Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Öznur ile Şubat-Mart aylarında gerçekleştirilen röportajın 10. bölümünü bugün yayınlıyoruz.
-Ülkücü bir fikir ve siyaset adamı olarak Ergenekon isminin bir davaya verilmesine nasıl bakıyorsunuz?
Şanlı Türk Tarihinde önemli bir yeri olan Ergenekon isminin demokrasi dışı arayışlar içerisinde bulundukları için yargılanan kişilerin davasına verilmesi son derece yanlıştır. Darbeci, cuntacı, mafyacı, çeteci oldukları iddiasıyla haklarında soruşturma açılan ve yargılanan insanlarla Ergenekon isminin yan yana getirilmesi toplumsal ve kültürel açıdan zararlar vermiştir.
Davaya Ergenekon ismi verilmesi iddianamede ele geçirilen deliller arasında yer alan “İstanbul 29 Ekim 1999 Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi” başlıklı belgeden ötürüdür. Savcılar bu belgeden yola çıkarak Ergenekon isimli bir örgüt olduğuna hükmetmişlerdir. Davaya bu yüzden “Ergenekon Davası” demişlerdir.
Davaya konu olan yapılanmaya kısaca “ETÖ” deniliyor. “Ergenekon” isminin “terör örgütü” ile yan yana anılması Türk tarihine karşı büyük saygısızlıktır. İlla bu demokrasi dışı odaklar için kısa bir başlık aranıyorsa “Darbeci cuntacı terör örgütü” “DCTÖ” “Ulusalcı Maocu Örgüt” “UMÖ” “NATO terör Örgütü” “NTÖ” veya Devrimci terör Örgütü “DTÖ” diye adlandırabilirler. Başka sıfatlarda bulabilirler zor değil…
-Ergenekon Davasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk siyasi tarihine geçen önemli bir dava… bu davaya birileri gibi hayal mahsulü demek doğru değil. Bu davaya karşı çıkanlar ilk defa vesayet rejiminin mahkemelerde dava konusu olmasından rahatsızlar kendilerini dokunulmaz görenler şimdi hafiften dokunulunca dengelerini kaybettiler ilk defa korkuyu hissettiler. Onların hissettiğinin en ağırını bu millet yıllardır hissetti. Hem de suçlu olmadıkları halde hem de masum oldukları halde.
Ortada 2500 sayfalık bir iddianame var, 2. iddianamede hazırlandı İstanbul 13 ağır ceza mahkemesine gönderildi. Diğer ek iddianamelerde hazırlanıyor. 2. İddianame 1909 sayfa. Bu İddianameye basında “Paşalar iddianamesi deniyor” 2. İddianamede darbe planlarına yer veriliyor ve işlenen birçok eylemlere bu iddianamede yer veriliyor. İçeriğinde Türkiye’nin yakın tarihindeki birçok olaylara değiniliyor. Eski Deniz Kuvvetleri komutanı Özden Örnek’in tuttuğu söylenen darbe günlükleri ile Şener Eruygur tarafından hazırlandığı iddia edilen Sarıkız Ayışığı ve Eldiven kod isimli darbe planları gibi…
Yeni iddianamede Şener Eruygur Hurşit Tolon Levent Ersöz ile bir takım kişiler Örgüt yöneticisi olmakla suçlanıyor. Ortada 2. iddianame var yargılamalar mahkemeler sürüyor. Kamuoyunda “paşalar iddianamesi” olarak isimlendirilen 2. iddianamede emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’ un “terör örgütü yöneticisi” olmak “cebir ve şiddet” kullanarak “TBMM yi ve hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmalarını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” “Hükümete karşı silahlı isyana tahrik” “devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek ve kullanmak” “kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek” ve “adil yargılamayı” etkilemeye teşebbüsle suçlandıkları ileri sürülüyor.. Savcılar yazdı davadan yargılananlarda mahkemelerde haklarındaki iddiaları cevaplandıracaklardır. Devam eden ilk davada sanıklar savunmalarını yapmaya devam ediyorlar. 2. iddianamede ismi geçenlerde elbette mahkemelerde haklarındaki iddiaları cevaplandıracaklardır. Haklarındaki kararları yargı verecektir.
Hukuki süreç devam ediyor, kim olursa olsun herkes hukuka, yargıya saygı göstermelidir. Devam eden dava sürecinde artık gün geçtikçe dava magazinleştiriliyor. Müthiş bir dezanfarmosyon yaşanıyor. Her taraftan bilgi kirliliği pompalanıyor. İhbar mektupları, belgeler, havalarda uçuşuyor sahtemi? Gerçek mi? belli değiller. Kafalar karışık. devlet kurumları şaibe altında, devler kurumları birbiri ile kavgalı, birbirlerine husumet besliyorlar devletin çivisi çıkmış, sistem iflas etmiş.
Dava uzadıkça özünden saptırılıyor. Bu davayla ilgili gerek soruşturma safhasında, gerekse mahkeme safhasında savcılara yargıçlara herkese büyük görev düşüyor. Bu davada şimdiye kadar aralarında emekli subaylar, gazeteciler, yazarlar, siyasiler, akademisyenler olmak üzere birçok meslekten 200’den fazla insan yargılanıyor. Dava gittikçe karmaşık bir hal alıyor. Aslında Ergenekon etiketi geçen sene Ümraniye’de başlayan ve o günden bu yana yürütülen davanın müdahillerini tanımlıyor. Atılan ağ uzaklara doğru atılıyor, şok operasyonlar ve tutuklamalar kafaları da siyaseti de allak bullak etti. İlke defa hem de üst düzey komutanlar sorgulanıyor, tutuklanıyor bunlar bu ülkede bu güne kadar eşine rastlanmayan olaylardır. Gideceksin, askeri lojmanlardan hem de ordunun kilit noktalarında görev yapmış, daha düne kadar herkesin çekindiği generalleri alacak ve mahkemeye çıkartacaksın… Aynı kişiler suçlu bulunduğu için oradan da cezaevlerine gidecek… Herkes buna askerler de dahil olmak üzere hayal derdi hayal…. Aman bunlar artık ülkemizde yaşanıyor.
Devam eden dava büyük bir puzzle… İçinde her şey var. Bu yapı tamamıyla çözülmek zorundadır. Bu yapı tümüyle deşifre edilmelidir. Davanın iddianamesinde bir takım askerlerin, birtakım çevrelerin, yeni bir düzen peşinde koşan değişik yapıların ortak çıkarlar doğrultusunda silahlı bir askeri darbe için yaptıkları girişimden bahsedilmektedir. Ellerinde silah ve süngü gücünü bulunduran kilit konumlarda görev yapan askerlerin ve çeşitli alanlarda çalışan çeşitli militarist gurupların hukuk dışı yollara saptıkları kendilerince darbeyi bir hak olarak gördükleri iddianamede anlatılanlardan ortaya çıkmaktadır.
Ulusalcı çevrenin militarist organizasyonları hala devam etmektedir.. Bu yapının medyada, sivil toplum alanında, bürokraside kendilerine bağlı bir örgütlenmenin içine girdikleri gözüküyor.
Bu karanlık yapılanmanın hedefe giden yolda sansasyonel cinayetler işlettiği, sağa sola bombalar attırdığı, psikolojik hareket metotlarından biri olan kitleleri meydanlara yönlendirme işini ustalıkla yaptıklarını, kargaşa ve kaos peşinde koştukları mafya ve çetelerle işbirliği yaptıkları insanları fişledikleri bu gün açığa çıkmıştır. Darbe çalışmaları ve girişimlerinde bulundukları iddiasıyla tutuklanan şahısların yargılandığı bu Dava Türkiye için bir sınavdır. Bu bir sivilleşme, demokratikleşme sınavıdır. Darbeciliğin son bulduğu, hukuk devletinin hakim olduğu aydınlık bir Türkiye için bu dava önemlidir. Herkesin gözü bu davada… Bu davanın temeli darbeye zemin yaratmak üzere çeşitli tertipler yapıldığı ya da yapılacağı varsayımına dayanıyor. Ortaya çıkan çok sayıda bilgi, belge ve bulgu da bu iddiayı güçlendiriyor. Türkiye’nin illegal yapılanmalardan kurtulması için bu sürecin yaşanması zorunludur.
-Yargı tam anlamıyla hukuk dışı yapılanmaların üzerine gitse karşısına ne çıkar?
Neler çıkmaz ki? Türkiye’nin NATO’ya girdiği süreçten itibaren yaşadığı bütün krizlerin, kaosların, olayların, darbelerin, provokasyonların, sansasyonel cinayetlerin, arkasında hangi ülkeler, hangi iç ve dış odaklar, karanlık servisler var, hepsi çorap söküğü gibi sökülür tabii giderlerse gitmesine izin verirlerse. Bu işler savcıları hâkimler aşar, toplumsal ve siyasal anlamda büyük kamuoyu desteği lazım, irade ve kararlılık lazım; çünkü hala Türk derin sisteminde bunlar etkili yerlerde varlar.
Darbe toplantıları, darbe günlükleri, karargah evleri, silahlar, bombalar, cephanelikler devam eden davada her gün yeni şeyler ortaya çıkıyor.
Bu dava kesinlikle sulandırılmamalıdır, ortaya çıkan belge ve bilgiler bir tek yeri adres gösteriyor. Devleti saran kuşatan yıllardır ülkeyi kaosa sürükleyen NATO’nun gözbebeği ulusalcı çevreleri…
Ulusalcılık Türk derin sisteminin resmi ideolojisidir. Bu resmi ideoloji ile hesaplaşılmadan, bu demokrasi düşmanı odaklar tam anlamıyla çökertilemez. Bunların hala Washington ve Pentagon’la bağlantıları var. İsrail, İngiltere ve Almanya’ya hatta Rusya’ya kadar varan karmakarışık derin bağlantılar ve işbirliğinin izleri görülmektedir,
Bütün bilgi ve belgeler derinlere uzandıkça; ulusalcı darbeci yapılanmanın yargılanması birkaç adım geri atıyor, davayı yürütenler en fazlasından kontrol dışına çıkmış güçleri etkisizleştirmeyi amaçlıyor. Şu bir gerçek davayı yürütenler kararlıkla cesaretle konuların üzerine giderlerse, izlerini sürerlerse karşılarına NATO ve Amerika çıkar. Bu kesin; çünkü bütün demokrasi dışı odakların gizli yapılanmaların arkasında NATO ve ABD vardır. Gladio da NATO’nun öz çocuğudur.
1950’lerden günümüze dünyayı karıştıran, toplumları birbirine düşüren, savaşlar çıkartan, darbeler yaptıran, rejimler değiştiren, demokrasileri yok etmeye çalışan, insanlığın baş düşmanı bir karanlık yapılanmadır. Avrupa soğuk savaşın bitiminin hemen ardından kısmen Gladio’dan arındı.
Bazı NATO üyesi ülkelerde Gladioların hukuk dışı eylemleri açıklanarak tümüne yakını tasfiye edildikleri halde Türkiye’deki uzantılarının varlığı ve eylemleri bu güne kadar hep saklı kaldı. Ülkemiz üzerinde bu karanlık yapılanma halen mevcudiyetini sürdürdüğü devam eden kaostan ve militarist yapılanmalardan belli. Gladio tipi yapılar temizlenmeden, ortaya çıkarılmadan tam anlamıyla ülkemiz düzlüğe çıkamaz, aydınlığa kavuşamaz. Önce Gladio denen pislik bütün her şeyiyle deşifre edilmeli, temizlenmeli ve yargı önüne çıkarılıp hesap sorulmalıdır.
Ulusalcı yapılanmalara en büyük desteği NATO konseptiyle yetişen Pentagonda Eğitim gören subaylar vermiştir NATO Eğitim tarzıyla 1952 den beri yetişen subayların bir çoğu hala Soğuk savaş döneminden kalma eğilimlere sahiptir.
Ulusalcı Solun en büyük özleminin askeri dikta rejimine dayalı neofaşist bir siyasal iktidar olduğu gizlenemeyecek kadar açık seçik ortadadır.
Açık faşizme giden neofaşist zihniyet Türk Demokrasisi ve siyasi hayatı için büyük tehlikedir. Toplumsal anlamda kitle desteğine sahip olmasa da militarist kesimlerde bir taban olduğu devam eden dava sürecindeki gelişmelerden bellidir.
Bu dava devam ederken bilgi kirliliği de had safhada, gerçeklerin ortaya çıkmaması için bir takım servisler medyadaki elemanları vasıtasıyla davayı magazinleştiriyorlar. Dava uzadıkça hukuk yara alacak, çeteler zaman kazanacak, demokrasi karşıtı odaklar tekrar güç kazanmaya çalışacaklar. Bu da Türk Demokrasisine büyük zarar verecek.
-AKP ve CHP’nin tavrını nasıl görüyorsunuz?
AKP ve CHP davayı yanlış yerlere sürüklüyor. AKP savcı rolünde, CHP ise avukat… Böyle olmaz, kimse siyasi rant peşinde koşmasın. AKP Demokrasi havariliğine boşuna soyunmasın. İki dönemdir tek başına iktidar, ama yaptığı bir şey yok. Cunta anayasası duruyor. Temel hak ve hürriyetler üzerinde hiçbir icraat yapmadı. Başörtüsü meselesi hala çözümlenmedi. Kamusal alan saçmalığı devam ediyor. Seçim meydanlarında Milliyetçi -Muhafazakar nutuklar atıyor, mütedeyyin kesimlerin oyunu almak için her türlü vaatte bulunuyor, ama seçim bittikten sonra tam tersini yapıyor milletle alay ediyor.
AKP asla demokrat bir parti değil sistemin partisidir. Onun da düzen partilerinden bir farkı yok. Devam eden dava sürecinde bir takın odakların taşeronluğunu başarıyla yürütmektedir çoğu zaman diğer bazıları gibi Atlantik ötesinden yönlendirildiği kuşku götürmez bir realitedir.
CHP Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi ve sonrasında ortaya koyduğu anti demokratik tavırlarıyla demokrasiye büyük zarar vermiştir. Ergenekon adı verilen davada darbecileri, cuntacıları savunmaya devam ediyor. CHP, 21 Mart 2008 günü gözaltına alınan Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi, her dönemin olay adamı, uslanmaz cuntacı İlhan Selçuk ve eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu gözaltına alındıktan hemen sonra ekibiyle Cumhuriyet Gazetesini ziyaret etmiş, bunun laik Cumhuriyete bir saldırı olduğunu iddia etmişti.
