ÇOK OKUNANLAR
HAFTALIK
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Camii kilise olur mu?
Betül AŞIK
info@betulasik.com
Camii kilise olur mu?
25 Ağustos 2010 Çarşamba Saat 14:24

Aşağıda paylaşmak istediğim ve gerekli gördüğüm bir derleme var. Son günlerde sık sık şikâyet edilir oldu camilerdeki sandalye ve benzeri aparatlar. Normalde de camilerde mutlaka bir kaç tabure olur dizlerinden rahatsız olan insanlarımızın kullanmaları için ve olmalıda elbette. Fakat son günlerdeki rahatsızlık bir kaç taburenin ötesinde bir şey. Dilerim "dinin direği" denen namaza kimse burnunu sokmaz. Canı sıkılan varsa daha farklı bir meşgale bulmalı kendisine. Ve Allah'a karşı diz çökmek bu milletede zûl gelmeye başlamışsa tembellikten dizlerini bükemez hâle gelmişlerse söyleyecek bir şey bulamıyorum.

Aslında bunda korkulacak bir şey yok elbette. Bir kaç aklı evvelin denemesidir mutlaka. Nabız yoklamadır. Acaba bu millet sandalyeye oturur mu? Sonuca göre devamını getirmek isteyecektir bu aklıevveller. Sandalye mi seccade mi? Bunlar boşa kürek sallayıştır. Asırların geleneği ve her şeyden önce Allah'ın emri. Ben bu yaşıma kadar hiç yıkılmış bir çınar ağacı görmedim en kötü hava şartlarına rağmen.
Betül Â.
Ramazan ayı dolayısıyla camilerimiz dolup taşıyor. Bu aşırı sıcaklara rağmen dinin temeli olan namaz için camilere koşuluyor. Maalesef birileri de sinsice bu namaz ibadetini boşa çıkartmak için uğraşıyor. Nasıl mı? Dinde yeri olmayan; taburede, sandalyede, sırada namaz kıldırarak... Çok şükür birçok meslektaşımız bu oyunun farkında. Tepkilerini de çok güzel bir şekilde yerine getiriyorlar:
“Camilerimizde öyle görüntüler yayılıyor ki, dışarıdan bakanlar, cemaatin bir bölümünün harp gazisi, ya da ortopedik sorunlar başta olmak üzere çeşitli dertlerden muzdarip hastalıklı kişiden oluştuğunu sanabilir.
Tatil vesilesi ile muhtelif yerlerde seyahat halinde iken, birçok camide daha önce bu kadarına rastlamadığım bir görüntü ile karşılaştım. Bartın’ın 3 bin nüfuslu bir beldesinde, en fazla 200 kişinin namaz kılabildiği bir camide tabureye oturarak namaz kılan en az 30 kişilik bir grubu fotoğraflama imkânı buldum. Bu kadar az sayıda cemaatin arasında bu kadar çok tabureli insanın bulunması ne derece normal bilemiyorum. Harpten çıkmış bir ülkenin gazileri ile dolu bir cami gibi his oluşuyor insanın içinde.
Yine Zonguldak Ulucami’de, sağlı sollu 20’şerli oturma grubu halinde 40 kişilik oturma düzeni gördüm. Biz namaza yetişemeyip kendimiz kıldığımız için, sordum, bu oturaklar namaz sırasında yetmiyor bile dediler. Aynı gün ikindi namazının son rekatına yetişebildiğimiz Zonguldak İHL önündeki camide 7 kişi hocanın arkasında saf tutmuş namaz kılarken, 5 kişinin en arkada kendileri için ayrılmış uzun bankta oturarak namaz kıldıklarına şahit oldum. (Prof. Dr. Osman Özsoy)

OYUNA MI GELİYORUZ
“Son birkaç senedir; yürüye yürüye câmiye gelebilen, câmi ve apartmanlarda merdivenleri çıkabilen, pikniğe gidip bağdaş kurup oturabilen, evinde bir bacağını altına alıp koltukta ve sandalyede oturabilen nice kimseler câmide namazlarını sandalyede kılıyorlar.
Onları gören bazıları da “Demek ki böyle de olabiliyormuş. Benim ağrım-sızım var” diyerek bir sandalye ediniveriyor. Bazı câmilerde namaz kılmak için sâbit oturma yerleri bile yapılıyor. Hatta bazı yerlerde sıralar konulmaya başlanmış.
Câmilerde sandalye ve sandalyeyle namaz kılanlar niye habire çoğalıyor? Sebebi sandalye hastalığı(!)nın çoğalması mıdır, yoksa câmi cemaati olarak bir oyuna mı geliyoruz?
İnsanın hareketine engel olan romatizma, bel ağrısı, baş dönmesi gibi hastalıklar yeni değil eskiden beri var. Sandalye de eskiden beri var. Ama sandalyede namaz eskiden beri yok; yeni bir şey...
Bir arkadaşım geçen ay Lübnan’a gidip geldi. Diyor ki: “Bir câmiye girdim, cemaatin üçte biri namazını sandalyede kılıyor.”
Türkiye buna doğru mu gidiyor veya götürülüyor? Oyuna mı geliyoruz? Ve bu neyin nesi?..
Hangi hasta olursa olsun, hepsinin cevabı fıkıhta yerini aldığı halde, 1400 seneden sonra, (eski köye yeni âdet, kadîm fıkha nevzuhur bir madde eklercesine) namazı sandalyeye bağlamanın ve câmileri sandalyeyle doldurarak mâbedlerimizin kiliseye benzemesine bîgâne kalmanın mazereti olabilir mi? (Ali Eren)

KİLİSE ÖZENTİSİ
“1400 yıllık İslam tarihinde görülmemiş bir hadise ile karşı karşıyayız. Konu şudur: Camilerin arka tarafına haddinden fazla sandalyeler konulmuştur ve yaşlı kimselerin bir kısmının sandalyede oturarak namaz kılması istenmektedir. Bu sandalye işi kendi kendine oluşmamıştır. Bazı imamlara baskı yapılmış, sandalye sayısını çoğaltmaları istenmiştir. Ne lüzumu var efendim diyenler, üstü kapalı bir şekilde tehdit edilmiştir.
Birileri, bir zihniyet camilerimizi kiliselere benzetmek istiyor! Ehl-i Kitab da cennetliktir diyenler camilerimize karışmasınlar. Fıkıh kitaplarımızda, camilere sandalye konulmaz diye bir hüküm yoktur diyen çok bilmişlere kanmayınız.
Dinî kültürü, ilmihal ve fıkıh bilgisi yetersiz olan kimselerin sandalyede namaz kılmalarını teşvik etmek bir zulümdür, bir aldatmacadır. Sinsi metotlarla camileri kiliselere benzetmek isteyenlere teessüf ediyorum. (Mehmet Şevket Eygi)
Acaba Diyanet bu garabete ne diyor? Dahlim yok diyerek bu işten sıyrılamaz; camilerimizi bu çirkin görünümden kurtarmak için dahli kaçınılmazdır! (Türkiye Gazetesi, 17.8.2010)





Dinde güçlük yok, kolaylık var bahanesiyle, camiler taburelerle, sandalyelerle, sıralarla doldurulmaya başlandı.
Evet, dinde güçlük yok, kolaylık var fakat bu, herkes kendine güç gelen ibadetleri yapmasın veya ibadetlerin şartlarını istediği gibi değiştirsin, demek değildir. Dinimizin izin verdiği, sınırlarını çizdiği ruhsatlardan istifade edebilir, demektir.
Hasta olan kimse için bu ruhsat fıkıh kitaplarında şöyle bildirilmiştir:
Ayakta duramayan veya zarar gören, başı dönen kimse, farzları da, secde ettiği yerde oturarak kılar. Rüku için eğilir. Secde için, başını yere koyar. Duvara, değneğe, insana dayanarak, biraz ayakta durabilenin, ayakta tekbir alması ve o kadarcık ayakta okuması farzdır. Alnında ve burnunda birlikte özür olup başını yere koyamayan, ayakta durabilse bile, yere oturarak ima ile kılar. Yani rüku için biraz eğilir. Secde için, rükudan daha çok eğilir.

