubat sürecinde emirler ve taktikler yağdırarak ülkenin gerilime itilmesinde ve hükümetin yıkılmasında önemli rol oynamışlardır.

AKP’nin iş başına gelmesinden sonra da çalışmalarını aksatmadan yeni katılımlarla devam ettirmişlerdir. En son yaptıkları büyük oyun 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi ve sonrasındadır. Encümen-i Daniş üyelerinden eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, ANAP Lideri Erkan Mumcu’ya telefon ederek meclise girmesini engellemiştir. Aynı şekilde DYP Lideri Mehmet Ağar da yapılan telkinlerle meclise girmemiştir. Demirel’in de Karadayı gibi seçimlere karıştığı DP çevrelerinde bilinmektedir.

Sezer de bu mektupları inkâr etmiyor. Encümen-i Daniş üyelerinden ve onların düzenlediği toplantılardan memnun olduğunu gizlemiyor, onların görüşlerine katıldığını beyan ediyor, onlara övgüler diziyor…

Bugünlerde gazetelerde yeniden gündeme gelen, hakkında çarşaf çarşaf yazılar yazılan Encümen-i Daniş ile ilgili ilk bilgileri eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı söyledi. Peşinden yine eski Genelkurmay başkanlarından Hüseyin Kıvrıkoğlu da konuşma yaptı. Her iki emekli paşa da 15 günde bir İstanbul’da Encümen-i Daniş üyeleri olarak bir araya geldiklerini söyledi.
Bu yapının içerisinde eski başbakanlar, bakanlar, meclis başkanları, Genelkurmay başkanları, kuvvet komutanları, sefirler, tanınmış bürokratlar, üniversite hocaları bulunmaktadır. 40 kişiden oluşan Encümen-i Daniş, demokrasi dışı arayışlarla gündeme gelmektedir. Emekli paşalar da açıkça itiraf ediyor. Hükümet üzerinde bir baskı gurubu işlevi görmüştür. Özellikle 28 Şubat sürecinde ve AKP’nin 8 yıllık iktidarında hükümetler aleyhine lobi faaliyetleri yürüttüklerini, askeri bürokrasiyi ve bir takım bürokratik kurumları demokrasi dışı müdahalerle yönettikleri Encümen-i Daniş üyelerinin kamuoyuna da yansıyan faaliyetlerinden bellidir.

Encümen-i Daniş’de üç eski Genelkurmay başkanı bulunmaktadır, İsmail Hakkı Karadayı, Hüseyin Kıvrıkoğlu ve Necdet Üruğ... Şimdi Ergenekon kapsamında tutuklanan eski Jandarma Genel Komutanı Org. Şener Eruygur da Encümen-i Daniş’in birçok toplantılarına katılmıştır.

Encümen-i Daniş üyeleri arasında eski başbakanlardan Bülent Ulusu, eski dışişleri bakanlarından Kamuran İnan, İlker Türkmen, eski MİT müsteşarlarından Köksal Sönmez, hariciye mensuplarından Özlem Samberk gibi birçok isim vardır.

Encümen-i Daniş üyelerinin “367”nin mimarı olan Sabih Kanadoğlu’yla bol bol fikir alışverişleri yaptıkları ve onun tavsiyeleri doğrultusunda bir takım odaklar noktasında yoğun çalışmalar yürüttükleri bugün açığa çıkmıştır.

Encümen-i Daniş asla bir Think Tank, yani düşünce kuruluşu değildir. Çünkü bu toplantılara başkanlık eden Safa Reisoğlu’na göre toplantılarda konuşulanlar çok gizlidir, dışarıya sızdırılamaz. Katılımcılar eşlerine ve ailelerine bile toplantıların içeriğinden bahsedemez…
Bakıldığında aynı masonların karanlık çalışmaları gibi... Ayrıca toplantıların yapıldığı yerlere bakıldığında Koç ve Doğan gruplarına, büyük sermayenin mensuplarına yakın olan mekânlarda yapıldığı görülür. Encümen-i Daniş toplantılarının yapıldığı moda deniz kulübünün Koç ve Doğan gruplarının en önemli buluşma yerlerinden biri olduğu kamuoyunda bilinmektedir. Burada toplantıların 15 günde bir yapıldığı üyeler tarafından söylenmektedir.

Bu grubun başkanı, TBMM eski Başkanı Necmettin Karaduman Encümen-i Daniş toplantılarında alınan tavsiye kararlarının mutlaka devlet yöneticilerine bildirildiğini ve tavsiyelere mutlaka uyulduğunu CNN Türk’te söylüyor…

Başta Demirel ve Sezer olmak üzere herkesin, gönderdikleri mektuplara cevap verdiğini ve teşekkür ettiklerini de ifade ediyor. İnsan sormadan edemiyor, siz kimsiniz? Kimin adına kararlar alıyor, tavsiyelerde bulunuyorsunuz? Böyle bir şey olabilir mi? Milli irade nerede? Seçimler niye yapılıyor? O zaman demokrasiye son verilsin, ülkeyi Encümen-i Daniş üyeleri yönetsin bitsin bu iş…
Encümen-i Danişcilerin karışmadığı iş yok partilere karışıyorlar hükümete müdahale ediyorlar. Kim bunlar? Adamlar partilerin birleşmesinden partilere lider adayına kadar … en çokta merkez sağ ve merkez solla ilgileniyorlar. DP ile ANAP’ı birleştirmeye çalışıyorlar. Bunları dinleyen siyasetçilerin bunlardan emir alan siyasetçilerin vay haline ülkenin çivisi çıkmış…

Kimse örtbas etmeye kalkmasın ülkenin gidişatıyla ilgili konularda demokrasi dışı dayatmalarda bulunan demokrasiyi savunacaklarına kaosa yönelik çalışmalarda bulunan Encümen-i Danişçiler kapalı kapılar ardından servisler yapacaklarına çıksınlar ortaya, bir parti kursunlar. Görelim güçlerini etkilerini. Partinin adını da Encümen-i Daniş yapsınlar, olsun bitsin. Gizli gizli toplantılar yapacaklarına açıkça halkın karşısına çıksınlar. Bunu yapabilirlermi? Yapamazlar çünkü bunlar halka değil küresel baronların emrindeler..

Ergenekon savcısı Tuncer Kılınç paşaya Encümen-i Daniş toplantılarını sormasa bu toplantılar ve toplantılara katılanları kamuoyu bilmeyecekti devletin en üst düzey noktasında görev yapmış kimselerin yıllardır toplandıkları bir araya geldikleri bu dava sonucunda ortaya çıktı. Bütün karanlıkların üzerine ısrarla gidilmeli hesabı sorulmalıdır. Kimse geçmişte yaptıkları görevler nedeniyle devletin arkasına gizlenerek karanlık işler çevirmesin. Artık devleti istismar edenlerin devirleri kapanmalıdır. 

-Ergenekon Soruşturmasında gözaltına alınan Ulusalcı Mustafa Balbay için, bir grup medya mensubu destek kampanyaları düzenledi.

1 Temmuz 2008 sabahı Ümraniye soruşturması kapsamında Ankara’daki evinde gözaltına alınan Mustafa Balbay, 5 Temmuz günü mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.  Mustafa Balbay 5 Mart 2009 günü Ergenekon soruşturması kapsamında 2. kez gözaltına alındı. 1 gün sonra mahkeme tarafından “hükümeti düşürmeye” teşebbüs suçundan tutuklandı. Tutuklanmasının ardından 12 Mart günü medya dünyasından 70 kadar tanınmış gazeteci yazar Balbay’a destek vermek için İstanbul’da Cumhuriyet gazetesi önünde Balbay’ın kitaplarını imzaladılar.

Hürriyet gazetesi 13 Mart Günü “Hepimiz Balbayız” manşeti attı. Cuntacı İlhan Selçuk’un kankası olan kimselerin böyle bir “utanç verici” başlığı atması normal. Çünkü tekelci medyada bir çok patron ve yanında çalışan sözde gazeteci gerçekte militarizmin ayak takımı, baştan beri darbeci, cuntacı çetelerin işbirlikçisi onların sözcüsüdür. 

Herkes şunu iyi bilsin.  Balbay herhangi bir basın davasından değil, darbe hazırlamakla suçlanan bir davadan yargılanmaktadır. Dava devam ediyor, suçu varsa cezasını çeker suçu yoksa bırakırlar. Ama kimse devam eden davayı etkilemek için hukuk dışı yollara sapmasın.   

Mustafa Balbay’ın kim olduğu belli zihniyeti belli. Hep darbeci cuntacı oluşumlara destek verdi. Onların bir nevi sözcüsü oldu. Devletin kilit noktasında bulunan kimselerle,  komutanlarla, istihbarat servislerinin yöneticileriyle bir çok mekanlarda bir araya gelerek,   gazeteci kimliğinin dışında farklı bir görüntü verdi. Onlarla çok yakın ilişkiler kurdu. Karargâhlardan ve istihbarat merkezlerinden çıkmadı, girmiş olduğu derin ilişkiler medyada yazılanlardan haberlerden belli.  Devletin hassas yerlerinden görevli asker ve istihbaratçılarla yapmış olduğu görüşmeler doğrultusunda, gazetesine haberler yaptığı gün yüzüne çıkmıştır. Balbay gazetesinde darbeci zihniyete sahip askerlerin mesajlarını yayınladı. Çalıştığı ve yönettiği Cumhuriyet gazetesi demokrasi dışı arayışların bir nevi yayın alanında sesi oldu.

Bir gazetecinin gazetecilik etiğinin dışına çıkarak; demokrasi düşmanı kesimlerle işbirliği yapması onlardan farklı düşünmemesi gazetecilik açısından son derece tehlikeli bir tutum ve davranıştır. Bunu yapan kişiye artık gazeteci ve yazar denmez.

Mustafa Balbay’a destek verenler, cuntacılara, darbecilere destek vermişlerdir. Onlar gerçek gazeteci ve yazar olsalardı, darbelerin ve darbecilerin karşısında olurlardı. Destek verenlerin çoğu zaten kadrolu ulusalcı, militarist çizgiye sahip tiplerdir.
Bir medya mensubu gönül isterdi ki, darbecilerle değil darbe karşıtlarıyla beraber olsaydı. Düşecekse cezaevine demokrasinin yanında olduğu için, halkın yanında olduğu için düşseydi. İşte o zaman tarihte demokrasi kahramanı olarak yer alır, hatırlanırdı.      

-Özden Örnek’in günlükleri ile Mustafa Balbay’ın yayınlanan günlükleri arasında benzerlikler olduğu basında dile getirildi..

Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay’a ait olduğu iddia edilen sivil darbe günlükleri,  Tempo24.com.tr’de yayınlandı. Gazetelerde’ de bu günlüklerle ilgili çok sayıda haber yer aldı. Günlükler gündemden düşmedi. Mustafa Balbay’ın 2002-2005’te generallerle yaptığı görüşmelerin notları Türkiye’nin darbe eşiğinden döndüğünü anlatıyor. 

Ergenekon davası sanığı Mustafa Balbay’a ait olduğu söylenen günlüklerde komutanların darbe hazırlıkları gün gün anlatılmakta; bu günlüklere bakıldığında Türkiye’nin ciddi bir askeri darbe tehdidi yaşadığı görülmektedir.

Gazeteci Balbay’ın günlükleri bir grup gazeteciyle, dönemin kuvvet komutanları Aytaç Yalman ve Şener Eruygur başta olmak üzere; kurmay subaylar arasındaki çok gizli görüşmelerle dolu. Yayınlanan günlüklere bakıldığında gazetecilerle kendilerine yakın olan askerler arasında saatlerce süren görüşmelerde çok samimi ilişkiler kurulmuş, mevcut hükümete karşı çeşitli arayışlar içerisine girdikleri ortaya çıkmaktadır.

Günlüklerde “28 Şubat’ta işi bitiremedik; ama bu sefer öyle olmayacak darbeyi yapıp en az 1yıl iktidar da kalacağız.” diyen darbeci zihniyete sahip Generallerin sözleri var. Günlüklerde medyanın kontrol altına alınması, darbe planları, çalışma grupları,  hemen hemen her şey var. Özden Örnek’in günlükleri ile Balbay’a ait olduğu söylenen günlüklerde anlatılanlar, askeri darbe girimlerinin doğru olduğunu ortaya koymaktadır.

Günlüklerde Balbay’ın ve İlhan Selçuk’un komutanlarla karargahlarda, otellerde yemek yedikleri toplantılar yaptıkları açıkça yer gösterilerek anlatılmakta.

Bugün tutuklu bulunan komutanlar dışında dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Büyükanıt yine dönemin önde gelen komutanlarından şimdi Genelkurmay Başkanı olan İlker Başbuğ ile görüştükleri de günlüklerde yer almakta. Bu günlüklerde darbeci zihniyenin yayın organı Cumhuriyeti desteklemek için ne dümenler çevrildiği de yer almaktadır.

İlhan Selçuk’un öncülüğünde ulusalcı çevrelere en büyük desteği veren kişinin dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in olduğu günlüklerde yer almaktadır. 

Sezer’in ideolojik olarak çok etkisinde kaldığı İlhan Selçuk ve Balbay ile defalarca baş başa görüşmeler yaptıkları ortaya çıkmıştır.  İlhan Selçuk’un randevusuz aracısız Sezer ile rahatça görüştüğünü bu gün her kes söylemektedir.

Cumhurbaşkanı Sezer, o süreçte darbe olsun diye çırpınan iki gazeteci ile mutad görüşmelerini yapıyor. Sezer de AKP hükümetinden nefret ediyor. Ancak  “sürekli devrim sürekli darbe” çağrıları yapan bu ikiliye biraz daha sabredin diyor. Darbe fikrine sıcak bakmıyor.
Balbay günlükleri bu ülkede askerlerin medyaya ne kadar önem verdiklerini medya desteği olmadan hiçbir şey yapamayacaklarını göstermektedir. Bu günlüklerde askerlerin nasıl bir medya istedikleri de görüşmektedir. Bazı gazetecilerin ihtilal yapmaları için askerleri nasıl tahrik ettikleri de açıkça ortaya çıkmaktadır. 

Mustafa Balbay günlükleri bir gazetecinin bir başyazarın bir gazetenin ne yapması ne yapmaması konusunda son derece öğretici çarpıcı örneklerle doludur. Aydın sorumluluğuna sahip olması gereken gazetecilerin kışladan emir almaları, onların emir eri gibi hareket etmeleri, ancak totaliter rejimlerde olur. Bunları yapanlara da zaten gazeteci denmez,  gazeteci halkın ve demokrasinin yanında yer alır dikta rejimi peşinde koşanların değil.  Gazeteci kimdir, yazar kimdir diye sorulduğunda gerçek bir gazeteciden ancak Balbay günlüklerinde okuduklarınız gazetecilik yazarlık değildir cevabını alırsınız.

Darbeye teşebbüs suçlamasına muhatap olanları İlhan Selçuk, Mustafa Balbay gibileri basın özgürlüğüne sokarak savunmaya kalkışmak darbecilerin taşeronluğunu yapmaktır. Balbay günlüklerini yok sayan kişiler asla gazeteci olamaz.
Generallerin emrinde olanlara gazeteci denmez. Gazeteciliği kışkırtıcılık darbe organizasyonu, siyasi tezgah aracı kılanlar ahlaksızdır, şerefsizdir.

Söz konusu günlüklerde gazeteci komutanlarla makamlarında bazen yetmiş beş dakikalık bazen üç buçuk saatlik upuzun görüşmeler yapıyor. Gazeteci sadece dinlemiyor, not almıyor, akıl da veriyor. Tahrik de ediyor, bilgi de taşıyor. Hükümeti düşürmek için senaryolar üretiyor. Şunu yapın, bunu yapın diyor. Generaller görüşmelerde medya ile ilgili yönlendirmelerde bulunuyorlar. Kendilerine bağlı bir medya ve medya patronları istiyorlar. Malum sözde gazeteciler günlüklerde görülüyor ki; tam bir postal yalayıcıları olmuşlar. Bu görüşmelere katılanlar ve destek verenler tarihin karanlık sayfalarında şimdiden yerlerini almışlardır. Medyayı bu hallere düşürenlere yazıklar olsun.  

Basın özgürlüğü gazetecilik demokrasinin olmazsa olmazıdır. Demokrasi varsa gazeteci vardır. Demokrasiyi ortadan kaldırmanın adı olan darbeyi dünyanın hiçbir ülkesinde bir basın mensubu savunamaz. Hiçbir demokratik ülkede medya mensupları darbeyi savunamaz. Askerleri tahrik etmez. Onları karargahlarında ziyaret etmez. Zaten böyle bir şeye demokrasiye bağlı ordular prim vermez. Fakat bizim medya darbe sabıkalıdır. Medyanın darbe kışkırtıcılığı bizde yeni değildir. Balbay ve Selçuk’ta son örnekleri değildir. Çok partili siyasi hayattan günümüze darbe severler medyada eksik olmamıştır. Türk medyasında herkes “Balbay” değildir, “Selçuk” değildir. “Hepimiz Balbayız, hepimiz Selçukuz” diyen üç beş militarist şakşakçı olsa da basının büyük bölümü darbeye karşıdır. Demokrasinin yanındadır. Darbe günlüklerinden herkes ders çıkartmalıdır. Medya da, askerler de, siyasiler de…  

Günlüklerde yer alan Çankaya ziyaretleri, karargah ziyaretleri, MİT ziyaretleri, Yargıtay ziyaretleri, askeriyeye ve Mit’e ait tesislerde ve otellerde baş başa yapılan gizli kapaklı görüşmeler İlhan Selçuk ve Mustafa Balbay ikilisinin ne işler çevirdiklerini açık seçik ortaya koymaktadır.

Dönemin Jandarma komutanı, hükümeti devirmek için gazetecileri toplantı üstüne toplantı yapacak. 40 yıldır darbe ile yatıp darbe ile kalkan Sol-Kemalist ulusalcıların ideologu İlhan Selçuk komutanlık komutanlık dolaşıp; ihtilal peşinde koşacak, medya patronları sivil ihtilal kuvvetleri askeri rejim için yanıp tutuşacaklar, bu tür demokrasi dışı arayışlar ancak bizim gibi ABD’ye, emperyalizme bağımlı ülkelerde olur. Onun için demokrasi gelişmez. Hukuk devleti olamayız, onun için sürekli darbeler gündemdedir, orduda cuntalar bitmez.  Ülke ajan kaynar beşinci kol çeteler cirit atar.

Balbay darbe günlüklerinde, gazetecilik örnekleri sunmaktadır. Günlüklere bakıldığında kendilerini her şeyin üstünde gören, demokrasiye inanmayan, halkı küçük gören, milli iradenin yeri olan Meclis’i tanımayan totaliter bir zihniyetin temsilcilerinin ne mal oldukları görülür. 

-Bu güzel verimli yol gösteren tarihe ışık tutan ve uzun süren söyleşiden dolayı çok teşekkür ederim. “Şahların labirenti”  ile başladığımız söyleşide değinmediğimiz konu kalmadı.  Türk demokrasisini askeri darbeleri muhtıraları, cuntaları, bölücü gurupları, sol çevre grupları, fırtınalı yılları sansasyonel cinayetleri, andıçları, Encümen-i Danişçileri, medyayı, sivil ihanet odaklarını, işbirlikçileri ve daha pek çok konuları konuştuk. Allah sizden razı olsun çok şey öğrendik tarihe ışık tutacak çok önemli analizler yaptınız. İnşallah hem siyasiler hem gelecek kuşaklar bu tarihi röportajdan istifade edecekler faydalanacaklardır.  Size bu söyleşi için teşekkür ederken çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun.

Bende bu söyleşi vesilesiyle size ve  “2023 Haber” sitesi ekibine teşekkür ediyorum. İnşallah güzel ve yararlı bir söyleşi olmuştur. İnşallah anlattıklarımdan, konuştuklarımızdan bu söyleşiyi okuyanlar istifade ederler. Son olarak söylemek istediğim “ Türk gençliği” tefekkürden ve bilimden ayrılmasın, kavgalardan ve çatışmalardan uzak dursun.   Provokasyonlara,  tahriklere, oyunlara gelmesin. Farklılıklar zenginliğimizdir. Birbirlerine karşı hoşgörülü ve saygılı olsunlar. 

Gençlik  İç ve dış karanlık odakların asla maşası olmasın  kendilerini kullandırmasınlar .Darbeci , cuntacı,  maceracı,  gruplardan eğilimlerden kesinlikle uzak olsunlar. Demokrasiyi insan haklarını, temel hak ve hürriyetleri ve barışı savunsunlar. Demokrasi dışı odaklara karşı milletin yanında yer alsınlar.

Buradan da siyasilere ve devleti yönetenlere sesleniyorum. Ülkeyi kamplaşmaya, kutuplaşmaya, cepheleşmeye götüren tavırlardan uzak olun. Kaos peşinde koşan, dikta rejimi kurmak isteyen demokrasi düşmanlarının aleti olmayın .Sevginin, barışın, kardeşliğin hakim olduğu güçlü bir Türkiye için çalışın. Nefislerinizin esiri olmayın, hırs ve ihtiras peşinde koşmayın. Makamların mevkilerin gelip geçici olduğunu unutmayın. Millete hizmetten ayrılmayın. Milli iradenin üstünde güç olmaz. 

Bin yıllık kardeşliği bozmak isteyen, memleket evlatlarını Türk-Kürt, Alevi-Sünni diye ayıran nifak tohumları ekmeye çalışan emperyalizme, beşinci kol çetelere ve yerli işbirlikçilere karşı daima uyanık olalım. Allah birliğimizi beraberliğimizi daim etsin Allah yar ve yardımcımız olsun…

…SON…

Sinan DEMİR / 2023haber.com

Bu yazı toplam 2626 defa okundu.
Murat öksüz
neler olmuş neler
13 bölümüde büyük bir ilgiyle takip ettim. çok istifade ettim Türkiye neler atlatmış neler, ülke ajan kaynıyor. darbeciler cirit atıyor cuntacılar boş durmuyor. kaosçular tertip peşinde birde encümeni danişçiler ... vay be neler varmış ülkde neler.Bizleri bilgilendiren ve aydınlatan Araştırmacı yazar Hakkı Öznur beye çok teşekkür ederim.
02 Temmuz 2009 Perşembe Saat 13:50
ANIL ÜNLÜ
Teşekkürler
Ülkücü Hareket'in ve Alperenler'in değerli yeni nesil fikir babamız Hakkı Öznur'a verdiği detaylı bilgiler için çok ediyorum. Röportaj'ı yapan arkadaş da konularla ilgili çok doğru araştırmalarda bulunmuş, Hakkı Öznur ise çok ince ve önemli detayların üzerini çok güzel vurgulamış. Çalışmalarından dolayı da 2023haber.com için çalışanlardan da Allah razı olsun. Allah yar ve yardımcınız olsun
30 Haziran 2009 Salı Saat 15:37
ebedbizimdir
Teşekkürler....
Bu tarihi röportajda başta Hakkı ÖZNUR olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürler... Ayıca röportajın kitaplaşmasını dört gözle bekliyoruz... Saygılar...
29 Haziran 2009 Pazartesi Saat 16:55
Tüm Yorumları Göster(7)
GALERİLER
ARŞİVDE ARA
PİYASALAR
HAVA DURUMU
GAZETELER
SON YORUMLANAN HABERLER
E-BÜLTEN
Ad & Soyad
E-Mail
Ekle   Çıkar  
Cihan Haber Ajansı
» Künye     » Reklam     » Sitene Ekle     » RSS
Copyright © 2008 2023Haber. Tüm Hakları Saklıdır. Sitemizdeki materyallerin izinsiz kullanılması yasaktır.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR