ÇOK OKUNANLAR
HAFTALIK
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ailem MHP'li olduğu için kurşuna dizdiler haberi
Ailem MHP'li olduğu için kurşuna dizdiler
16 Şubat 2010 Salı Saat 16:33
Katiller, önce kiracı gibi keşif yapıp daha sonra kontrat bahanesiyle yeniden geldiler. Annem, kardeşimin nişan hazırlıkları arasında bile onlara çeşit çeşit yemek hazırladı. Sonra kurşuna dizdiler.

MHP ilçe başkanı olan babasıyla birlikte, annesi ve kız kardeşi katledilen İnci Altınok, isyan etti. Başbakan Erdoğan’ın, Devlet Bahçeli ile girdiği polemikte Ülkücüler için “faşist” demesi 25 Haziran 1980’de tüm ailesi katledilen İnci Altınok’u isyan ettirdi. Altınok, “Katiller pişmanlık yasasından yararlanıp çıktı, biz ise mağdurken suçlu gösteriliyoruz” dedi.

Herşey Erdoğan’ın, milliyetçileri hedef alıp “Siz faşizmi iyi bilirsiniz” demesiyle başladı. Medya, “Sizi gidi ülkücü katiller sizi” yazılarını çıkardı sandıktan. Yeniçağ bu militanca tavra, gazetecilikle cevap verdi: “Ya diğer katiller” diye sorarak, hafızası unutmaya ayarlı bir ülkeye ve kalemi unutturmaya ayarlı bir grup gazeteciye katledilen ülkücüleri hatırlattı. Sonrası malum; bizim yolumuz o ülkücülerin aileleriyle, vicdan sahibi olanların yolu da “gerçekler”le kesişti. Ve 30 yıl sonra kimi gazeteciler “ülkücüler de öldü” diyebilmeye başladı. Devlet Bahçeli “cinayetlerin önemli bölümünün milliyetçi-ülkücü ve vatansever aydın, öğrenci, siyasetçi ve bürokratları kapsadığı”nı dile getirdi. Dileriz 30 yılda aralanan bu kapıdan geçmeye cesaret edebilenler, “Benim katilim kahramandır” zihniyetinden sıyrılmayı da başarırlar...

ÖNCE YEMEK YEDİLER SONRA KURŞUNA DİZDİLER

Karısı ve kızıyla öldürülen MHP İlçe Başkanı’nın hayatta kalan kızı İnci Altınok Yeniçağ’a konuştu.Komutanların hükümete ’uyarı’ mektubu gönderdiği söylentileri, yılın ilk altı ayında üst üste sekiz defa devalüasyon yapılması, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin liderliğine aday bulunamadığı için Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılamaması derken 1980 yılı, başından itibaren “darbe”nin ayak seslerinin hissedildiği günleri ekliyordu birbirine. Şartları hızla olgunlaştıran günlerden biriydi Haziran’ın 25’i. 

O sabah, Rami Cuma Mahallesi, Şeyh Abdullah Sokak’ta bulunan, 17 numaralı apartmanın, 3. katında yaşayan Altınok ailesinin sevinci telaşa, yorgunluğu heyecana karışmıştı. Hayırlı bir işe girişmişler, evin küçük kızı Nilgün’ün nişanına karar vermişlerdi. Mutlu gün yaklaştıkça, boya, badana, temizlik, alışveriş curcunası evi panayır yerine çevirmişti. Anne Fahriye Hanım, onca işinin arasına, o gün bir de misafir ağırlamayı sığdırmıştı... Misafir dediysek; öyle konu-komşu değil. Apartmanda boş bir daireleri vardı. Kiraya vereceklerdi.

Birkaç gün önce Tıp Fakültesi’nde okuduklarını ve nişanlı olduklarını söyleyen genç bir çift gelmiş, daireyi gezmiş ve tutmaya karar vermişlerdi. Ancak paralarının çıkışmadığını söyleyince, kontrat yapma işe birkaç gün sonraya bırakılmıştı. Kiracı adayları sohbet sırasında gurbetten, öğrencilikten, yokluktan dem vurunca içi yanmıştı Fahriye Hanım’ın. O da anneydi. Nilgün de, üniversite sınavına girmiş, sonucun açıklanmasını bekliyordu. Belki kendi kızı da, karşısındaki gençler gibi ailesinden uzakta, bir başına mücadeleye atılacaktı. Değil mi ki gençler, elde yok avuçta yokken, “okumak” derdine düşmüşlerdi; o da onların İstanbul’daki Fahriye anneleri olurdu.