RESULULLAHIN TARİFİ
Resulullah Efendimiz bir hastayı ziyaret etti. Bunun, eli ile yastık kaldırıp, üzerine secde ettiğini görünce, yastığı aldı. Hasta, odun kaldırarak bunun üstüne secde etti. Odunu da aldı ve “Gücün yeterse, yere secde et! Yere eğilemezsen, yüzüne bir şey kaldırıp, bunun üzerine secde etme! İma ederek kıl ve secdede, rükudan daha çok eğil!” buyurdu.
Bir uzvundaki hastalıktan dolayı uygun oturamayan kimse, istediği gibi oturur. Dizlerini bükemiyorsa, oturabilmek için, ayaklarını kıbleye karşı uzatabilir. Bir yerini yastığa veya başka şeye dayar. Yüksek bir şeyin üstüne oturup ima ile kılması caiz değildir. Dizlerini bükebiliyorsa ayaklarını kıbleye karşı uzatması mekruh olur. Ayaklarını uzatmadan oturması gerekir.
Sandalyede oturarak namaz kılınamaz. Böyle kılanın namazı kabul olmaz. Çünkü, sandalyede oturmak için zaruret yoktur. Sandalyede oturabilen kimse, yerde de oturabilir ve yerde oturabilenin yere oturup kılması lazımdır. Namazdan sonra, yerden ayağa kalkamayan, sandalyeden ise kolay kalkan hastayı yerden bir kimse kaldırır. Yahut, kıbleye karşı olan bir karyolada, ayaklarını sarkıtmadan oturarak kılar. Namazdan sonra, ayaklarını yatağın bir yanına sarkıtıp, sandalyeden kalkar gibi kalkar.
Bir şeye dayanarak veya bir kimsenin tutması ile de, yerde oturamayan hasta, sırtüstü yatarak kılar. Ayaklarını kıbleye uzatır. Başı altına yastık koyar. Yüzü kıbleye karşı olur. Veya kıbleye karşı sağ veya sol yanı üzerine yatar. Rüku ve secdeleri, başı ile ima eder. Böyle de ima edemeyen aklı başında bir hasta, bir günden çok namazını kılamazsa, hiçbirini kaza etmez.
Hastanın yatakta veya sandalyede, ayaklarını sarkıtarak oturup, ima ile kılması caiz değildir. Hasta, yerde veya uzunluğu kıble istikametinde olan bir çekyat üstünde, kıbleye karşı oturarak kılar. Yere oturunca kalkamazsa, sandalye, koltuk veya yatak üzerine oturur, ayaklarını bir sehpanın üstüne koyarak ima ile kılar. Felçli olup sandalyesinden inip binemeyen de, mümkünse ayaklarını sehpaya koyar veya koydurur. Buna da imkân yoksa, tekerlekli sandalye mahkumu olan zaruretten dolayı kendi sandalyesinde, engellilere mahsus tekerlekli sandalyede kılması caiz olur.

NAMAZIN BOŞA GİTMEMESİ İÇİN
Hadis-i şerifte, “Namaz dinin direğidir” buyurulmuştur. Namaz şartlarına uygun olarak kılınmazsa din yıkılmış olur. Kur’an-ı kerimde de, birçok yerde, namazın dosdoğru kılınması emredilmektedir.
Mesela, Ra’d sûresinin 22. âyetinde meâlen: “Onlar, şu kimselerdir ki, Rablerinin rızasını kazanmak için sabrederler. Namazlarını dosdoğru kılarlar. Kendilerine verdiğimiz rızktan gizli ve âşikâr infâk eder, verirler. Kendilerine kötülük yapanlara, iyilik ederler. O müminler için (amellerine karşılık) âhiret saadeti ve rahat vardır” buyurulmuştur.
Lokman suresi 17. ayetinde de “Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir” buyurulmuştur.
Peygamberimiz, bir kimsenin namaz kılarken şartlarını yerine getirmediğini; rükü’unu ve secdelerini tamam yapmadığını görüp, “Sen namazlarını böyle kıldığın için, Muhammed’in dîninden başka bir dinde olarak ölmekten korkmuyor musun?” buyurdu.
Namazımızın geçerli olması için boşa gitmemesi için reformcuların sözleri ile değil, fıkıh âlimlerinin, ilmihal kitaplarının bildirdikleri ile amel etmek zorundayız! (Türkiye Gazetesi, 18.8.2010)