1 Temmuz 2008’de ADD Genel Başkanı, eski Jandarma Genel Komutanı ve CHP çizgisindeki bazı kişilerin alınması sırasında “ Ergenekon Davası skandaldır.” demiştir.
CHP lideri 29 temmuz 2008 günü partisinin meclis grubunda yapmış olduğu bir konuşmada devam eden Ergenekon operasyonları için “Başbakan savcıysa bende avukatım” diyor yani bu davada yargılanan kişilere sahip çıkıyor anlaşılıyor’ ki Avukat Baykal Savcılara çık kızmış. iddianame için “hukuki bir belge değil polemik yönü ağır basan siyasi bir belge” diyor, CHP demokratik hukuk devletini savunması gerekirken sırf hükümete olan muhalefeti yüzünden demokrasi dışı arayışlara girenlerle aynı çizgide buluşuyor.
Yine 10. dalga olarak adlandırılan büyük operasyonlarda gözaltına alınan bazı emekli komutanlar ve evi aranan emekli Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun evinin aranması üzerine, 7 Ocak 2009 günü yaptığı açıklamada “Hukuk değil, intikam operasyonu…” demiştir. Baykal darbe planı ve fişleme yaptığı iddiası ile Ergenekon Davasında bu gün içerde olan Şener Eruygur ile CHP genel merkezinde baş başa görüşmeler yapmıştı. Baykal iddianame için “safsata” tabirini kullanmıştı.
CHP bugünkü faşizan çizgisiyle Ulusalcılık ve Militarizm vektörlerine yerleşmiş vaziyette. CHP, ADD’den bir dizi darbeci çetelere kadar bir çok demokrasi düşmanı odaklarla iç içe geçmiş bir durumda. CHP, içerisinden konuştuğu otoriter – ulusalcı zihniyeti terk etmediği sürece, topluma tepeden baktığı sürece, milletin değerleri ile kavga ettiği sürece, demokrasi dışı odakların sesi olmaya çalıştığı sürece, iktidar yüzü asla göremez. Elitistlerin seçkinlerin jakobenlerin partisi olur; ama halkın partisi asla olamaz,
-Yine tartışmalar devam ederken Özden Örnek’ e ait olduğu öne sürülen “Günlükler” basında yayınlandı günlükler gündemden düşmüyor bunun gerçek payı nedir? bunlar darbe günlüklerimidir?
Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’ e ait olduğu söylenen darbe günlükleri yayınlandı. Bu konu mahkemelik bile oldu. gazetelerde yayınlanan Özden Örnek’e ait olduğu dile getirilen 3000 sayfalık darbe günlükleri çok önemlidir. Darbe günlükleri şimdi 2 İddianameye girmiştir. Darbe Günlükleri içerisinde isimleri geçenlerin bazıları içerde; ama emekli amiral Özden Örnek dışarıda. Diğerleri gibi Örnek de sorgulanmalı, ifadesi alınmalı, bildiklerini yargıyla paylaşmalıdır.
Örnek’in günlüklerinde “Ayışığı”, “Sarıkız”, “Yakamoz”, “Eldiven” gibi darbe planları ve girişimlerden söz ediliyor. Kendisi inkar etse’ de kamuoyu aynı fikirde değil. Darbe Günlükleri ülkemizin hangi kritik süreçlerden geçtiğinin bir belgesidir.
Devlet içerisinde yasa dışı işler yapacaksınız, her türlü karanlık faaliyetler içerisinde olacaksınız, illegal işlere bulaşacaksınız, ondan sonra kimse bizden hesap soramaz diyeceksiniz.
Ergenekon Davasına baktığımızda içlerinde yaklaşık 40 yıldır darbe peşinde koşan, bir türlü iflah olmayan demokrasi düşmanı tipler var. Yine içlerinde ömürleri Türk devletine ve milletine ihanetle geçen, iç savaş tahrikçiliği yapmış, iç ve dış odaklarla irtibatlı tipler var. Yine içlerinde daha yakın zamanda darbe girişimlerinde isimleri geçen, militarist bir rejim peşinde koşan, tek parti özlemcisi bir zihniyete sahip kişiler var…
Bu dava her yönüyle önemli yeter’ki çizgisinden sapmasın, zaman aşımına uğratılmasın, uzun yıllar sürmesin, adil bir yargılama ve hukuk çizgisinde devam etsin. Genelkurmay’ın emekli veya muvazzaf mensuplarına yönelik tanık ya da sanık olarak Ergenekon savcılarına soruşturma, gözaltı ve tutuklama taleplerine izin vermesi önemlidir. Çünkü ordu içinde karanlık işlere bulaşan, illegal yapılarla temasları olan bazı askerlerin bulunduğu bu gün açık seçik ortadır.
Siyasi hesaplara kilitlenmiş, darbe organizasyonlarında yer almış, demokrasi dışı arayışlarda bulunmuş bir takım emekli komutanların bu gün düştükleri durumu bundan 2 sene önce kimse aklına dahi getiremezdi.
Türkiye’de bu dava ile ilkler yaşanıyor. Artık darbe teşebbüsleri ahval-i adliyeden sayılmıyor. Adaletin her an yakalarına yapışabileceği ve artık darbe ile yatıp darbe ile kalkılamayacağı gerçeğini komiteci darbeci zihniyet öğrenmelidir.
Demokrasi dışı her türlü karanlık odakların üzerine gidilmelidir. Darbe peşinde koşan, cuntalar kuran, sansasyonel eylemler yaptıran, cinayetler işleten, hukuk dışına çıkan, mafyalaşan, çeteleşen, sıfatları, makamları, unvanları ne olursa olsun herkes hukuk önünde hesap vermelidir.
Kimse dokunulmazlık zırhının arkasına saklanamaz… Suç işlemişse, kanunları çiğnemişse, elbette Türk yargısına hesap verecektir.
-Bu davada nelere dikkat edilmelidir?
Bazen, bu davayla ilgili operasyonlarda davayla alakası olmayan sıradan insanların da adeta bir suçlu gibi gözaltına alındıklarına basından şahit oluyoruz. Gerek gözaltılarda gerekse sorgularda hukuka uygun davranılmalıdır. Her gözaltına alınan ve her tutuklanan mahkemeler sonuçlanmadan suçlu sayılamaz. Devam eden bu davada teröre bulaşmamış, demokrasi dışı arayışlara girmemiş, insanların fikirlerinden dolayı gözaltına alınması, davaya gölge düşürür, buna dikkat edilmesi lazım.
Yargı zihniyet polisliği yapmamalıdır. Soruşturma ve yargılamalar demokratik hukuk devletine yakışır bir şekilde olmalıdır, devam eden davada hukuka uygun bir şekilde ifadeler alınmalı, sorgular yapılmalı, davaya zarar verecek uygulamalardan mutlaka kaçınılmalıdır.
Ergenekon örneğindeki gibi; bu tip toplu davalarda sanık ifadelerinin istikametine göre dava süreci derinleşebiliyor, yeni tanık ve sanıklar ortaya çıkıyor, dolayısıyla da ortaya bir zaman problemi çıkabiliyor. Burada dikkat edilecek en önemli husus “Geç kalan adalet, adalet değildir” ilkesi çerçevesinde masumların mağduriyete uğramamasıdır.
Bu soruşturmayı yürütenlerin işleri kolay değil bunu herkes biliyor. Fakat ne olursa olsun masum insanlar suçsuz yere suçlu muamelesi görmemelidir. Bu davayı yürütenler buna özen göstermelidir. Çünkü bu davada yargılanan insanları tanımak demek onlarla geçmişte ortak dostlukları olmak demek… Onlarla tanışıyor olmak insanların suçlu olduğunu göstermez. Davaya gölge düşürecek anti demokratik tavır ve yaklaşımlardan mutlaka kaçınılmalıdır.
Bu tarihi dava siyasallaştırılmadan, yargı süresince sulandırılmadan sonuçlandırılmalıdır. İnsan hakları ve hukuk devleti ilkeleri içinde kalınarak bu karanlık gizli yapılanmalar deşifre edilmeli ve çökertilmelidir. Sis perdesi aralanmalı, bütün gizli odaklar hangi kurumlar içerisinde örgütlenmişlerse bulunup ortaya çıkarılmalıdır. Örgüt içinde örgüt haline gelen karanlık ve korku imparatorluğunun bütün alt üst kadroları isimleri yapıları mutlaka yargı önünde hesap vermelidirler.
Bu dava bir kin ve intikam fırsatı olarak kullanılmamalıdır. Kime ve nereye kadar dokunuyor, uzanıyorsa oraya kadar gitmelidir. Kimse dokunulmazlık zırhının arkasına artık saklanmamalıdır. Hukuk dışına çıkan kim varsa adalet önüne çıkarılmalıdır.
-28 Şubatta andıçlar şimdi darbe planları, günlükler basında çarşaf çarşaf yer alıyor kimler ne yapmak istiyor?
28 Şubat zihniyeti hala bürokraside ve medyada gücünü devam ettiriyor. Geçmişte andıçlar şimdi siyasete müdahale planları, darbe çalışmaları, belgeler, günlükler ülkede hala kaos peşinde koşan odakların varlığını göstermektedir.
Andıç kelimesi hayatımıza 28 Şubat süreciyle girdi. Medya yoluyla itibarsızlaştırma operasyonu olarak özetlenen andıçta bazı gazeteciler ve sivil toplum temsilcileri hedef alınmıştı. Bu andıçın arkasında dönemin Genelkurmay 2. başkanı Çevik Bir ile Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Öskasnak çıkmıştı.
Şimdi yine andıçtan aşağı kalmayan kirli planlar, komplolar, entrikalar devrede. Ülkemiz kaset savaşları belge savaşları ile kaynıyor, nedir ne değildir kimse bilmiyor. Basında yer alan belgeler ihbar mektupları sahte mi? Gerçek mi? net değil. TSK zan altında, MİT ve Emniyet zan altında Hükümet ise gevşek davranıyor. . Basında yer alan belgeler sahtede olsa gerçekte olsa Türkiye kaosa sürükleniyor Devlet yıpranıyor, Ordu yıpranıyor, Siyaset kurumu yıpranıyor bir takım iç ve dış odakların devletimizin içine kadar girdiği beşinci kol faaliyetlerini sürdürdüğü yaşananlardan belli. Yabancı servisler ülkemizde cirit atıyor. İstihbarat çalışmalarını her alanda sürdürüyorlar, devleti yönetenlerde buna seyirci kalıyor.
Ordu içindeki bazı subayların 28 Şubat sürecinden beri “ irtica ile mücadele” adı altında hazırladıkları darbeci eylem planları, darbe günlükleri, demokrasi dışı yöntemler kamuoyunu derinden etkilemektedir. Çok partili siyasi hayata geçtiğimizden günümüze , Hükümeti ve TBMM yi ortadan kaldırmaya yönelik darbe teşebbüsleri devam ediyor. Kendilerini TBMM nin üstünde görenler var. Milletin emanetini hukuk dışı illegal yollardan zorla ele geçirmeye çalışanlar var. Bu hareketler ülkenin geleceğini karartıyor. Bunlar topluma nifak tohumları ekiyorlar.
Demokratik hukuk devletinde andıçlar fişlemeler tuzaklar komplolar entrikalar olmaz. Bu yollara başvuranlar Demokratik rejimin baş düşmanlarıdır; bunlarla bütün herkes mücadele etmelidir.
Halen devam eden davada çıkan belgeler krokiler ve cephanelikler TSK’ya zarar vermektedir. Ordu içinde birileri ordu mensubu olmalarının kendilerine her şeyi yapma hakkı verdiğini zannediyor. TSK, suç işleyen ordumuzu yıpratan ve onu hukuk dışı odaklarla sanki içli dışlıymış gibi göstermek isteyen militarist zihniyete sahip kişileri mutlaka içinden söküp atmalı yargıya teslim etmelidir. Gerçi bu davada savcıların ordu mensupları içerisinde şüpheli gördüklerini yargılamasına izin veriyor. Ama yetmez kendisi bizzat kendi içinde askeri yargısını çalıştırmalıdır.
İstenirse neredeyse işporta tezgahlarına düşen belgelerin doğru olup olmadığı öğrenilir. Sonuç nasıl çıkarsa çıksın Devlet kurumları içinde darbecilik oyunu oynayanların var olduğu görülmektedir.
Özelikle TSK kendisini zan altında bırakan belgeler için öyle bir ceza uygulamalıdır ki bundan böyle kimse darbe yapmayı akılından bile geçirmemeli. Bunun yanında darbelere gerekçe yapılan darbecilere cesaret veren bazı yönetmeliklerin maddeleri kaldırılmalıdır.
TSK içindeki çürükleri temizlemelidir. TSK kendini yıpratan TSK ilkelerine kurallarına aykırı hareket eden tiplere bünyesinde asla müsaade etmemeli, bunlarla sonuna kadar mücadele etmelidir.
Milletimizin gözbebeği Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz Ordumuzun itibarını entrika ve komplolarla küçük düşürmeye yeltenen 3-5 kendini bilmezin oyununa gelmeyecek kadar aklı selim ve itidal sahibidir, maceracı zihniyetlere izin ve geçit vermez.
Kirli tezgah devam ediyor; darbe planları postmodern darbeyle benzerlikler taşıyor. Demokrasiyi yok etmeye yönelik kirli girişimlere kimse sessiz kalamaz. 28 Şubat sürecinde de andıçlar belgeler hep inkar edilmişti fakat sonunda Ordu İçinde BÇG gibi yapıların hukuk dışı işler yaptıkları anayasal suç işledikleri ortaya çıkmıştı. Ülkeyi idare eden hükümetler kimisi askerlerden korktuğu kimi onlarla işbirliği yaptığı için Darbecileri TSK dan tasfiye edemedi, onlardan hesap soramadı.
Menfur Danıştay saldırısı ardından yaşanan diğer provokatif girişimler tamamen kutuplaşma ve sokak savaşları artırılarak ülkeyi gerilime ardından Faşist bir diktatörlüğe götürme planlarıdır işte son günlerde ortaya çıkan tablo bunun göstergesidir. Devam eden süreç küçük bir 28 Şubat denemesidir. Son yıllarda görülüyor ki darbe peşinde koşan zihniyet TSK içinde cılızda olsa varlığını devam ettirmeye çalışıyor. NATO cu zihniyete bağlı birileri, “irtica ile mücadele” hikayesiyle ülkeyi kaosa, demokrasiyi tehlikeye, toplumu çatışmaya itecek tertipler peşinde…
Bu ülkede “irtica” diye bir tehdit olmadığını herkes bilir. irtica tamamen darbecilerin bir uydurmasıdır.. Bunlar irtica ile değil demokrasiyi ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.
Bu ülkede yine unutmayalım ki; Asker- siyaset ilişkileri kırılgan ve sorunlu bir yapıya sahip. Asker siyaset geriliminden nemalanalar var. Asker ile hükümet arasında sürekli çatışma çıksın, problemler devam etsin diyen şer merkezleri var. Askerlerin sivil irade ile samimi ve demokrasinin kurallarına uygun bir şekilde görüşmelerinden, Ordu – Siyaset ilişkilerinin normalleşmesinden rahatsız olan odaklar var. Ordunun yüzünü demokrasiye dönmesi, siyasete müdahaleden uzaklaşarak kendi alanında yoğunlaşma çabaları özellikle demokrasi düşmanı kesimler tarafından istenmiyor.
TSK da Hükümetlerde sürekli kriz üretmeye çalışan bir takım merkezlere karşı çok dikkatli olmalı kriz simsarlarının oyunlarına gelmemelidir. Asker kendi üzerinden sivil ,iradeyle kavga etmeye çalışan kimselere izin vermemelidir.
Genelkurmay başkanlığı kendi bünyesinde Darbe girişimi çalışmaları yapan, , planlar, krokiler hazırlayan, kişi ve kişilere karşı hassas tutumunu sürdürmeye devam etmeli, demokrasi dışı yapılara asla müsaade etmemeli, bunlarla olan mücadelesini sürdürmelidir.
Genelkurmay adına yapılan açıklamalarda “demokrasi ve hukuk dışına çıkanların TSK’da barınamayacağı” söyleniyor. Güzel söyleniyor. ama söylenen sözlere rağmen Genelkurmay karargahında dünden bugüne hukuk dışına çıkanlar hiç eksik olmuyor. Karargahın içinde andıçlar hazırlanıyor, belgeler düzenleniyor. Sözde “ irtica ile mücadele” adı altında yıllardır demokrasi dışı çalışmalar yapılıyor. İnsan merak ediyor. Sormadan edemiyor bu nasıl bir anlayış bu tür çalışmalar bir kaç askerin çalışması olabilir mi? olamaz.
TSK içinde mevzilenmiş bir gurubun ordumuzu yıpratan ve onu kamuoyu önünde tartışmaların içine çeken yasadışı işler yaptığı ortadadır. Genelkurmay karargahı bu noktada hassas olmalı şüpheleri bitirmeli kim olursa olsun darbe cunta peşinde koşanları anında deşifre etmeli ve hukuk önüne çıkarmalıdır.
Türkiye de artık hiçbir şey gizli kalmıyor sorunlar demokrasi ile çözülür. arık sivil iradenin üstüne çıkan askeri vesayet dönemleri kapanmalıdır. Demokratik bir ülkede ordu içinde birilerinin görevini yasalardan almayan kanunları hiçe sayan millete tuzak kuran demokratik rejim varlığına kast eden girişimlerine asla müsaade edilmez. Yoksa ülkenin adı demokratik cumhuriyet değil garnizon cumhuriyeti olur. Gazi Mustafa Kemal bu Cumhuriyeti milletle kurdu. Ve her zaman da “asker kışlasından çıkmamalı siyasete bulaşmamalı” dedi ordumuz Gazi Mustafa Kemalin milli iradeyi ön planda tutan anlayışından sapmamalıdır. Milletimiz ordumuzun yanındadır. Millet balans ayarı yapmak isteyenlerin peşinden gitmez balans ayarlarını millet bozar. Bunu herkes bilsin. Biz BBP olarak “Demokrasiye ve hukuka halel getirecek her plan ve eylemi” şer olarak tanımlamaktayız. Bakın liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu yine tarihi sözlerinden birinde şunları ifade ediyor “yasa dışı oluşumların tümünün üzerine kararlılıkla gidilmelidir Ordu İçinde darbeci eğilimler taşıyanlar anında tasfiye edilmelidir. bu gün çok derin bir cuntalaşma ve derin bir çeteleşme söz konusu yargıya güç verelim hukuk devletini savunalım”.
-Bir taraftan yine bu dava sürecinde sahte belgeler, iftiralarla dolu gerçek dışı imzasız, ihbar mektupları piyasaya sürülüyor. Öte yandan PKK itirafçılarının sözleriyle ordumuz ve devlet kurumları yıpratılmaya çalışılıyor, bu konuda sizce neler yapılmalı?
Evet dediğiniz gibi bu tür şeyler oluyor. Bir taraftan asla güvenilmeyecek olan her zaman dikkat edilmesi gereken ne yapacakları belli olmayan PKK itirafçıları ve yine onlardan farklı olmayan beşinci kol grupların işbirlikçisi olan bazı medya organları ve sözde gazeteciler yüzünden dava bazen sıkıntılı bir sürece giriyor.
TSK yı Hedef alarak yayın yapan Amerikancı, AB ci tekelci medya bu süreçte gerçeği ortaya çıkarmak için değil ortalığı karıştırmak ve gerçekleri ters yüz etmek için kirli yayınlar yapıyor. Medya içinde bir çok beşinci kol mensubu ajan ve provokatörlerin olduğu çıkan devlet ve millet düşmanı yazılardan yayınlardan bellidir.
Devam eden dava sürecinde sahte bilgiler, uydurma belgeler piyasaya sürülüyor. MİT ve değişik kurumlara gönderilen yalanlarla, iftiralarla dolu imzasız, belgesiz ihbar mektupları tamamen davayı sabote etmeye yöneliktir. Savcıların ve mahkeme heyetinin abuk sabuk akıl ve izan dışı böyle gerçek dışı yollara başvuran kötü niyetli, bir yerlerden servis edilerek gönderilen sahte ve yalanlarla dolu iftira yazıları yazanları, yazdıranları bulup hukuk önünde hesap sormalı. Kimse böyle iğrenç metotlara başvurmamalıdır. Savcılar ayrıca bu tür yalan haberleri gerçekmiş gibi kamuoyuna sunan medya organlarından ve iftira dolu yalanları araştırmadan soruşturmadan teyit etmeden okuyucuya gerçekmiş gibi sunan, insanların kişilik haklarına saygı göstermeyen insanların haysiyeti ve şerefi ile oynayan bu tür maksatlı asparagas haberler yapan sözde gazetecileri de mutlaka yargı önüne çıkarmalı ve hesap sormalıdır ve bir daha kimse yalan haber yapmamayı öğrenmelidir. Bu noktada basın konseyine gazeteciler cemiyetine ve sorumlu medya kuruluşlarına büyük görev düşmektedir. En çok da Ergenekon savcılarına…
Bazı insanlar suçsuz yere atılan iftiralar yüzünden mahkeme kapılarında dolaşmakta veya yalan haberleri yapan medya organlarını mahkemeye vermek için adliye kapılarında dolaşmakta, haklarını aramaya çalışmakta ve hukuk önünde bunlardan hesap sormaya çalışmaktadır.
Yine burada her zaman sıkıntılı olan PKK itirafçılarına da dikkat edilmelidir. Bunların söyledikleri her şey doğru kabul edilerek devlet kurumları yıpratılmamalıdır.
PKK itirafçılarının bazılarının, bölgede yasa dışı karanlık işlere bulaştıkları ortaya çıkmıştır. Devlet kurumlarının ardına saklanarak “PKK ile mücadele” adı altında pis işlere bulaşan çok sayıda itirafçının olduğu, devam eden dava sürecinde, basına yansıyan haberlerden bellidir. Devlet kurumları devlete zarar veren, bölge halkında devlete karşı olumsuz düşünceler beslemesine yol açan, halka zulmeden kanun dışı işlerle uğraşan, rant peşinde koşan, bazı PKK itirafçıları ve bazı koruculara karşı çok ciddi önlem almalı ve bulaşanları süratle tasfiye etmeli deşifre etmeli yargıya teslim etmelidir.
Bir takım karanlık unsurlar kendi başlarına cinayetler işlemişler, illegal işlere girmişler şimdi bu işleri yapan birkaç karanlık tip yüzünden devlet zan altında kalıyor.
Devletin kurumları mafyavari davranamaz. Kendini devlet yerine koyan mafyavari davranan ve faşizan yöntemler kullanan unsurlar asla devlet kadroları içerisinde barınamaz. Bunlara müsaade edenler devlete ve millete karşı en büyük suçu işlerler.
Şimdi PKK itirafçıları diye adlandırılan bazı kişiler, PKK ile mücadele etmiyor yaptıkları kanunsuz işlerle devleti yıpratıyorlar. Birçoğu da zamanla tekrar PKK terör örgütünün yanına gidiyor. Bazı PKK itirafçılarının yalanlarından, iftiralarından dolayı ömürlerini dağlarda, sokaklarda terör örgütü ile mücadeleyle geçirmiş, aralarında birçok gazinin de bulunduğu güvenlik güçlerimizi yıpratmaya yönelik hareketlerden özenle kaçınılmalıdır. Bölücü terör örgütleriyle kahramanca mücadele eden binlerce şehit ve gazi veren kahraman güvenlik kuvvetlerimizi PKK terör örgütünün ağzıyla konuşan üç beş itirafçının iftiralarıyla suçlu gibi göstermek, vatan hainliğinden başka bir şey değildir.
Terör örgütü ve yandaşları şimdi ordumuza ve güvenlik güçlerimize saldırmak için PKK itirafçılarına sığınmaktadır. Tekelci medyada yaptığı kirli yayın ve haberlerle bölücülerin işini kolaylaştırmaktadır. Demokrasi ve hukuk dışına çıkan devlet görevlileri varsa yargı cezasını verir. Ama bir kaç kişi yüzünden Ordumuzu Devletimizi yıpratmak isteyen iç ve dış odakların karanlık oyunlarına gelinmemelidir. Stratejik maşa PKK terör örgütü ve diğer vatan haini odaklar ordumuza, askerimize karşı yıpratmaya yönelik haince faaliyetler yapmaktadır. Emperyalist ülkeler ve yabancı istihbarat servisleri de ordumuzu yıpratmaya yönelik karanlık faaliyetlerin içindedir. Devlet yetkilileri savcılar, hâkimler bu dava sürecinde bölücü örgütlerin kamuoyunu etkilemeye yönelik hain planlarına dikkat etmeli tezgaha düşmemelidir.
BBP Lideri Sayın Yazıcıoğlu, hükümeti ve devlet yetkililerini ordumuzu yıpratmak isteyen, terörle mücadeleye zarar vermeye çalışan, güvenlik güçlerimizi pasifize etmeye, onların morallerini, bozmak isteyen dış mihraklara ve işbirlikçilere karşı daha geçtiğimiz günlerde tarihi uyarılarda bulundu. Terörle mücadelede kararlı olunmalı asla zaafa düşülmemeli, dedi. Özellikle istihbarat alanında ABD ve İsrail’e asla güvenilmemesini bunlarla işbirliği yapılmamasını açıkça söyledi. Başta PKK olmak üzere bölücü bütün çevrelerin arkasında CIA ve Mossad’ın olduğunun altını ısrarla defalarca çizdi.
-Sizce hukuk siyasallaştırılıyor mu?
Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun söylediği gibi herkese bağımsız hukuk dokunabilmelidir. Ama hiç kimseye siyasallaşmış hukuk dokunmamalıdır.
Bu güne kadar yapılan 11 operasyon ister devlet içindeki güç kavgalarının iç hesaplaşması olsun isterse de bir sürü komplo teorileri üretilsin herkes Ergenekon Davasının dumura uğratılmadan sonuçlamasını beklemektedir. “Bırakın birbirlerini yesinler.” anlayışı Ergenekon Davasını “tukaka” etme anlayışıdır. Böyle bir şey hukuk devletini yok eder, bir daha karanlık odaklarla kimse mücadele edemez.
Nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın Türkiye demokrasisi bu süreçten kazançlı çıkacaktır. Demokratik sivil iktidara demokrasi dışı yollarla müdahale çabaları toplum nazarında bu dava sayesinde mahkûm edilmiştir. Artık her önüne kalkan darbe peşinde koşamayacaktır.
Siyasi çekişmeleri, ideolojik kavgaları, önyargıları bir tarafa bırakarak karanlık ve derin güç odaklarına karşı hepimiz hukukun ve demokrasinin yanında olmalıyız.
-Türkiye tarihinde ilk defa ezber bozuluyor.
İlk defa emekli komutanlar, muvazzaf subaylar, emniyetçiler, bürokratlar tutuklanıyor, mahkeme karşısına çıkarılıyorlar. Bunlar Türk demokrasisi açısından önemli… Artık sıradan insanlar değil, devletin en hassas kurumlarında görev yapmış insanlarda sıfatlarına ve güçlerine bakılmadan gözaltına alınabiliyor, sorgulanabiliyor. Düne kadar mahkemelere bile çağrılmayan, çağrılsalar da ifade vermeyenler şimdi tıpış tıpış gidiyorlar.
Artık her önüne gelen ordu evlerinde, karargâh evlerinde, localarda, lobilerde, ofislerde darbe planları yapamayacak. Her önüne gelen sivil siyasetçiye kafa tutamayacak, emir ve talimat yağdıramayacak. Artık bu dönemler kapanmaktadır. Dava bu açıdan olumludur.
Bu gün devletin içine sızmış illegal derin bir yapının olduğu konusunda herkes hem fikir… Bu yapı onlarca yıldır kanun tanımıyor, hukuk tanımıyor, sansasyonal cinayetler yaptırıyor, ortalığı kaosa çeviriyor… Uyuşturucu, silah ve kara para aklama dahil her türlü illegal işlere bulaşmış mafyayı kendine bağlamış, çetelere göz yummuş, işine gelmeyenleri baskıyla, şantajla tehdit etmiş, devlet imkanlarını kullanmış ve her türlü ahlaksızlığa bulaşmış pis işler yapmış…
Bu karanlık yapının geçmişi 1950’lere kadar gider… ABD-NATO bağlantılı bu gizli yapılanma soğuk savaş döneminin ürünüdür ve Türkiye’nin başına hep bela olmuş, kötülükler getirmiştir. Herkes yerini ve haddini bilmelidir. “Demokrasiye balans ayarı yapmaktan” vazgeçmelidir.
-Ergenekon Davasında çifte standartlar yapılıyor… İlhan Selçuk ve Sabih Kanadoğlu için ortalığı yıkanlar İbrahim Şahin’e gelince hemen infaz ediyorlar…
Dediğiniz doğru.. . 21 Mart 2008 günü 3. dalga diye adlandırılan operasyonlarda gözaltına alınan İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu için ve 10.dalga diye nitelendirilen 7 0cak 2009 günü yapılan operasyonlarda gözaltına alınan MGK genel sekreterliği yapmış Org. Tuncer Kılınç, eski Harp Akademileri Komutanı Kemal Yavuz ve meşhur 367’nin mucidi Emekli Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun evi arandı diye ortalığı velveleye verdiler. Gözaltı ve aramalar üzerine bazı statükocu kesimler ayaklandılar. Vay efendim ulusalcı gazeteciler, hukukçular, komutanlar nasıl gözaltına alınır? Kemalist hukukçu Kanadoğlu’nun evi nasıl aranırmış?
Bu güne kadar ülkede yaşanan onca gözaltıya hukuk dışı olaylara ses çıkartmayan Ulusalcı zihniyet şimdi feryat figan ediyor. Kanadoğlu olayı sonrasında bu çevreler bir polis aramasının nasıl yapılması gerektiğini masumiyet karinesinin ne olduğunu ilk defa tartışmaya başladılar yani kendilerine dokunulmazlara hafiften bir dokunulunca..
Ama bu operasyonlarda milliyetçi kimlikleri ile tanınan bazı kimseler gözaltına alınınca diğer malum çevreler onlar için seslerini çıkarmıyorlar… Onların geçmişten gelen milliyetçi özellikleri bu grupların işine gelmiyor. Geçmişten gelen ideolojik husumetler burada öne çıkıyor. Bir kere darbecinin cuntacının mafyacının solcusu sağcısı, devrimcisi milliyetçisi olmaz. Kanunlara karşı gelen hukuk dışı yollara sapan kim olursa olsun herkes suçludur suç işleyen kim olursa olsun ayrım yapılmamalıdır kimse korunmamalıdır.
İlhan Selçuk içeri alınınca hemen medya patronları, iş dünyasının patronları ayaklandılar. Hepsi Cumhuriyet Gazetesini ziyaret ettiler. Tescilli cuntacı İlhan ağabeylerine bağlılıklarını bildirdiler.
Başrolde sistemin muteber adamı Ulusalcıların finansörlüğüne soyunan Rahmi Koç vardı. Oligarşik güçler İlhan Selçuk’a tam kadro sahip çıktılar. Devrimci İlhan Selçuk yıllarca düşmanlık beslediği, aleyhlerine yazılar yazdığı, şimdi ise “dostum” dediği iş adamı Rahmi Koç’un verdiği pardüseyi üzerinden çıkarmıyor. Nereden nereye… “Devrimci-sermaye ittifakı” dedikleri bu herhalde…
Sabih Kanadoğlu mevzusuna gelince... Hukuk demek hukukçu demek değildir. Kaldı ki bir savcının evinde, hem de mahkeme kararıyla arama yapmak hukuk devleti ilkesini neden zedelemiş olabilir?
“Hukuk önünde eşitlik” ilkesini kabul edenlerin bazı kişileri daha saygın kabul edip onlara ayrıcalıklı konumda görmeleri hukuk adına üzüntü vericidir. YARSAV Başkanı yargıya zarar vermiştir. Adalete olan güveni tam bir siyasi militan gibi davranarak sarsmak istemektedir.
-YARSAV ne yapmak istiyor?
YARSAV başkanı bir yargı mensubu gibi değil bir siyasi partinin taraftarı gibi hareket ediyor Kanadoğlu olayı duyulur duyulmaz Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu soluğu Sabih Kanadoğlu’nun evinde aldılar, ona destek verdiler.
YARSAV başkanı devam eden davayı sulandırmaya çalışmakta… O zaman yapması gereken şudur, savcılık cüppeni çıkar, Yargıtay binasında demeç vermeyi bırak ve git CHP’de siyaset yap…
YARSAV başkanı, Ergenekon Davasından tutuklanan Jandarma İstihbarat Daire Başkanı Levent Ersöz ile baş başa yemek yiyecek, ona bilgiler aktaracak kadar ve Darbe girişimleri içinde yer alan bir generalle hukuk dışı görüşmeler yapacak kadar hukuk dışı bir kimliğe sahip…
Yasalar karşısında hukuki varlığı tartışmalı bir derneğin başkanı olan Eminağaoğlu devam eden bir davayı etkimeye, sulandırmaya çalışıyor.
Yüksek yargıda hala 28 Şubat’ın etkisi var… YARSAV Başkanı Eminağaoğlu çürük raporuyla gündeme gelmişti. Ona çürük raporu veren GATA şimdi Şener Eruygur skandalı ile yıpranmaya devam ediyor. GATA’nın Ergenekon Davası sanığı emekli komutanlara sahip çıktığı bu gün açıkça ortadır. GATA da zan altındadır. Görünen odur ki asker–yargı–siyaset arasında gizemli ilişkiler var…
Türkiye için çok önemli bir davada Kanadoğlu için yapılanlar, bu davayı manipüle etmeye yönelik girişimlerdir. Hani hukukun üstünlüğü vardı?
Barolar Birliği ve bazı barolar anayasanın kendileri için çizdiği sınırların dışına çıkmışlar, yargı mekanizmasının suç işlediği iddiasıyla haklarında soruşturma açtığı kişileri savunur hale gelmişlerdir.
YARSAV başkanının Sabih Kanadoğlu’na sahip çıkması boşuna değildir. Cumhuriyet başsavcılığı döneminde Kanadoğlu’nun en gözde savcısıydı. Yargının bir kısmını temsil eden YARSAV’ın başına Hukukçu kimliğinden daha çok ideolojik kimliğinden dolayı getirilmiştir Lions ve benzeri katı Laikçi kimlikleriyle bilinen kuruluşlar Eminağaoğlu’nu çok severler. YARSAV başkanı Eminağaoğlu başkan seçilmeden 1 ay önce Kavaklıdere Lions Kulübünden ödül aldı. Radikal ve Cumhuriyet gibi gazetelerde makaleleri yayınlandı bu gün bazı yazarları ve yöneticileri Ergenekon davasından yargılanan Cumhuriyet gibi malum bir gazetede yazılar yazan bir kişi Yargıyı temsil edebilir mi? Objektif davranabilir mi? Hukuk sisteminin daha iyi olması için çalışmalar yapması gereken YARSAV başkanı sert mizacı öfkeli üslubu çatışmacı özelikleriyle karşımıza çıkıyor. Yargının bağıran yüzü oluyor adeta Hükümete karşı ana Muhalefet lideri gibi hareket diyor.
Eminağaoğlu Hukuku çiğneyen tavrıyla Yargının imajını zedelemiştir. YARSAV yargı caimasını temsil etmiyor. 11 bin savcı ve hâkimden 1000 tanesi üye. Yasal bir dernek değil. YARSAV başkanının devam eden bir davayla ilgili Yargıtay binasında bir toplantı yapmaları, Ergenekon davasında yargılanan kişileri savunması tamamen Hukuka aykırı bir tutum ve davranıştır. Hâkim ve savcıların özlük haklarını koruması lazım gelen YARSAV adalet bakanlığının almak istediği 500 yargı mensubunun alınmasına Danıştay’a dava açarak engel oldu.
-367 nin mucidi olan Kanadoğlu için DP lideri Süleyman Soylu “367 olayının arkasında Ergenekon var” demişti..
Evet, ben de bu yorumunu gazetelerde okudum. DP lideri Süleyman Soylu, 22 Temmuz seçimleri öncesi gerek 367 olayının gerekse DP ve ANAP’ın Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili olarak meclise girmemesinin ardında Ergenekon olduğunu çeşitli gazetelerde yer alan söyleşisinde açıkça ifade etmişti.
DP lideri Soylu iki partinin meclisi boykot etmesinden gizli odakların büyük rol oynadığını 29 Ocak 2009 tarihli zaman gazetesinde yer alan söyleşisinde açıkça ortaya koyuyordu. ANAP lideri Erkan Mumcu’ya bu süreçte meclise oylamaya girmemesi için askerler tarafından büyük baskı yapıldığı bugün basına yansıyan telefon görüşmeleriyle ortaya çıkmıştır. Eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı Erkan Mumcu’yu telefonla arayıp “sakın girme” demiştir. Telefon görüşmelerinin basına yansımasından sonra bu olay Karadayı tarafından da itiraf edildi, Mumcu da bu olayı doğruladı.
Erkan Mumcu’yu arayanlardan biride Yargıtay eski başsavcısı Sabih Kanadoğlu. Mumcu’yla 45 dakika telefonla görüşüyor. Düşüne biliyor musunuz? Bir yargı mensubu hukuku çiğneyerek siyasilere akıl vermeye çalışıyor. Zinde güçlerin egemen çevrelerin has adamı hem de önemli bir görevde bulunmuş olan bir Yargı mensubu siyasete müdahale ediyor. Siyasilere akıl vermeye çalışıyor.
DP Lideri telefon görüşmelerinin basında geniş şekilde yer almasından sonra ANAP Lideri Erkan Mumcu’nun “Baskı görmedim” şeklinde bazı ifadelerinin basında yer alması üzerine Mumcuya Yönelik “kendi irademle meclise girmedim diyen kamu vicdanını yaralar” sözleriyle serzenişte bulunuyor Mumcu’yu eleştiriyordu.
Şimdi başta Sabih Kanadoğlu olmak üzere dönemin DP lideri Mehmet Ağar ve ANAP lideri Erkan Mumcu bildiklerini anlatmalı, tarihe ışık tutmalıdırlar. Hiçbir şey karanlıkta kalmamalıdır, hiç bir odak ve kurum siyasete müdahale etmemelidir. Demokrasiye balans ayarı yapmaya kalkmamalıdır.
Ergenekon terör örgütü yöneticisi olduğu gerekçesiyle tutuklu bulunduğu cezaevinden sağlık sorunları sebebiyle tahliye edilen emekli General Şener Eruygur’un eşi, eşinin tahliye edilmesi olayını anlatırken inanılmaz itiraflarda bulundu. İstanbul Ağır Ceza Mahkemelerini kastederek, “12. ve 14. mahkemeler bizden” diyor. Yani eşini ve diğer bazı tutukluları tahliye eden mahkemeler bizden etmeyenler ise karşı taraftan...
Mahkemeler bu hale düşmüşse, yani bizden-sizden gibi ayrımlar söz konusu olursa adaletin tecellisinden bahsetmek mümkün olabilir mi?
Peki, bu dava nasıl sonuçlanacak? Görüyoruz ki yargıda da ideolojik davranışlar var… Nerede kaldı davaların gizliliği, soruşturmaların derinliği, ifadeler, konuşmalar, belgeler… Her önüne gelenin elinde ifadeler var. Daha emniyet aşamasında, savcılık aşamasında sorgular devam ederken sorgunun hemen bitiminde hukuki süreçler daha bitmeden basına servisler yapılıyor. Bunlar bu davaya büyük zarar vermekte, hukuk diye bir şey kalmamakta ve adalete olan güven sarsılmaktadır.
Medyada büyük bir bilgi kirliliği yaşanmakta… Ortalıkta tam bir dezanfarmosyon var, psikolojik bir savaş var… Her yönüyle araştırılmadan, incelenmeden, doğru mu yanlış mı diye kaynağına inilmeden masa başında hazırlanan düzmece senaryolarla insanların haysiyet ve şerefiyle oynanıyor. İnsanlar rencide ediliyor, çamur atılıyor, karalanmaya çalışılıyor. Artık bu davayı yürüten savcı ve hâkimlerin ve özellikle devleti yönetenlerin bu konuda oldukça duyarlı ve hassas olmaları lazımdır. İftira atan, yalan haber yapanlar hakkında mutlaka ağır yaptırımı olan kanunla çıkartılmalı, gazeteciler cemiyeti ve basın konseyi lak lak yapmayı bırakmalı, adam gibi görevlerini yapmalı ve sorumluklarını yerine getirmelidirler. Yapamıyorlarsa o koltuklarda makamlarda oturmasınlar…
Devler sırrı diye bir şeyde kalmadı, adaletin “a”sı kalmadı… Her önüne gelen birbirleriyle ilgili yalan haber üretiyor, belge, bilgi, delil olmadan insanlar hakkında yargısız infazlar yapılıyor…
Kartel medyası tepelerde isimler alınınca ürktüler… Genelkurmaya ve sosyeteye akredite olan Sabih Kanadoğlu’nun evi aranınca Amerikancı olduğunu söyleyen Kemal Gürüz gözaltına alınınca “bunlar ne yapıyorlar?” diyorlar…
Özel harekâtçı bazı polis memurları bu davadan içeri alınınca bazı medya mensupları çok sevindiler. Terörle mücadele etmesi gereken bazı devlet görevlileri kanunsuz bir iş yapmışlarsa onun cezasını çekerler… Ama daha yargı safhasında iken bunlar hakkında yargısız infaz yapanlar iş bürokratik, elitist seçkinci takıma geldi mi soruşturmalar dursun diyorlar.
Not: Bu röportaj baştan sona kadar Şubat ve Mart aylarında hazırlanmış ancak araya giren üzücü Helikopter kazası ve sonrasında yaşananlar nedeniyle ancak Haziran'da yayınlanabilmiştir.
Sinan DEMİR / 2023haber.com
Bu yazı toplam 913 defa okundu.