Fahriye Hanım, canları çekmiş de yiyememişlerdir, özenip de alamamışlardır diyerek tam on yedi çeşit yemek hazırladı o gün, kontrat yapmaya gelecek genç ’misafirleri’ne.

KİRACI KILIĞINDA GELDİLER

Kapı çaldı. Beklediği gibi iki değil dört kişi gelmişti. Onları da tanrı misafiri saydı. Buyur etti. Baba Ali Rıza Altınok hemen kaynaştı gençlerle. Onların koyu sohbeti sürerken, Fahriye Hanım da, küçük kızı Nilgün ile birlikte hazırladığı çeşit çeşit yemeklerin ikramına başladı.
Yediler, içtiler, paylaştılar, gülüştüler...
Sonra...
Saat 12.45 suları...
Silah sesleri...

Nilgün’ün nişanı için apaydınlık renklere boyanmış duvarlar kırmızıya dönüverdi bir anda.
Kendilerini ’kiracı’ olarak tanıtarak önceden evi keşif amaçlı gezen katiller, arkalarında hesapta olmayan bir tanık bıraktılar. Fahriye Hanım’ın misafirleri gelince ayak altında dolaşmamak için diğer odalarda çalışan, katliam sırasında ise tuvalete saklanan o tanık, nişan öncesi evin badanasını yapan boyacı çocuktan başkası değildi. Olayın faillerini de yine o teşhis edecekti.
Herkes gibi, evin ortanca kızı İnci de ailesin başına gelenleri, işte o bir tek tanıktan dinlemiş, ailesinin merhametle kucak açtığı insanların, hainane planları acısını daha da derinleştirmişti.

Tayyip Erdoğan’ın milliyetçileri hedef alan “Siz Faşizmi iyi bilirsiniz” çıkışından sonra, Yeniçağ’ın “liberal faşistlere” göstermek için manşete taşıdığı “o resmi” görünce, 30 yıl sonra ilk defa konuşmaya karar verdi İnci Altınok. Elinde, ailesiyle çekilmiş fotoğrafları ve kendi vicdan müzesinde sergilediği hatıralarıyla Yeniçağ’a geldiği gün, itiraf etmeliyim hiçbirimiz için kolay olmadı. Bir evlada, bütün ailesini kaybettiği günü yeniden yaşatıyor olmak sarsıcıydı. Ancak İnci Hanım, “Lütfen... Ne istiyorsanız sorun” dedi, “Ben otuz yıl sonra, ancak şimdi konuşma gücünü buluyorum kendimde, ve herşeyi anlatmak istiyorum, çünkü ben de adalet istiyorum...”
İşte böylece başladık; önce biraz çekingen, sonra ağlamaklı, sonra birden öfkeye döndü yüzü, en sonunda kalıcı ikametgahı; gözyaşlarına...

-Biz “o gün” deyince, İnci Hanım “anneciğim...” diye girdi söze:

- Anneciğim herkesin yardımına koşan bir kadındı. Kimin eksiği varsa tamamlar, kim açsa doyururdu. Garibana kucak açardı. Dedeciğim İstiklal Savaşı’nda mücadele etmiş, Cemal Düvenci Tuğbay annemi vatan ve millet sevgisiyle dolu dolu yetiştirmişti. Babam da siyasete atılmadan önce askerdi. Hem bir asker kızı, hem de bir asker eşi olarak annem de bizleri aynı bilinçle yetiştirdi. Çok birikimli, kültürlü, en önemlisi şefkatli bir kadındı. Nihayetinde katillerini bile on yedi çeşit yemekle ağırlamış bir insan işte...

- Ya babanız, artık darbe için geri sayımın başladığı bir dönemde, siyasi bir kimliğe sahipti. Böyle bir acıyı yaşayacağınızı hissettiren olaylar olmuş muydu, ne bileyim tehdit gibi bir takım mesajlar alıyor muydunuz?

- Babam emekli bir binbaşıydı. Siyasetle rahmetli Osman Bölükbaşı sayesinde tanıştı. MHP’nin partileşme sürecinde her aşamada görev aldı. Son olarak da Gaziosmanpaşa İlçe Başkanıydı partinin. O da annem gibi gönlü zengin, eli açık bir insandı. Katilleri olacağını bilmeden, kendisine kiracı kılığında yaklaşan o canilerle ilgili olarak, yakın çevresine “Birkaç ay bakacağım. Derslerinde başarılı olduklarına emin olursam kira almam, eğitimlerine katkım olsun” demiş. Annem gibi, ben ve kardeşlerim de babamla aynı milliyetçi duyguları paylaşırdık. Bu nedenle babamın görevi dolayısıyla yaşanacak her türlü sıkıntıya hazırdık. Yani o günü yaşayana kadar hazır olduğumuzu düşünüyorduk. Ama öyle değilmiş. Bir ailenin darmadağın edilmesi hazırlanılacak, alışılacak bir şey değilmiş. 

- Tehdit alıyor muydu babanız?

- Evet, mesleği ve siyasi kimliği dolayısıyla tehdit alıyordu. Sonradan, polisin yaptığı operasyonlarda ele geçen ölüm listelerinde de adının olduğunu gördük. Babamın olaydan önce koruma talebi olmuştu. Hiçbir cevap alamadı. Ben de birkaç defa, dönemin ilgili güvenlik birimlerini arayarak, bu talebi hatırlattım. Maalesef hep oyalandık.

- “Neden” sorusunu sordunuz mu hiç kendinize...

- Nilgün’ün ölümünün tek nedeni, MHP’de siyaset yapan bir babanın kızı olmaktı. Yanlış anlamayın bunu şikayetle değil övünerek söylüyorum; babamın göreviyle, bu ülkeye hizmetiyle hep gurur duyduk biz. Nilgün hayat doluydu. Çalışkandı. Hayalleri vardı. Bir yandan nişan heyecanı yaşıyor, bir yandan üniversite sınavının sonucunu bekliyor, diğer yandan da TRT’nin spikerlik sınavına hazırlanıyordu. Dolu dolu yaşardı. TRT’nin sınavı 26 Haziran’daydı. Olayın bir gün sonrası. Sınava giriş kartını hala saklıyorum. Biz onları defnettikten kısa süre sonra üniversite sonuç belgesi geldi. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni kazanmış. 

- Nişanlısı nasıl öğrendi olayı, o ne yapıyor şimdi?

- Nasıl, kimden öğrendi bilmiyorum. Çünkü ben de İstanbul’a gelene kadar bilmiyordum kaybettiğimi ailemi. Kardeşimin nişanlısı bir jet pilotuydu. Ve olayın ertesi günü, kullandığı jetin düşmesi sonucu şehit oldu. İki şehit ahirette kavuştu...

- En son ne zaman görmüştünüz ailenizi? Son konuşmalarınızı hatırlıyor musunuz?

- Rahmetli Gün Sazak’ın cenazesinde. Ankara’ya geldiler. Bizde kaldılar. Sonra hep birlikte cenazeye gittik. Annemin öfkesini hatırlıyorum. “Devlet düşmanları, ordu düşmanları” diyordu. Çok hassastı.

- Neler konuştunuz?

 - Hepimiz çok üzgündük. O nedenle çok konuşamadık. Arabada annem bir ara daldı. Sonra sıçrayarak açtı gözlerini. Rüya görmüş. Kabus demek daha doğru. “Kanlı gömleklerimizi gördüm” dedi, “Bizi de katledecekler”. Kaygılıydı.

- Sonra hemen döndüler mi?

- Evet cenazeden sonra onlar İstanbul’a döndü. Üstünden bir ay bile geçmeden, annemin kabusu gerçek oldu, evimizin salonunda, kanlı gömlekleri ile buldular onları...

MHP İlçe Başkanı olan babası, annesi ve kız kardeşi kiracı kılığındaki katillerce öldürülen İnci Altınok, “3 kişiyi öldüren katil, müebbet alıp 11 yılda çıktı. Katilden kahraman yarattılar. Beni annesiz bırakan katilleri ödüllendirdiler” diyerek adalet istiyor.

***

MHP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı olan babası, annesi ve kızkardeşiyle birlikte, kiracı kılığında evlerine giren MLSPB’lilerce katledilen İnci Altınok ile konuşmaya devam ediyoruz. 13 Mayıs 1985 tarihli Milliyet ve Hürriyet gazetelerinde, annesi, babası ve kız kardeşini öldürmek de dahil birçok suçtan müebbet hapse mahkum olan Ayşe Hülya Özzümrüt’ün, cezaevinde çekilen “mutlu anneler günü” fotoğrafına bakan Altınok’un gözleri doluyor, “Beni annesiz bırakanları, annelerine kavuşturarak ödüllendirdiler” diyor. Altınok, ailesini kaybettikten sonraki en büyük acısının, ailesinin katili Özzümrüt’ün tahliyesi olduğunu söylüyor...

MÜEBETE MAHKUMDU 10 YIL YATTI SALIVERİLDİ

Altınok ailesini katlettiği için müebbete mahkum olan MLSPB’li Ayşe Hülya Özzümrüt, cezaevinde kaldığı yıllarda, katil olduğu unutturulmak istenircesine, “annesine hasret kız” olarak gazete manşetlerine çıkarıldı. 1991’de tahliye oldu.
Yasa dışı eylemlerini ve katilleri savunduğu kitaplar bugün TBMM Kütüphanesi raflarında...

- Nasıl haber verildi size, kimden duydunuz ailenizin katledildiğini?

-  O gün çocukları yatırmış yemeği hazırlıyordum. Dışarıdan sesler geldi. Komşularım ağlayarak balkona fırlamışlar. “Bir binbaşıyı evinde taramışlar” dedi biri. Televizyonda izlemişler. Evimde de televizyon açıktı, Allah’ın işi işte, ben haberi görmedim. Hemen sonra da polis geldi. Yalnız olduğumu görünce bana söylemek istemedi. “Sizinle ilgili bir mesele değil, eşinizle görüşecektim” dedi ve geri döndü. Kapıda karşılaşmışlar, ben eşimden öğrendim. Ama öldüklerini söylememişti. 

- Olayı evdeki boyacı çocuktan dinlemişsiniz. Başka gören, duyan olmamış mı?

- Olmuş, olmaz mı? Ama kimse müdahale edememiş. Annemler evde kendi telaşlarındayken, on - onbeş kişi mahalleye gelmiş, sokağımıza çıkan yolları kesmişler. Esnaf, komşu kim varsa, hepsi üzerlerine silahlar doğrultulmuş halde rehin tutulmuş. Yarım saat öncesinden böyle bir hazırlık yapılmış. Kiracı kılığında evimize gelen Doğan Özzümrüt, Ayşe Hülya Özzümrüt ve yanlarında bulunan iki kişi önce kendi güvenliklerini sağlamışlar. Annem katilleri için yemekler hazırlarken, onlar mahallemizi kuşatmakla meşgulmüş. Her adımı önceden düşünülmüş. Evden çıkmadan önce de o yemeklerini yedikleri aile için “faşist yuvalarını dağıttık” yazmışlar evin duvarlarına. Ben bunları görmedim. Olaydan sonra eve giren ilk kişi, daha sonra MHP Milletvekili olan Mustafa Verkaya’ymış. Bizim daha da fazla sarsılmamamız, “kan gölü” nü görmememiz için, güvenlik güçlerinin işi bittikten sonra temizletmiş her yeri. Ülkü Ocakları’ndan gelen gençler silmişler yazıları.

- Olay faili meçhul olarak mı kaldı?

- Faili meçhul değil ama, failleri cezasız kaldı. Faili mesut bir olay anlayacağınız...

- Nasıl yani?

-Olayın faillerinden üçü 1981 yılında bir çatışmada “tesadüfen” ele geçirildi. Polis bir grubun İsrail Başkonsolosluğu’na eylem hazırlığı içinde olduğu istihbaratını almış. Gözaltına aldıkları bir kişi hücre evi ve eylemcilerle ilgili itiraflarda bulunmuş. Bunun üzerine Maltepe İnönü Caddesi üzerinde bir evi kuşatan polis ile üç MLSPB’li arasında çatışma çıkmış. Ailemin katillerinden ikisi o çatışmada öldü. Ayşe Hülya Özzümrüt ise yaralı ele geçirildi. Katillerin onlar olduğu, parmak izi tesbiti sırasında ortaya çıktı. Bizim evde yemek yedikleri tabakta, kaşıkta da parmak izleri bulunmuştu.

- Dört kişi demiştiniz..

- Evet diğer katil de, Kamuran Özcan; yıllar sonra, bir başka çatışmada öldü. 

- Ayşe Hülya Özzümrüt’e ne oldu, takip ettiniz mi süreci?

- 1991 yılında Anayasa Mahkemesi’nin Terörle Mücadele Yasası’nda şartlı tahliyeye oran sınırlaması getiren maddelerinin iptali sonrasında tahliye oldu.

- Salındığını duyduğunuzda ne hissettiniz?

- Bekliyorduk. Bunun zeminini yaratmıştı medya. Hürriyet gazetesi, katilin annesiyle fotoğrafını basıp “O da çocuğuna hasret” diye duygu sömürüsü yaptı. Gazeteyi gören ablam aradı. “Kana susamışların müdafaasını yapıyorlar, sana bana acımıyorlar” diye feryat etti. Gazetenin annesine kavuşsun demeye getirdiği kadın, beni annesiz bırakan katildi. Çıktığı gün hiddetlendim, öfkelendim, üzüldüm. Siyasi iktidarın, yargının kararını değiştirme hakkı olmamalıydı. Benim ailemin katillerini, bana sormadan affetme hakkına sahip olmamalıydı. Ama bütün bunlar oldu.

- Ailenizin katilinin şimdi ne yaptığını biliyor musunuz?

- Bir gün bir araştırma sırasında TBMM Kütüphanesinde kitapları olduğunu öğrendim. Beynimden vurulmuşa döndüm. Yayımlanmış her kitabın bir örneği olurmuş orada. Bir katilin anılarının, yaptıklarını marifet gibi anlattığı, yücelttiği kitapların Meclisin çatısı altında olmasını hazmedemiyorum.

- Yücelttiğini nerden biliyorsunuz...

- Hala birçok internet sitesinde onlardan “kahraman” olarak söz ediliyor. 

- Son günlerde faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasıyla ilgili mağdur ailelerinin girişimleri var, takip ediyor musunuz?

- Acıyla izliyorum. Siyasilerin ve medyanın 12 Eylül’de yaşanan bütün sıkıntıları ülkücü camiaya yıkma çabasında olduklarını görüyorum. Çok çirkin. Herkesin yaşam hakkı var. Benim annemin, babamın, kardeşimin de vardı. Bana bu acıyı yaşatan failler meçhul değil. Failler belli. Ama cezalarını çekmediler. Faili meçhullerin acısını da hissediyorum. Bu olay beni ailesiz bıraktı. Ama öbür yandan ailemi büyüttü. Binlerce ailem var benim şimdi. Aralarında faili meçhul cinayetlerin öksüz, yetim, eşsiz, evlatsız, kardeşsiz bıraktıkları da var. 

- Böyle bir mücadelenin parçası olmak istermisiniz?

- Ben yıllarca kendimi bilmeden yaşadım. Bayramlardan nefret ettim. Hafızamı kaybettim, yeni yeni hatırlıyorum birçok şeyi. Çocuklarımın bebekliklerini hatırlamıyorum mesela, nasıl büyüdüler bilmiyorum. Tek bildiğim, onlara hiç bayramlık almadığım. Ailemi kaybettikten sonra bana bir gün dahi bayram olmadı çünkü. Bir de genç kız görmeye tahammül edemezdim. Bir anne-kız görmek sinirlerimi bozardı. Sonunda ruh hastası oldum zaten. Çok zor günler geçirdim. Bütün bu acıları görmezden gelen, 12 Eylül’ün bütün yükünü ülkücülere yükleyerek, mağduriyetlerinin üzerini örtmeye çabalayanların şimdi “bütün katillerin ve arkalarındaki güçlerin hesap vermesini istedikleri” konusundaki samimiyetlerini ortaya koymaları lazım. Benim ailemi katledenler ülkücü değildi. Bugün “katiller hesap versin” diyenlerin, benim ailemin katillerine sahip çıktıkları için vicdanlarının sızladığına inanırsam, elbette ben de “bütün katillerin” bulunmasına ve hak ettikleri şekilde cezalandırılmalarına destek veririm.

BASIN, KATİLLERDEN KAHRAMAN YARATTI

Milliyet, 1981 yılında, Ayşe Hülya Özzümrüt’ün yakalandığı operasyonu şu satırlarla duyurmuştu: “Marksist Leninist Silahlı Propaganda Birliği adlı örgütün Merkez Komite üyelerinin ölü olarak ele geçirildiği operasyonun, Cumhuriyet tarihinde bir eşine daha rastlanmadığı bildirilmiştir.” Aynı Milliyet, 5 yıl sonra, o gün “kanlı bir terör örgütünün beyin takımından” olduğunu vurguladığı Özzümrüt’ü, bu kez “Annesine hasret çeken mazlum genç kız” olarak cilalayacaktı. Keza Hürriyet de, Özzümrüt’ün annesine sarıldığı fotoğrafı “Canım anneciğim” manşetiyle süsleyecek, “duygusal” haberinde Özzümrüt’ün hangi suçlardan müebbete mahkum edildiğini ise hatırlatmayacaktı.

BENİM KATİLİM ANLAYIŞI

Ağca’nın cezasını az bulan, 7 kez müeebbete çarptırılan ve hala cezaevinde olan Kırcı’nın “yeterince cezalandırılmadığını” savunan Türk basını(!), Altınok ailesinin üç üyesini katleden ve başka bir katliamın hazırlığında yakalanan Özzümrüt’ün 10 yıl sonra salıverilmesini bırakın eleştirmeyi, teşvik bile etmişti.

Özzümrüt’ün cezaevinde yazdıklarını kitaplaştıran Ragıp Zarakolu (2007’de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü’nü aldı), katillerden nasıl kahramanlar yarattıklarını bir söyleşisinde şöyle anlattı: “Ayşe Hülya’nın şiirleri de cezaevinden kaçak çıkarılmıştı. Küçücük pelur kâğıtlara yazılmış; gömlek kollarına, yakalara dikilmiş, mektup satırları arasına. Onlar tekrar yazıldı, dizildi ve ortaya Dövüşenler Konuşacak adlı kitap çıktı.”

AHMET KAYA BESTELEDİ

Türkiye’de işlenen sayısız cinayeti de içeren, kalın bir cilt halindeki MLSPB iddianamesinin, sicili en kabarık sanıklarından olan ve suçlu bulunarak hüküm de giymiş Özzümrüt’ün şiirlerinden biri, Türkiye’ye “barış ve özgürlüğün sesi” diye yutturulmak istenen Ahmet Kaya tarafından bestelendi ve yıllarca “kardeşlik şarkısı” olarak pazarlandı. Birgün gazetesinde, Ulaş Öztürk imzalı yazıda da katiller “ölümü Spartaküs kadar trajik olan kahramanlar” olarak anıldı. “Onlar tarihsel ve toplumsal başkaldırı geleneğinde ’hayır’ demenin onurunu taşıyarak  insanlık evrimindeki yerlerini almışlardır” denirken, bir insanın, MHP’de siyaset yapmak dışında suçu olmayan Ali Rıza Altınok ile ailesini hunharca öldürebilmek için nasıl bir evrim geçirmiş olabileceğine ise değinilmedi...

Bu yazı toplam 10618 defa okundu.
Erhan Papila
Ah İnci abla
Ah İnci abla. Bahçeli , babanız Ali Rıza bey, anneniz Fahriye Hanım ve kız kardeşiniz Nilgün\\\'ü şehit eden solcuların değirmenine su taşıyor bunu niye görmüyorsunuz? Berkin Elvan\\\'a acıma mesajı göndererek sol ideolojiye göz kırptı Bahçeli. Şehitlerimin kemiklerini sızlatan Bahçeli ve onun ekibi benim teşkilatım olamaz.
03 Nisan 2015 Cuma Saat 10:56
Esen
Dehşet öyküsü:(
Katil olmak serbest, katili idam etmek yasak...

Allah'tan gelmeyen ölümü kaldırmak gerçekten çok zor. Bir yakınınızın kaserden, kalpten ölmesini kaldırabilrisiniz. "Vakti gelmiş" dersiniz. Kimseye düşman olamazsınız. Ama trafik kazasında, bir saldırıda, bir canlı bomba tarafından öldürülen bir yakınınızın ölümünü kabullenmeniz yıllar sürer...

Aynısı şehit büyükelçilerimizden birinin kızından dinlemiştim. "Ben de katil olabilirdim. Elimde silahlarla Ermeni avına çıkabilirdim gençken. Yapmadım. Kabullendim." diyordu ama 30 yıl önceki olayı anlatırken hala ağlıyor olması, pek de kabullenemediğini gösteriyor.
17 Şubat 2010 Çarşamba Saat 16:18
GALERİLER
ARŞİVDE ARA
PİYASALAR
HAVA DURUMU
GAZETELER
SON YORUMLANAN HABERLER
E-BÜLTEN
Ad & Soyad
E-Mail
Ekle   Çıkar  
Cihan Haber Ajansı
» Künye     » Reklam     » Sitene Ekle     » RSS
Copyright © 2008 2023Haber. Tüm Hakları Saklıdır. Sitemizdeki materyallerin izinsiz kullanılması yasaktır.
Yazılım & Tasarım : Mahmut ÖZDEMİR