Betül Âşık

info@betulasik.com

Bu yazı toplam 269 defa okundu.
siganfu
İki Çeşit Müslüman...
Biri bildiğimiz "muhafazakâr" müslüman..
Çoğunluğu dini,Kuran ve süneti bilmez,ama samimi müslüman olup "öteki" tarafından bilgilendirilmenin derin hazzı içindedir..
Hep duyduğunu ama anladığını anlar.
Koyun misali güdülmeyi sever...
Aralarında İstisnai bilgi-görgü sahibi müslüman vardır.
Öteki ise VATİKAN müslümanı.
Bunlar Allahı ABD olan ,yeşil dolara tapınırlar.Birincilerin büyük kısmı koyun gibi olduğundan bunlardan fetva alır.
Tabureli cami ve hanım İmam bize ABD hediyesidir.Hediyenin banisi ise CÜNEYT ZAPSU biraderimizdir.
Bunlar bilinir.Domuz eti yenilir.Dolarlar katlanır..
Ramazanda İFTAR SOFRALARI kurulur.
Aklanır paklanırlar....
Zaten Vatik işi olduğu için "TAKTİS" işi önceden yapılmıştır.
Bunlar İMANSIZ MÜSLÜMAN olarak da tanınırlar.İftira atmak,yalan söylemek,kul hakkını yemek bu imansızlara mübah hatta KAFİRE GİTMESİN DİYE çaldıklarından sevap da sayılır..
Sayın Esen hanım bu yazdıklarımı LATİFE falan algılamayın.Türkiye bugün böyle...
Maalesef böyle...
Dini,Kuran'ı,Sünneti az çok bileni çıldırtacak kadar vahim..
Ama Allah KIYAMETE KADAR DİNİNİ KORUYACAĞINI beyan ediyor.
Yani bunlar Yezit ve Sülalesi gibi SULTAN da olsa BELASINI bulacaktır.Abasiler Emevileri tamamen kestiler...
Bunları da kesenler çıkar..
Emin olun çıkar...
"Bir mühlete kadar onlara fırsat verilmiştir."
O mühlet dolar..
Biz bilemeyiz,ama Allah bilir...
29 Ağustos 2010 Pazar Saat 17:38
Esen
10 bin dolarlık takım elbise
Betül'cüğüm,

Artık camiye gidenin kıyafetleri namazdan kıymetli...

Eskiden diz çköktüğünde takım elbisesinin diz kapağının aşınmasının derdine düşmeyen Müslüman, bugün çok zengin oldu. 10 bin dolara aldığı takım elbisesine kıyamıyor...

İkinci sebep de, "namazda görsünler" namazı. Dindar görüntüsü para kazandırınca, dindar olan da olmayan da camide görünmeye çalışıyor. ZAhmet geliyor tabii ki namaz kılmak. Kimbilri belki camilerin dışında polis kamerası vardır. Kameraya Müslüman görünmek için bile giden vardır.

Dinin istismarı dedikleri işte bu...

Eğer sen dindar-mış numarasına zorlarsan insanları, dinin kendisine zarar verirsin. O yüzden İslam'da zorlama yoktur.

AKP'nin yaptığı bir tür "zorlama" olduğu için, bu görüntüler de "patlama" oluyor.

Dinin yakasından düşsün artık çıkarcılar, sahte Müslüman kılıklılar, Vatikan uşakları!!!
25 Ağustos 2010 Çarşamba Saat 15:00
GALERİLER
ARŞİVDE ARA
PİYASALAR
USD 1,7540
EURO 2,3050
ALTIN 97,3426
İMKB 60147,96
HAVA DURUMU
GAZETELER
SON YORUMLANAN HABERLER
E-BÜLTEN
Ad & Soyad
E-Mail
Ekle   Çıkar  
Cihan Haber Ajansı
» Künye     » Reklam     » Sitene Ekle     » RSS
Copyright © 2008 2023Haber. Tüm Hakları Saklıdır. Sitemizdeki materyallerin izinsiz kullanılması yasaktır.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR